1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Üç kişi konuşursa Öcalan biter
Üç kişi konuşursa Öcalan biter

Üç kişi konuşursa Öcalan biter

Çok konuşuyor ama boş konuşmuyor... Ergenekon Örgütü ile Abdullah Öcalan ilişkisi 1972’de başladı ve hâlen devam ediyor.

A+A-

PKK’nın, ‘derin kadro’ tarafından 1974’te Tuzluçayır’da kurulduğunu söyleyen Şükrü Gülmüş’e göre, Kesire Yıldırım, Mihri Belli üzerinden örgütten para alıyordu. Yalçın Küçük’ün görevini Hüseyin Aykol yapıyor ve Ergenekon’un Kürt basını içindeki en önemli ayağını oluşturuyor.


Nasname isimli internet sitesindeki yazılarıyla Türkiye’nin gündemine oturdu. Çünkü PKK’nın perde arkasına dair bilgiler veriyordu. Öğretmenken PKK’ya katılan eski örgütçü Şükrü Gülmüş zaman zaman medyada yer alıyor. Onun için ‘çok konuşuyor ama boş konuşmuyor’ desek yerinde olur. Bu sefer de öyle oldu. Almanya’da yaşayan Gülmüş artık fırsat buldukça Türkiye’ye geliyor. Önemli projeleri olduğunu söylüyor. Son gelişinde kendisiyle uzunca sohbet ettik. Bazı sorularımıza manalı cevaplar verdi. Ona göre, Ergenekon Örgütü ile Abdullah Öcalan ilişkisi 1972’de başladı ve hâlen devam ediyor.

-Kurulduğu yıllardaki PKK ile bugünkü arasında fark var mı?

1970 ila 1980 arasında iki kutuplu bir dünyamız vardı. Biri Sovyetler Birliği, diğeri Amerika. Sovyetler kendi içeresinde bölük bölüktü. Bana göre PKK sol jargon içinde iki kutuplu bu dünyada doğdu. Ben Mazlum Doğan vasıtasıyla 1960’larda PKK’yı tanıdığımda Vietnam türü bir modeli içeriyordu. Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın tarzı da vardı. Biz aslında 68-72 yılları arasında dünyayı sarsan gençlik ruhu ile hareket ettik. Sadece zengin çocukları değil, fakir çocukları da okulları kazanarak Türkiye metropollerine gitmeye başladı. Ciddi bir Kürt gençlik hareketi oluştu.

-Metropollere okumaya gelen Kürt gençleri mi PKK’yı oluşturdu?

Bir nevi öyle. Çünkü Kürt gençleri ve bazı sol kökenli Türkler bir araya gelip toplantılar yapıyorlar. Çubuk Barajı, Dikmen ve Tuzluçayır toplantıları. Çubuk’taki tanıklardan Baki Karer’e göre, öğrenciler toplanıp biraz içki içip öğrenci olaylarını konuşuyorlarmış. Ancak bunların en kritiği ve derini 1974’teki Tuzluçayır toplantısıdır. Bu çekirdek bir toplantıdır ve PKK tarihi açısından çok önemlidir. Orada alınan kararlar gizlenmiş, bir nevi ahit burada kesilmiş. Çekirdek grup burada Öcalan tarafından belirlenmiştir. PKK’nın asıl kuruluş tarihi 1974’tür. Gerisi teferruattır.

-Toplantıdan devletin hiç mi haberi yoktu?

PKK tarihinde bu durumu Abdullah Öcalan anlatıyor aslında. Öcalan, “Polisin basabilme ihtimali vardı, ben tedbir olarak bazılarını önden gönderdim.” diyor. Hatta Süleyman Demirel’in daha sonra bir açıklaması var: “Keşke biz daha Ankara’dayken bunu engelleseydik.” Pilot Necati başta, bazı devlet görevlileri orada kimlerin toplandığını çok iyi biliyordu. Kimlerin katıldığını, ne yaptıklarını biliyorlar ancak olgunlaşmasını bekliyorlardı. Polis orayı bassa çok çok derlerdi ki, ‘Biz çay kahve içiyorduk.’ Çünkü ortada ciddi bir örgüt ve suç unsuru yok.

