1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Wikileaks'ten bir bomba iddia daha
Wikileaks'ten bir bomba iddia daha

Wikileaks'ten bir bomba iddia daha

Türkiye bugün 22 temmuzdan çok farklı koşullarda seçime gidiyor. ABD belgeleri 2007’de neler yaşandığını bir bir anlatıyor. İşte şok detaylar...

A+A-

Genel seçim genel seçimdir ama bu yazın gelişi, 2007 yazınınkinden epey farklı. 12 haziranda sandık başına gitmeye hazırlanan Türkiye, dört yıl önce 22 temmuzda sandığa giden Türkiye’ye kıyasla, askerin nefesini ensesinde daha az hisseden bir ülke. En azından şu an itibariyle, PKK tehdidinin ordu tarafından siyasi hesaplarla sürekli ön plana çıkarıldığı, PKK’nın da eylemleriyle, ordunun bunu yapmasını kolaylaştırdığı günler yaşamıyoruz. Oysa 2007 seçimlerine, tam da bu havada gitmiştik. Bugün yayımladığımız, 18 Haziran ve 19 Temmuz 2007 tarihli Amerikan kriptolarını bir çerçeveye oturtmak da ancak bu havayı hatırlamakla mümkün.

Dört yıl önce Türkiye, ilkbahara, Çankaya Köşkü’ne Sezer’den sonra kimin çıkacağı konusunda belirsizlik ve mücadele içinde girmişti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını engellemeye kararlı güçler, AKP sonradan dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü aday gösterdiğinde de keskin muhalefetlerinden geri adım atmadılar. Demokrasinin ve eşit vatandaşlığın gereklerini umursamıyor, ne olursa olsun, Çankaya’da eşi başörtülü bir Cumhurbaşkanı görmek istemiyorlardı. Bu çevre, 27 Nisan e-muhtırası ve Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı ile cesaret buldu; Cumhuriyet mitingleriyle de meydanlara taştı.

Ancak hükümetin e-muhtıra karşısındaki kararlı duruşu ve Cumhuriyet mitinglerine giden kalabalıkların, AKP’nin yine “tek başına iktidar” olmasını engelleyebilecek kadar da “kalabalık” olmadıklarının bilinmesi, gidişata “dur” demek isteyenleri hareketlendirdi. PKK tehdidi ve bir sınırötesi operasyon olasılığı sürekli gündemde tutuluyor, hükümet bu konuda üzerine düşeni yapmamakla eleştiriliyordu.

2007’nin ilk ayları, Hrant Dink’in öldürüldüğü, Malatya Zirve Katliamı’nın gerçekleştiği karanlık bir dönemdi ve seçime gidilirken, yeni bir suikast olasılığının ve kaos senaryolarının hayata geçmesinden endişe duyuluyordu. Washington’daki Hudson Enstitüsü’nde, iki Türk generalinin (Süha Tanyeri ve Bertan Nogaylaroğlu) katılımıyla ve birtakım felaket senaryolarının tartışılacağı önceden bildirilerek yapılan gizli toplantı bugünlerde gerçekleşti. 13 Haziran 2007’deki toplantı, gerek “büyük kentlerde bir suikast ya da kitlesel terör saldırısı olursa, Türkiye sınırötesi operasyona zorlanabilir mi” sorusunu gündeme alması nedeniyle, gerekse bu toplantıdaki bir Amerikalı yetkili, “Kuzey Irak’taki PKK liderlerinden birkaçının Türkiye’ye teslim edilmesi” olasılığına değindiğinde, aldığı yanıt nedeniyle Türkiye’de çok tartışıldı. Toplantının bazı Türk katılımcıları, “PKK’lıları yakalamanız, seçim öncesinde AKP’ye destek olarak algılanır” demişti; o katılımcılardan biri de Nogaylaroğlu’ydu. 

‘Sınırötesi’nin eli kulağında...

Ankara’daki Amerikan Büyükelçiliği de, o günlerde Washington’a harıl harıl telgraf göndermekle meşguldü. 18 Haziran 2007 tarihli iki telgraf bu açıdan dikkat çekici.

