• BIST 74.462
  • Altın 132,735
  • Dolar 3,5172
  • Euro 3,7848
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -8 °C
  • Konya -3 °C
  • İzmir 3 °C
  • Lefkoşa 11 °C

WALDO SEN NEDEN BURADA DEĞİLSİN

Gürhan GÜRSES

WALDO SEN NEDEN BURADA DEĞİLSİN

           

            “WALDO SEN NEDEN BURADA DEĞİLSİN” diye çığırır İsmet ÖZEL aynı adlı kitabında. Ve bir film böyle başlar taşrada. Waldo sen neden Karakoçan"da değilsin? diye. Herkes (yazımına dikkat edin herkez değil) kendi Waldosunu yanında getirsin lütfen. Waldolarımızın yanımızda olması güç birliği demektir. El birliği, yürek birliği demektir. Gönül sayfasına atılan bir imza demektir. Bütün Türkiye hep birden bağırsın: “Waldo, nerdesin?” diye! Aydınların karalaştırıldığı bir ülkede İsmet ÖZELLEŞEBİLMEK beyazlaşabilmektir yani marifettir. Marifetse iltifata tabidir.
            Waldo sen neden Türkiye"de değilsin? diye sormamız gerek tüm Türkiyelilere hitaben. Yalnız kaldığımızda, çaresiz kaldığımızda, tek başına kaldığımızda.
Nuri Bilge Ceylan ağzı ile 'yalnız ve güzel ülkem" diye çığırdığımızda; “Waldo sen neden yanımızda değildin?” Herkesin Waldosuna sorması gereken bir sorudur bu!
            Thoreau; Amerikalı yazar, düşünür ve çevreci. ABD"nin Meksika"ya karşı yürüttüğü emperyalist savaş sırasında – Amerika"nın sataşmadığı, it dalaşına girmediği ülke var mıdır ki yeryüzünde – konan nüfus başına vergiyi
“Ödediği dolar bir adam öldürmek üzere, başka bir adam veya tüfek satın almaya yaramasın.” gerekçesiyle vermeyi reddedince bir gece hapiste yattı. Kendisinden 14 yaş büyük olan ve birçok özgürlükçü düşünceyi kendisiyle paylaşan Amerikalı yazar, şair ve filozof Ralph Waldo EMERSON telaşla arkadaşını görmek üzere onun hücresine girdiğinde aralarında şöyle bir konuşmanın cereyan ettiği anlatılır.
“Henry, neden buradasın?”
“Waldo, sen neden burada değilsin?”
başlığımızın hikâyesi bu sevgili okuyucu.

                Onca sıkıntı içinde ayakta durmaya çalışan bir ülkenin yalnız kaldığını, yalnızlılaştırıldığını düşünüyor ve yüreğimizin arka bahçelerinde kıraç bir oluşumun rahatsızlığını görüyor ve hissediyorum. Çok yalnız kaldık dostlar bu ülkede. Çok yalnız ve bir başına kaldık. Doğu"da yalnız kaldık, Batı"da yalnız kaldık… Çıkarımızın olduğu noktada can simidi olarak gördüğümüz ülkemiz, esasen umurumuzda hiç değil. Türkiye bir esvaptır modası geçmiş, yakışmaz üzerimize; giy ve at tarzı bir yaşamdır sahneye koyduğumuz. Oysa bu ülke bunu hak etmiyor, hem de hiç hak etmiyor.
            Yoksa yalnız mıyız? Robinson ve Cuması gibi dünyanın orta yerinde bir başına mıyız? Don Kişot"un, atı Rosinante ve gerçekliğe bağlı uşağı Sancho Panza. Sevdiği ve uğruna yel değirmenlerine saldırdığı Dulsinya, aslında fakir bir köylü kızıdır ama Don Kişot onu asil bir hanımefendi olarak görür. Dulsinya ise Don Kişot"un uğruna savaştığı davasına taktığı addır. Bizim Dulsinyamız nedir Türkiye olarak? Neler var vizyonumuzda yarınlara ait? Neler düşünüyoruz hepimiz için? Leyla"mız nedir? Mecnunu olabildik mi ülkemizin hizmet olarak? Mevlana"nın şereflendirdiği bu topraklarda yaşadığı günlerin yüce hatırasına dayanarak; eteklerdeki taşlar dökülmez mi birden? Kafalarda kırık çok, yürekler de kin çok. Ama mesele Türkiye olmalı. Kavgamız Türkiye için olmalı, sevdamız Türkiye olmalı.
            Sevincimiz bir tek bize mi mahsustur, başarımız bir tek bize mi aittir? Waldolarımız nerede bizim? Yarenlerimiz, kızanlarımız, canlarımız. Dulsinyalarımız"a ne oldu? Aynı çeşmede su içebiliyor muyuz bu ülkede herkesle? Hani mozaiktik, hani farklı renklerdik, farklı seslerdik. Hani camimizin yanında kiliselerimiz vardı. Hani milleti sadıkalarımız vardı kapımızı açtığımızda ilk gördüğümüz. Aynı tabağa kaşık çalabiliyor muyuz bugün beraber komşumuzla? Temel ile Reşo aynı kapta yemek yiyebiliyor mu bugün? Aynı şeye gülebiliyor mu Ahmet Bey ile Ökkeş Efendi? Berfin ile Gülayşe beraber evcilik oynayabiliyor mu bahçede? Semah yaparken saygıyla bakabiliyor muyuz buna? Ramazanda tutmik ama tutturik gibi mi takılıyoruz hala? Sırf namaz kıldığı için örümcek kafalı gözüyle bakıyor muyuz inancını yaşayan insanlara! Hala Nazıma komünist gözüyle bakıp Necip Fazıl"ı potansiyel tehlike görüp Aziz Nesin Ateist olduğu için yok sayıyor muyuz? Peki, bu adamlar Türkçe düşünmüşler, Türkçe konuşmuşlar, Türkçe yazmışlar! Cudi Dağı"na öfke ile bakıp, Zap suyuna selleniyor, Diyarbakır"a delleniyor muyuz? Gidemediğiniz yer sizin değildir; bu din ile dil ile hizmet ile insanlık ile eğitim ile sağlık ile vesaire ile ilgili… Uzatabilirsiniz. Karadeniz"deki bir ninenin sırtındaki çalı çırpı olaydım, Ağrıdaki bir dedenin sakalındaki ayaz olaydım. İzmir"deki bir güzelin yanağındaki ben olaydım. Antalya"daki bir turistin yüzündeki gülümseme olaydım.