-Öcalan’ın Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) ile bir ilişkisi var mıydı?

Biz, Grup Botiler diye bilinirdik, sık sık gidip gelirdik. Öcalan yalanı çok güzel manipüle ediyor. Kendisini DDKO ile ilişkilendiriyor. Bu büyük bir yalandır. Ankara Demokratik ve Yüksek Öğrenim Derneği’ne (ADYÖD) girmesi de tamamen solcuların ön ayak olması ile ilgilidir. Oğuzhan Müftüoğlu (eski DEV-GENÇ lideri) ve bazı solcular onu oraya taşıyor. Amerika tarafından Ortadoğu’nun her tarafından devrimci liderlere yönelik 1970-76 yılları arasında bir sürek avı var. İran’da Halkın Fedaileri lideri cezaevinde katlediliyor. Dr. Şivan, Dr. Sait gidiyor. Mahirler, Denizler yok. 143 komünist daha Barzani tarafından öldürülüp İran’a teslim ediliyor. Mesela 1972’de iki insan farklı yerlerde yakalanıyor: Biri Diyarbakır’da İbrahim Kaypakkaya (TKP/ML-TİKKO kurucusu), diğeri Abdullah Öcalan Ankara’da ‘şafak bildirisini’ dağıtırken... Neden 26 yaşındaki Kaypakkaya (cezaevinde) öldürülüyor? Öcalan ise Ramazan Özcan adıyla yanlışlıkla yakalanmış diye tahliye ediliyor. Ne bursuna ne başka bir şeyine dokunuluyor. Üçlü bir hat yapmak lazım. Öcalan, Tapu Kadastro Lisesi’nden mezun olunca tayini Diyarbakır’a çıkıyor. Burada Kayapınar köylülerinden o zamanın parasıyla 10 bin TL rüşvet alıyor. Sonra düşünüyor, ‘Bu parayla okula mı gideyim yoksa kendi partimi mi kurayım?’ diye. Öcalan birden Bakırköy Tapu Kadastro Müdürlüğü’ne tayin ediliyor. Buradan hukuk fakültesine giriyor. Bir yıl sonra hukuktan ayrılıp Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçiyor.

-Öcalan çok mu zeki biriydi istediği okulu kazanıyor, istediği fakülteye girebiliyor?

Aramızda iki yaş fark var. Ben öğretmen okulunu kazanıp zar zor okuyorum. 1975’te öğretmen oklundan mezun olduktan sonra mecburi hizmet yeri olarak Hakkâri, Siirt ve Mardin’i istedim. Beni Mardin’e verdiler. Mardin Ömerli’den merkeze tayinimi aldırmak için Ankara’da tanıdıkları bile devreye soktum; ama olmadı. Fakat Öcalan’ın her istediği oluyordu. Öcalan temizlenen Ortadoğu’daki liderlik sahasında tek başına bırakıldı. Onun için kapılar sonuna kadar açılmıştı.

-Nasıl bir lidere dönüştü peki?

Ben kendisini 76’da tanıdım. Öcalan aynı zamanda çok iyi bir insan avcısıdır. İnsanın hangi noktası zayıfsa oraya basıyor. Örneğin, Kemal Pir eylemci bir insandı, hayatta kitap okumazdı. Kemal Pir’e ‘Halkların Kurtuluş Mücadelesi’ kitabını oku diyor. Kemal Pir, kitabın özetini başkasına çıkartıyor. Onun açığını yakalıyor. Diğerinin gönül özellikleri var, o yönden bastırıyor. Kimi nereden vuracağını iyi biliyor. Kadınlara tecavüz edilir, erkeklerden ise özeleştiri alınır. Ama erkekleri hadım edip (mecazi anlamda) kendisine tabi olmalarını sağlardı. Ali Haydar Kaytan, ‘Ben başkanımın hatalarıyla militanım’; Cemil Bayık, ‘Ben başkanın hayranıyım’ diyorsa bu önemlidir. Öcalan, derin ilişkilerinin yanı sıra insanları kullanmayı iyi bilir. Su oradadır, eli ulaşır ancak kendisi almaz, ‘Falanca kişi bana suyu ver’ der. Sonra ‘Kapıyı aç’ diye talimatları sıralar. Böyle olunca sistem işliyor. Leninist parti modeli irdelenmeden Öcalan’ın sistemini anlayamayız.