Ankara’daki Amerikalı diplomatlar, aynı gün önce gizlilik statüsü taşımayan bir telgrafta, Erdoğan ve Gül’ün Hudson toplantısında konuşulanlara gösterdikleri tepkiyi, Türk basınındaki haberlere dayanarak geniş biçimde aktarıyorlar. Daha sonra yine Büyükelçi Ross Wilson’ın onayıyla Washington’a gönderilen, ancak bu kez “KİŞİYE ÖZEL” statü taşıyan telgrafın başlığı ise şöyle: “Üst Düzey (Türk) Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi, Askeriyenin Dış Politika Üzerindeki ‘Denetim’inden Yakınıyor.” Büyükelçilikte o dönemde Siyasi-Askerî Müsteşar olarak çalışan Janice G. Weiner’in kaleme aldığı telgrafın tam metni şöyle:

(1) ÖZET: Irak konularında çalışan üst düzey bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi 15 haziranda bize, askeriyenin hem Türkiye’nin Irak politikasını hem de iç siyasi durumu yönlendirmek için PKK meselesini kullanmasından şikâyet etti. Bu yetkili, sivil ve askerî yetkililer arasındaki alışılmış dengenin bozulduğuna inanıyor ve kişisel olarak, sınırötesi bir operasyonun –potansiyel olarak sadece PKK’ya değil Barzani’ye de zarar verecek şekilde tasarlanabilecek bir operasyon da buna dahil– elinin kulağında olmasından korkuyor.

Ordu, etrafa korku yaymaya çalışıyor

2) Bu yetkili, askeriyenin, Türkiye’nin en saygın kurumu olma konumunu –kendi ifadesiyle– Türkleri yanlış yönlendirerek, iktidar partisi AKP’nin geleneksel Türk laikliğini tehdit ettiğine inandırmak için kullandığını da öne sürdü. Onun görüşüne göre, askeriye, bu konuyu ve PKK terörizmini korku yaymak için kullanıyor. İrtibatta olduğumuz yetkili –AKP’nin iç çemberindeki dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu’ndan nefret ettiğini bize söyleyen ama aynı zamanda rasyonel bir düşünür ve dış politika yöneticisi olarak Abdullah Gül’e hayranlık da duyan dünya görmüş bir kariyer diplomatı– birçok gazeteciden duyduğuna göre, askerin bu yaklaşımının başarılı olduğunu ve Anadolu’nun iç kesimlerinde AKP’nin oy kaybına uğradığını da söyledi. Ona göre, 22 temmuz seçimlerinin sonucu bir CHP-MHP koalisyon hükümeti olabilir ki, bunun da özellikle Irak sözkonusu olduğunda, “sizin için de bizim için de bir felaket” olacağına inanıyor.

Türkiye, Irak’a girmesin diye...

3) İrtibatta olduğumuz yetkili, sınırötesi bir operasyonu önleyerek, durumun AKP lehine değişmesini ve rasyonel Irak politikasının devamını sağlayabilecek yegâne şeyin Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı bir Amerikan eylemi olduğu görüşünü açıkladı. Bu yetkili, bir CHP-MHP koalisyonu (yani milliyetçi, kuvvetli biçimde Kürt karşıtı ve ABD karşıtı bir hükümet) onun çıkarlarına sadece zarar verebilecekken, Barzani’nin (yani Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin) niye PKK konusunda yardımcı olmakta bu kadar isteksiz davrandığını anlayamadığını de sözlerine ekledi.

4) Bu, tek bir kişinin görüşünü yansıtsa da, bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin bize kendi endişelerini bu denli çıplak biçimde ifade etmesi şaşırtıcı; tabii, bunun bizi PKK’ya karşı eyleme sevketme amaçlı hesaplı bir davranış olması da mümkün. Yetkilinin endişesi samimi görünüyordu ve bu endişenin Bakanlık’ta, en tepe dahil olmak üzere, birçok düzeyde paylaşıldığını ima etti. “Devletin” Türkiye’nin Kürt nüfusunu kabullenmek gibi tabu konularla başa çıkma beceriksizliğine bilhassa öfkelenmiş görünüyordu. İran’a resmî bir ziyaretten yeni döndüğünü anlattı. Tahran’daki büyük bir müzeyi gezdiği sırada, İranlı tur rehberi bazı eski eserleri işaret ederek “Bunlar bizim Kürdistan bölgemizden” demiş. Yetkili, böyle bir cümlenin İran gibi otoriter bir devlette kabul görürken, Türkiye gibi bir demokraside niye kabul görmediğini merak ediyordu.