            Aynı şeye ağlayabiliyor muyuz bu ülkede? Aynı şeye sevinebiliyor muyuz hakeza! Eşit mi sizce herkes burada? Hak ettiği -sırf insan olduğu için, yaratıldığı için- saygıyı görüyor mu insan? Bizim gibi düşünenler nerde sahi? Cılız bir ses mi yoksa? Yoksa sesleri cılızlaştırılmış mı? Sırtımızı dayadığımız dağ gibi dostlarımız olmalı. Onlar ki en şiddetli buhranlarda dahi bize yüz çevirmemeli. Orada olduklarını bilmeniz yeterli. Kozmik bir odadayım, odam kireç tutmuyor benim. Birileri Türk toplumunu gözetliyor ki röntgencilik uymaz bizim insana… Mahremiyet tukaka olmuş artık. Kimin eli kimin cebinde, kimin kulağı kimin sesinde, kimin gözü kimin şeyinde belli değil… “Bir vakte erdi ki bizim günümüz. Yiğit belli değil mert belli değil” Bilen varsa söylesin!
            Waldo sen neden Türkiye"de değilsin?
            Bizi içeri tıkmışlar seni dışarıda bırakmışlar. Senin özgürlüğün bizim mahkûmluğumuz olmamalı. Ya da bizim özgürlüğümüz senin mahkûmluğun olmamalıdır. Senin mutluluğun bizim mutsuzluğumuz olmamalıdır. Senin aydınlığın bizim karanlığımız olmamalıdır. Aynı takımın adamlarıyız. Aynı kolun kesilen damarlarıyız. Kan kardeşliğimiz var Waldo. Aynı türküyü söylüyoruz, aynı yolu koşuyoruz. Aynı küfrü ediyoruz.
            Waldo gel artık.
            Suyu kirletenler ile aynı noktada durma. Senin yerin yanımız. Yerimiz senin yanın. Irmağın üst tarafında su içen kurt ile kuzucuk hikâyeciğini bilirsin. Aşağıda durup ve suyunu içen kuzuya diklenir ve en haşin ulumasından sonra söylenir kurt. “Suyumu kirletiyorsun bre ahmak kuzucuk. Buna hakkın yok, yiyeceğim seni.” Kuzucuk şaşkın ve ürkek. “Ama nasıl olur, sen yukarıda ben aşağıda? Nasıl kirletebilirim ki içtiğin suyu.” Ama kurt kanunudur bu. Onun kitabında kendini savunma yok. Ve tek bir kural var.”Her pozisyonda haklıdır kurt.” Kuzuların kurtlara nahâk yere yem olduğu bir ülkede, senin yerin neresidir Waldo?
            Waldo, yerin yanımızdır.
            Çizgini belirle.
            Rengini belli et.
            Gel işte.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Gazete Turka | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim
google-site-verification: google44c00eb769fa0b43.html