-Nasıl bir sistem bu?

Çok basittir; bir piramittir, altta hücreler vardır, üç kişiden oluşuyor. Merkez komite vs. En üstte merkez kongre vardır. Ama bizde bir lider, bir firavun, bir millî şef vardı. Lenin bir liderdir, bizde de Öcalan vardı. ‘Bizim bir partimiz, örgütümüz var’ diyorduk. Ben 2 yıla yakın Kızıltepe Bölge Temsilciliği yaptım. Benim zamanımda olan olayların çoğu benden habersiz yapılmış. Mesela birisi infaz edilmiş, cezalandırılmış. Bunları benim bilmem gerekiyordu; ama bilgim dışında infazların gerçekleştiğini daha sonra öğrendim. Abdullah Kıran isminde bir arkadaşımız vardı, tecrit edildi. Bu tecritte ben vardım ama infazından hiç haberim yoktu. Oysa biz sadece onu tecrit etmiştik. İşte kritik nokta burası. Tuzluçayır takımı devreye giriyor. Bunların silahı ve parası var. Öcalan’ı putlaştırmayan kim varsa onu ezip geçiyorlardı. Benim bölgemde ben varsam Öcalan dâhil kimse orada benden habersiz iş çevirmez. Buna karşı çıkanların ortadan kaldırılması lazımdı ve kaldırılıyordu. Böyle onlarca infaz yapıldı.

-Tuzluçayır grubunun bağlantıları çok mu derin?

1974’ten bu yana 50 bin insanın öldüğü söyleniyor. Tuzluçayır toplantısında Abdullah Öcalan, Duran Kalkan, Ali Haydar Kaytan, Rıza Altun, Cemil Bayık, Mustafa Karasu gibi isimler ve diğerleri var. Şimdi Kandil’de olan Ankara grubunun neredeyse tamamı hayatta. Gerillada bir liderin ömrü en fazla 2 yıldır. Mesela Diyarbakır Cezaevi’nde Rıza Altun 14 Temmuz’da ölüm orucunu bıraktı. Ali Erek de bıraktı. İkisi de geri döndü; ama Erek, Esat Oktay Yıldıran tarafından öldürüldü. Rıza’ya dokunulmadı. Mustafa Karasu, Fuat Çavgun’dan 8-10 gün önce eyleme katıldı. İnsanın ölüm orucundaki ömrü 60 gündür. Mustafa Karasu, 75 gün kalıyor fakat bir şey olmuyor. Ama oruca katılan ve daha sonra örgütten ayrılan 58 arkadaşım Almanya’da hâlen felçli yaşıyor. Bu nasıl oluyor? Karasu’ya Sivaslı bir doktor süt veriyor, onu besliyor. Güya Karasu kendisine takılan serumu çıkartıp atıyor ve hayatını sürdürüyor. Ölüm orucu tutan kişiye bir bardak su verdiğiniz zaman ömrünü en fazla üç gün uzatabilirsiniz.

-Tuzluçayır’da PKK kuruldu ve dizayn edildi madem, 1978’de Fis’teki toplantı neden yapıldı?

