1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK

A+A-

              TÜRKİYE’DE İŞSİZLİK

               Bugün ülkemiz; borç, cari açık ve işsizlikte cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdığı bir süreçten geçmektedir. Seçim sonuçlarını belirleyen ana faktör bu güne kadar ekonomi olmuştur. Özellikle 2009 ve 2010 yılı işsizlik rakamları cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesine çıkmıştır. Cari açıkta, dış ticaret açığında tüm dönemlerin rekoru kırılmıştır. AKP hükümetleri, büyüme oranı itibariyle tüm hükümetlerin içersinde en kötü performans sergileyen bir hükümet olmuştur. Yani bugün ekonomik verilerde tehlike çanları çalmaktadır. 

               Bugün ülkemiz; suçun en fazla arttığı bir dönemden geçmektedir. Hapishanelerde en fazla insanın bulunduğu dönem bu dönemdir. Şiddetin en fazla yaygınlaştığı dönem bu dönemdir. Boşanmaların zirve yaptığı dönem yine bu dönemdir. TÜİK 2010 yılı rakamlarına göre, işsizlik oranının en yüksek hesaplandığı il yüzde 26,5 ile Adana olurken bu ili yüzde 20,6 ile Diyarbakır ve yüzde 19,7 ile Hakkâri olmuştur. Ancak bu rakam Adana için %30’un altında değildir.

               Bugün ülkemizde maalesef ölçü kaybolmuş, mizan bozulmuş, tuz kokmuştur. Küçük esnaf, sanayici, çiftçi, köylü, işçi, emekli, dul yetim kötü ve umutsuz bir dönemi yaşamaktadır. Vatandaşlarımız aslında kan kusuyor, ancak kızılcık şerbeti içtiğine inandırılıyor.

               Geçtiğimiz günlerden 19 Ocak 2011 tarihinde Samsun’un Tekkeköy İlçesi’nin cumhuriyet mahallesinde bir bebeğimiz açlıktan ölmüştür. Ölüm şüpheli bulunmuştur ve adli tıp bebeğe otopsi yapmıştır. Otopsi raporunun açıklamasında bebeğin açlıktan öldüğü tespit edilmiştir. Anne Nejla Bakırcı’nın adliyede sorgulamasında, insanın kanını donduran bir Türkiye gerçeği ortaya çıkmıştır. Gözyaşları içinde ifade veren anne sadece ekmek ve su yediği için sütünün oluşmadığını ve minnacık yavrusuna süt emziremediğini ve bu yüzden de çocuğunu kaybettiğini söylemiştir. İlgili makamların araştırmasında ise, annenin evindeki içi tamtakır, bomboş ve sadece naylona sarılı yarım bayat ekmek çıkmıştır buzdolabından. Sayın hükümet yetkililerine sormak gerekir, bu ailenin mi her ferdine yıllık 15.000.-$ gelir düşmektedir. Kelime oyunlarıyla, masa başı hesaplamalarla bu millet kandırılmaktadır. Gerçek şudur ki, bu millet açlığa terk edilmiştir, gençlerimiz işsizliğe terk edilmiştir ve emeklilerimiz çaresizliğe terk edilmiştir. Bugün Türkiye neredeyse Afrika ülkelerine dönüşmüştür. Çöpten ekmek toplayan yaşlı amcalar, her üst geçidi mesken tutmuş mendil satan çocuklarımız ve yaşlı ninelerimiz sefaletimizin göstergeleri olmuştur.

               Bugün dünyanın en büyük işsizler ordusu Türkiye’dedir. Bu devasa ordunun tek umudu sınavlardır. Ancak şimdi bu ülkede sınav umudu da söndürülmüştür. Sınavlarla bile adaletin dağıtılamayacağı ve işsizliğin giderek derinleşeceği korkusuyla toplumun umudu her geçen gün azalmaktadır. Şüphesiz ki umutsuzluk bir toplumu huzursuzluğa ve anarşiye sevk eder. Devletin bir an önce her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu, torpil ve kayırmacılığı ortadan kaldırması gerekir. Hükümetlerin görevi; belli bir zümreyi, grubu, cemaati ve yandaşı kayırmak değil adaleti dağıtmaktır. Adaletsiz bir düzenin payidar olduğu görülmemiştir.

               Bugün sadece atama bekleyen ama bir türlü ataması gerçekleşmeyen işsiz öğretmenlerimizin sayısı bile 328 bin kişidir. Tarımın, hayvancılığın, sanayini ve üretimin yok edilme sürecine girdiği günümüzde, gençlerimiz devlet kurumlarını garanti görerek eğitim fakültelerine ve öğretmenlik mesleğine yönelmişlerdir. İki yıl içerisinde işsiz öğretmenlerimizin sayısı 500 bini aşacağı gözükmektedir. Bu şekilde devam etmesi halinde ise, 2020 yılına varıldığında sadece eğitimci olarak bile 1000.000 işsiz öğretmenimiz olacaktır

                Bugün ülkemizde bir tarafta açlar, sefiller, işsizler ve çaresizlerin sayısı 43 milyonu bulmuşken diğer tarafta dolar milyarderlerinin sayısını artmıştır. Emekliye onurlu bir yaşamı asla sağlayamayacak düşük zam vermişlerdir. Gelir dağılımı uçurumunu daha da arttırmışlardır. Faiz kıskacı ile verginin çoğunu dar kesimden alarak belli bir zümreye kredi, imkân ve ihale yollarıyla aktarmışlardır. Böylelikle de, zengini daha zengin, fakiri ise daha fakir yapmışlardır. Fakir fukara edebiyatı yaparak iktidara gelenler, halkı ezmişlerdir. Milletimiz tüketici kredilerine ve kredi kartlarına bir kurtarıcı kapı olarak yöneldiler. 2002 yılında vatandaşlarımızın tüketici kredisi ve kredi kartı borcu 2,2 milyar dolar iken bugün 100 milyar doların üzerine çıkmıştır. Yani geliri artmayan bir toplumun ekonomik tutsaklığı 50 kat artmıştır. 2002 yılında kişi başına bireysel borç 3 bin dolarken bugün 15 bin doları aşmıştır. Bu neticelerden yola çıkarsak, bu iktidar fakirin ve halkın iktidarı değil,  mutlu bir azınlığın ve zenginliğin iktidarı olmuştur. Hoşça kalın.             

 

Önceki ve Sonraki Yazılar