Askeriye kendine güveniyor deseler de

Yukarıdaki telgrafta Amerikalıları ikna etmeye çalışan Türk Dışişleri mensubunun istediği olmadı, ABD, 2007 yazında PKK’ya karşı bir girişimde bulunmadı. Bu telgraftan dört hafta sonra, 19 Temmuz 2007’de Ankara Büyükelçiliği Başmüsteşarı Nancy McEldowney, Türk ordusunun seçimlere nasıl baktığını ve seçim sonuçlarını etkilemek için neler yaptığını konu alan bir telgraf yazdı. Daha önce, 2010 yılı sonundaWikiLeaks tarafından açıklanmış ve Türkiye’de de kısmen haberleştirilmiş olan “KİŞİYE ÖZEL” ibareli telgrafın tam metni şöyle:

(1) ÖZET: Ankara’da sivil-asker ilişkileri üzerine uzman kişiler, Türk Genelkurmayı’nın, 27 nisandaki uyarı ve bunu müteakip, Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı oylamasına ilişkin olarak Türkiye’nin erken genel seçimlere gitmesine yol açan bir karar almasıyla başlayan süreçten tatmin olduğunu savunuyorlar. Analistlere göre, mayıs ve hazirandaki laiklik yanlısı kitle gösterileriyle yeniden hayat bulan ordu ile laiklik yanlısı muhalefet partileri, AKP’nin, 22 temmuz seçimlerinden tek başına hükümet kurabilecek kuvvette çıksa bile, cumhurbaşkanlığı için bir konsensüs adayı bulmak zorunda kalacağına inanıyorlar. İddia olunan bu güven duygusuna rağmen, askeriye, AKP hükümetini güvenlik alanında zayıf gösterebilmek amacıyla, PKK teröristlerine karşı sınırötesi operasyon tartışmasını ve ABD’nin PKK’ya doğrudan ya da dolaylı olarak silah sağladığı yönünde basında çıkan iddiaları istismar etmek için çalışmayı sürdürüyor. Ve tabii, askeriyenin –kamuoyuna açıklamada bulunarak, siyasi manevralar yaparak ya da partizanca manipülasyon gerçekleştirerek– kararsız seçmenleri laik muhalefet partilerine çekmek için bir son dakika girişiminde bulunması ihtimali de var. Askeriyenin seçimlere tepkisi, Türk Genelkurmayı’nın 1 ağustosta başlayacak olan Yüksek Askerî Şûrâ’sının (YAŞ) meşakkatli yıllık toplantısından da etkilenebilir. ÖZETİN SONU.

Ve komutanlar nihayet tatile çıktı

(2) Türk Genelkurmayı’nın, bazılarının bir tür askerî müdahaleden korkmasına neden olan 27 nisan uyarısı, 22 temmuz seçimlerinin son düzlüğünde yerini daha geleneksel bir siyasi mücadeleye bıraktı. Mayıs ve haziran aylarında, Kuzey Irak’taki PKK teröristlerine karşı bir sınırötesi harekâtın sorumluluğunu kimin üstleneceği üzerine hükümetle —AKP hükümetinin terörizm konusunda yumuşak olduğunu göstermek üzere dizayn edilmiş bir şekilde— kamuoyu önünde atıştıktan sonra, Genelkurmay, iç politika konularında açıklamalar yapmaktan son iki haftadır uzak duruyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ile Genelkurmay İkinci Başkanı Saygun haziran sonu ve temmuz başında deniz kıyısında önceden planlandığı üzere tatil yaptılar.

(3) Ankara Üniversitesi profesörlerinden Tanel Demirel’e göre, Türk Genelkurmayı 27 nisan bildirisiyle kısa vadedeki en önemli hedefine ulaştı: Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını önlemek ve Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanı seçmek için gerekli oy eşiğini 367’ye çıkaran bir karar almasını sağlamak. Laik ve milliyetçi Atatürkçü Düşünce Derneği’nin (ADD) Başkanı, emekli Orgeneral Şener Eruygur, İstanbul, İzmir ve diğer şehirlerdeki laiklik yanlısı mitinglere büyük katılım sağlandığına dikkat çekerek, bunun, laiklik yanlısı güçlerin AKP’ye karşı çıkmak üzere ayağa kalktıklarının kanıtı olduğunu söyledi.

Dolmabahçe bir dönüm noktasıydı

(4) Birkaç gözlemci, mesela Bilkent Üniversitesi profesörü ve askeriye konularını inceleyen Ümit Cizre, AKP’nin orduyla ilişkilerinde en önemli ânın, Başbakan Erdoğan’la Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın 4 mayısta İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda yaptıkları özel görüşme olduğunu söyledi. Cizre ve diğer analistler, 2.5 saatlik görüşmede neler olduğundan emin değillerse de, Büyükanıt’la Erdoğan’ın bir anlayış birliğine vardıkları sonucunu çıkarıyorlar. Ankara Üniversitesi profesörlerinden Nuran Yıldız, o görüşmede Büyükanıt’ın cumhurbaşkanlığı konusundaki askerî “kırmızı çizgileri” Erdoğan’a açıkça anlattığını söylüyor. Herkes o günden sonra, durumun dikkate değer biçimde rahatladığında hemfikir.