Fis toplantısı bana göre Tuzluçayır’ın resmî olarak deklare edilmesidir. 1991’de Öcalan’a sordum. “Başkan, herkes PKK’nın kuruluş tarihini merak ediyor? Neresini başlangıç olarak almak gerekiyor?” Bana, “Dikmen’i alabilirsin, Çubuk’u alabilirsin, Fis’te olmuştur diyebilirsin.” şeklinde cevap verdi. Hiç Tuzluçayır’dan söz etmedi. 1978’de Fis toplantısına katılanların sayısı çok azdır. Bizim bölgemizden Ferzende Tağaç, Mehmet Şener vardır sadece. Mardin’den hiç kimse yok. Fis’te en az 50-100 kişi olması lazımdı. Mardin’den sadece 10 kişi biz gönderdik. Batman’da 52 kafa kadromuz var. Sadece iki kişi çağrılıyor. Kesire Yıldırım var. Ama bizler yani işin içinde olan bölge sorumluları yok. Fis’te 12 kişi vardır. Tuzluçayır gayrimeşru illegal bir örgütlenme olarak görülüyor. Fis’te Abdullah Öcalan genel başkan olmasaydı oradan hiç bahsedilmezdi. Çünkü başkanlık için Şahin Dönmez onu öneriyor, o da Şahin Dönmez’i öneriyor. Cemil Bayık, Ali Haydar Kaytan, Şahin Dönmez, Abdullah Öcalan ileri uçtaki yürütmede yer alıyor. Sırıtıyor, bir terslik var. Ben Mardin’de Kızıltepe temsilcisiyim, beni niye çağırmıyor Fis toplantısına? Daha sonra Diyarbakır Günaydın Apartmanı’nda bir toplantı yapıyor. 1978’de Fis’ten hemen sonra ben, Ferhat Kurtay, Şemsettin Aktaş, Kesire, Mazlum Doğan ve Öcalan oradaydık. PKK’dan sonra Mardin teşkilatı kuruluyor. Zaten bölgede faaliyet yürüten temsilciyim, teşkilat var ama Öcalan bizi çağırıp tebliğ ediyor. Böylesine bir çelişki var.

-Çatışma ortamına giriliyor ve diğer Kürt gruplarına savaş açılıyor. Hedef neydi burada?

1976-77’de Ankara’da Apo daha parti kurmadan bir arkadaşı takılıyor, ‘KDP’ye katıl’ diyor. Öcalan, “O, Barzani’nin partisi, ben kendi partimi kuracağım.” diyor. KDP bölgede çok etkindi o dönem. Ama birileri Öcalan’a diyor ki ‘Kendi partini kur’. Kürdistan Ulusal Kongresi (KUK) gençleri güçlüydü. Ben Mardin’i terk ettikten sonra yerime gelen Ahmet Kurt bana gelip bir şeyler anlattı. Duran Kalkan buna diyor ki, “KUK’u vursak kaç ayda bitiririz?” Ben, “Sakın ha!” dedim, “KUK, KDP’nin çocuklarıdır, biz kimiz ki bunları yok edeceğiz?”

-KUK bitirildi, bunu nasıl başardılar?

KUK’çular olayın vahametini bilemedi. Kitleleri çatıştırdılar, arada insanlar gitti. Ama PKK liderleri ne hikmetse ölmedi. TİKKO ile çatışmamız oldu. Bize dediler ki ‘Biz sokakta kitle çatışmasına girmeyiz; ama istersek sizi bir ayda bitiririz.’ PKK olarak oturduk sesimizi çıkaramadık. KUK’un en büyük hatası köylü savaşı yapmış olmasıydı. Tabii PKK zaten garip yardımlar alıyordu. Derin Ankara grubunun yapacağı bir iş değildi bütün bunlar.

-Darbe olmadan Öcalan’a birileri haber veriyor, onu Suriye’ye gönderiyor?

1978’de Elazığ Fevzi Çakmak baskınında Elazığ grubuyla birlikte Şahin Dönmez ve Cemil Bayık yakalanıyor. Cemil bir hile yaptı. Şahin ise Apo’nun yerini söylüyor. Diyarbakır’daki Günaydın Apartmanı’nın adresini veriyor. Güvenlik güçleri kapıya kadar geliyor; ancak MİT’in içindeki bir ekip durduruyor onları. Öcalan, başta karısı ve kardeşi olmak üzere partiden kimseye haber vermeden Suriye’ye geçiyor.

-Öcalan’ı Suriye’ye kim götürdü?

Ben tanıyorum, onu götüren beni de götürdü. Fakat birileri bunun kulağına üfledi, ‘Abdullah artık dışarı çık, seni koruyamıyoruz.’ Devletin bir kanadıyla Öcalan ilişkideydi. Onu sahaya sürenlerden birisi haber verdi ve dışarıya çıkmasını istedi. Öcalan’ı 1974-75’te Abdurrahman Ayhan taşıyor. Ardından Pilot Necati taşıma görevini devralıyor. Daha sonra Pilot Necati’nin birtakım kirli ilişkileri ve soygunları ortaya çıkıyor. Pilot, en son Haki Karer’in öldürülmesine kadar var, sonra ortadan tuhaf biçimde kayboluyor.