(5) Askeriyenin, Türkiye’nin laik demokrasisini korumak için müdahaleye hazır olduğunu duyuran 27 nisan internet uyarısının önemi konusunda analistlerin görüşleri değişik. (Ümit) Cizre ve (Tanel) Demirel, 27 Nisan bildirisinin hem zararlı hem de, Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı için toplantı yeter sayısının 367 olduğunu teyit etmeye ve böylece Gül’ün adaylığını başarısızlığa uğratarak erken seçimlere giden yolu açmaya zaten hazırlandığı bir aşamada, gereksiz olduğu savunuyorlar. (Nuran) Yıldız ve diğerleri, ki bunlara Ankara’daki Avrasya Araştırmaları Merkezi’nden (ASAM) emekli Orgeneral Rıza Küçükoğlu da dahil, ordunun, AKP’nin bütün büyük iktidar merkezlerini tekeline alma girişimlerini dengelemeye yönelik rolünü doğru şekilde oynadığını savunuyorlar. Ankara Üniversitesi profesörlerinden Bedriye Poyraz gibi askeriyenin bildirisini eleştirenler dahi, AKP’nin devlet bürokrasisini kendi yandaşlarıyla doldurmaya dönük bariz girişimlerle ve Gül’ü, cumhurbaşkanlığına düşüncesizce aday göstermekle askerîmüdahaleyi kışkırttığını düşünüyor. Askeriyenin müdahalesinin bazı entelektüeller ve yorumcular tarafından eleştirilmesine rağmen, Türklerin çoğunun, generallerin kendi siyasi görüşlerini açıklamasını makul olmasa bile doğal karşıladıklarını anlatıyorlar.

(6)Seçim sonrası senaryolara bakarsak, konuştuğumuz gözlemcilerin çoğu bize, konsensüsle seçilen laik bir kişi cumhurbaşkanı olduğu müddetçe, askeriyenin bir AKP hükümetini daha kabullenebileceğini söylüyorlar. AKP’nin hükümeti kurmak için bağımsız Kürt vekillerle işbirliği yapması ihtimali ise, askerî ve laik müesses nizamın iki başdüşmanı olan “İslamcıları ve ayrılıkçıları” biraraya getirmesi nedeniyle daha fazla tartışma yaratıyor. Cizre, cumhurbaşkanı laik olduğu müddetçe, generallerin AKP ile bağımsız Kürtler arasında bir ittifakı hoşgörebileceğine inanırken, ADD’den Eruygur, böyle bir ittifakın Türkiye için “kâbus” olacağını söyledi. ASAM’dan Küçükoğlu, geçmişteki davranışlarını (1990’larda Kürt yandaşı milletvekillerinin parlamenterlik yeminini, Türkçe–telgrafta yanlış yazılmış, doğrusu Kürtçe olacak–etme girişimini ve dokunulmazlıklarının kaldırılarak sonunda kovuşturmaya uğramalarına neden olan davranışları) hatırlatarak, askeriyenin bağımsız Kürt milletvekillerinden rahatsızlık duyacağını savundu. Ama (Küçükoğlu) laikliği destekleyen Türkler artık kendi seslerini bulduğu için, askerî darbelerin bundan böyle gereksiz olduğunu da ifade etti.

(7) YORUM: Analistlerin, askeriyenin güven içinde olduğu yönündeki iddialarına rağmen, generaller, PKK terörizmini ve Kuzey Irak’a bir sınırötesi operasyon düzenlenmesi gerekliliğine ilişkin tartışmayı, AKP’yi terörizm konusunda zayıf göstermek için kullanarak, sahne arkasından bariz biçimde çalışıyorlar. Biz, ayrıca ABD’nin doğrudan ya da dolaylı biçimde, Kuzey Irak’taki PKK’ya silah sağladığı yolundaki son iddiaların arkasında da askeriyenin parmağı olduğunu tesbit ettik. Bu da yine, AKP’nin ulusal güvenlik konularındaki sicilini zayıflatmak ve kararsız seçmenlerin, “daha sert” laiklik yanlısı partilere yönelmesini sağlamak için tasarlanmış bir şey. Askeriye herhangi bir zamanda suları bulandırabilecek ve seçimler konusunda kamuoyuna bir açıklama yapabilecek olmakla birlikte, seçim sonrasında vereceği tepki, her şeyin önüne geçen yıllık Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) terfileri ve görevlendirmelerinin 1 ağustosta başlaması nedeniyle ertelenebilir. YORUMUN SONU.

Taraf

 

 

 

    HABERE YORUM KAT

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.