-Pilot Necati gerçekten var mı?

Bu devletin derinlerinden biridir. Havacı Yüzbaşı Necati Kaya’dır. Ağrılıdır. Öldüğü söylendi, hatta birileri mezarını gösterdi. Ancak bu bir yalandır. Onun öldüğünü Öcalan dışından başka kimse söylemiyor. Hâlâ yaşıyor, Öcalan’a ‘Ülkeye hoş geldin’ diyen ekibin içinde yer alıyor. Öcalan’a söz veriliyor, ‘Bundan sonra gelip cezaevinde kalacaksın ama sana kimse dokunmayacak’ deniyor. Öcalan’ın Suriye macerası ise başkadır.

-Bilinçli ve kontrollü mü gitti?

1979’un sonlarında. Suruç’tan Ethem Akçan onu Suriye’ye götürüyor. İlginç olan şu: Akçan onu Suriye’ye götürdükten sonra bunlar direkt olarak Suriye istihbaratı Muhaberat’a gidiyor. Öcalan onlarla anlaşıyor ve beraber çalışacaklarını söylüyor. Çıkışta Ethem ‘Abi bu nasıl oluyor?’ diyor. Öcalan ‘Onları oyuna getireceğiz’ diyor. Ethem Akçan 6 ay sonra gerillaya (dağa) gönderiliyor ve burada öldürülüyor. Ethem’in yerine Suriye Kürdü ve Muhaberat’a çalışan muhafız Hamid görev almaya başlıyor. 20 yıl boyunca Öcalan’ın yanında bu kişi kalıyor. Orhan Aydın ile Öcalan’ın yanına gidip kaldık. Gündüz bizimle görüşüyor; ama gece başka yerde yatıyordu. Duruma şaşırmıştık. Orhan Aydın savunma verip infaz edilen ilk kişidir. Bize ‘Burayı MİT basar mı?’ diye soruyor. Zaten orada korunduğunu biliyor. İlişkileri var; ama bize yine de soruyordu.



Hüseyin Aykol ismine dikkat

-Neden soruyor?

‘Olayın vahametini bilin. Ben bildiğiniz gibi rahat değilim’ demek istiyor. ‘Ben dağa sizin için gelmedim, gelseydim hepinizi öldürürlerdi’ diyor. Suriye’den çıkışında derin devletin haberi vardı. Bunu Muzaffer Ayata doğruluyor. Öcalan ile devlet arasındaki aracı Yalçın Küçük’tü. Küçük benden nefret ediyor. Beraber medyada çalıştık. Raporlar hazırlıyor, her yere emirler veriyor. Yeni Ülke gazetesine geldiğimde Yalçın Küçük başdanışmandı. Ben de dokunmuyordum ona, ‘Hocam’ deyip duruyordum. Küçük, devletle aramızda çifte kulaktı. Mehmet Ruken isminde yazı yazıyordum. Gelip bana bunun kim olduğunu sordu. ‘Partiden birisidir’ dedim. Mehmet Ruken’i merak ediyor, Şükrü Gülmüş’ü hiç etmiyor. Ona göre bir sızma var. Sonra benim dönemimde Ahmet Faik diye birisi yazılar yazıyor. Ben kim olduğunu bilmiyorum. ‘Kürdistan Medya Sorumlusuyum’ ama kim olduğunu bilmiyorum. Araştırdım. Ahmet Faik’in Hüseyin Aykol olduğunu ortaya çıkardım. Hüseyin Akyol, Yalçın Küçük’ten sonraki asıl görevi yürüten kişidir. Hâlen vazifelidir. Ergenekon’un Kürt basınının içindeki en önemli ayağı bu isimdir. Ben ona ‘Artık sen Özgür Gündem’de yazacaksın, İngilizcen var orada dış haberlere bakarsın’ dedim. Bana ‘Hoca, beni Yeni Ülke’den alırsan biterim’ dedi.

-KCK’yı nasıl değerlendiriyorsunuz?

PKK’dan Kürdistan Topluluklar Birliği’ne (KCK) dönüş tarihsel olarak oluşturulan ‘mit’ ideolojisinin yok olmaması için ortaya atılan bir yöntemdir. Öcalan bütün çabalarına rağmen halkın taleplerini karşılayamadı. Halkı bağlamak için KCK oluşumunu geliştirdi. Kürtleri kapsayan bir edayla ortaya çıktı. Bu mecburi bir gidişattı. Yoksa biterdi. Sabri Ok, Muzaffer Ayata gibi insanların bir kısmı Öcalan rolüyle iş görmeye başladı. Eğer bir kadro 20 sene cezaevinde kalıyorsa sonrasında ‘askere git’ deniliyorsa, bu eğitime gönderiliyor demektir ve devletle buluşma noktasıdır. Nurettin Demirtaş’ın askere gidip gelmesi önemlidir. Avrupa Temsilcisi Ali Sapan askere gidip geldi. Bu insanlar askere gidiyor da niye diğer zavallı çocuklar gidip çatışıyor?

-Sabri Ok çok mu etkili biri?

Duruma göre vazife alır. Öcalan’ın talimatlarını kayıtsız şartsız yerine getiriyor. Avrupa’dadır ama Kandil’e gidip geliyor. Rıza Altun Paris’te yakalandığında Kendal Nezan, Yaşar Kaya, Mehdi Zana kefaletiyle orada bir süre kalıyor. ‘Bu adam terörist değildir’ dediler. Fakat sonra Altun’un pislikleri ortaya çıkınca önce Avusturya’ya oradan Kandil’e gönderildi. Ama ona bir şey olmuyor çünkü Ankara grubundandır. En kötü ihtimalle tecrit edilmesi lazım.

-Mahmut Şakar’ı nereye koymak gerekir?

Devlet ile Abdullah Öcalan arasındaki ilişkinin en sağlam kayışlarından biridir. Öcalan’ın yakalanmasıyla avukatlar örgütü oluşturuldu. İrfan Dündar da Şakar kadar önemli bir isimdir. Ama Öcalan’ın avukatlığını yapan Mükrime Tepe, Medeni Ayhan, Ahmet Zeki Okçuoğlu ortalarda yok. Adaya ilk giden bunlardı. Şimdi Şakar ve Dündar etkili ve avukatları yönlendiriyor. Öcalan’ın temsilcisi olmak bir imtiyazdır. Feridun Çelik nerede? 1978’de benim öğrencimdi. Diyarbakır Ofis’te sıradan bir avukattı. Birden palazlandı. Belediye başkanı oldu. Mesela Abdullah Akın, Batman belediye başkanı oldu. Bunlar nasıl yükselip önemli mevkilere geliyor? Bu soru çok önemlidir.

-Kesire Yıldırım’ın örgüt ile hâlâ ilişkisi var mı?

Kesire’nin ayrılığı Öcalan ile bireysel anlaşmazlığıdır. Kopuşlarının birinci sebebi Öcalan’ın Suriye’ye geçerken Kesire’ye haber vermemesi, ikincisi ise aile mefhumlarının olmaması. Devrim nikâhı işe yaramadı. Kesire hâlen görevli. ‘Ben sana karışmıyorum sen de bana karşıma’ diyor. Öcalan’ın sırlarını saklıyor. Öcalan tarafından maddi olarak besleniyor. Bir de konuşması hâlinde bütün ailesinin öldürüleceği yönünde tehdit almış durumda. Mihri Belli ile Kesire’nin bağlantıları vardı. Para bir dönem Mihri Belli üzerinden Kesire’ye aktarılıyordu. Bu durum şu anda nasıl devam ediyor bilmiyorum.

-Kesire gerçekten çok şey biliyor mu?

Hüseyin Yıldırım’ın bana söylediğine göre Kesire çok şey biliyor. Üç kişi konuşursa Abdullah Öcalan’ı biter ve PKK dağılır. Kesire, Barzaniler, bir de Çernobil (adını vermek istemiyor) diye birisi. Devlet zaten yaptıklarını anlatmaz. Barzani’deki belgeler bile çok şeyi bitirir. Ancak PKK ve Öcalan’ı yaralayacak, bitirecek çok kişi var. Fakat bunlar konuşmuyor. Bir nevi suskunları oynuyorlar. Çünkü olay çok derin. PKK-Ergenekon ilişkisi 1972’de başlıyor.

Aksiyon

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum