1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. TÜRKİYE KENDİ MEDENİYET DEĞERLERİ ÇERÇEVESİNDE, BÜYÜK DEVLET OLDUĞUNU...
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRKİYE KENDİ MEDENİYET DEĞERLERİ ÇERÇEVESİNDE, BÜYÜK DEVLET OLDUĞUNU...

A+A-

TÜRKİYE KENDİ MEDENİYET DEĞERLERİ ÇERÇEVESİNDE, BÜYÜK DEVLET OLDUĞUNU ÖNCE KENDİ TOPRAKLARINDA GÖSTERMELİDİR.

               Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül  “İleri demokrasi” vaadinde bulunarak, yakın gelecekte  “Çok iyi şeyler olacak” demişlerdi. Geçen zaman içerisinde çok güzel gelişmeler olmuş muydu sahi? Evet, kimilerine göre güzel gelişmeler ve ileri açılımlar olmuştu. Partilerinin adına “Barış” ve “Demokrasi” diyen bir marjinal gurup için çok güzel gelişmeler olmaya başlamıştır. 2002 yılına kadar bir terör örgütü olarak dünyanın irkildiği, Türkiye’nin tiksindiği ve Kürt kökenli komşularımızın sahiplenmeyerek lanetlediği PKK Örgütü, terörist bir örgüt olmaktan çıkartılarak kendi halkı için çaba ve fedakârlık yapan bir gerilla grubu ya da mücahitler topluluğu haline ambalajlanmıştır. Bugünkü süreç 1990’lı yıllardan ve 2000’li yılların başlarından yüzlerce kez daha kötü vaziyettedir. AKP’nin iktidara geldiği yıllardan öncesine rastlayan dönemlerde PKK; bebek öldüren adi bir cinayet örgütü olarak kabul görmekteyken, bugün ise gafillerin desteği ile konumu büyümüştür. PKK, taşeron medyanın yazılı lobi desteği ile bölge halkının nezdinde sözde Kürtlere özgürlük hareketinin simgesi haline ve neredeyse %50 oranındaki halk kesiminin de, varlığına zımni hoşgörü verdiği bir siyasi aktör haline getirilmiştir. Bütün bu yansıma grafikleri ise AKP iktidarları zamanında hayata geçirilmiştir.

 

               Terör örgütünün siyasi uzantısı ise, yapılan her terör faaliyetini lanetlemek biryana, her fırsatta terörün fiili faillerini dolaylı olarak takdir hanelerinde göstermişlerdir. Hafızalarımızı yokladığımızda, bugünün Barış ve Demokrasi Partisi yetkililerinin, 30 Haziran 1996 yılında Tunceli’de hamile kılığına girerek, bayrak merasimi sırasında düzenlediği intihar saldırısıyla 8 askerimizin şehit edilmesine ve 29 askerimizin yaralanmasına yol açan PKK canlı bombacısı için, “Zeynep Kınacı’nın mücadelesi kendi mücadelemizdir. Bugün rahat siyaset yapmamızı, bu kadar rahat konuşmamızı bu arkadaşlarımıza borçluyuz” diyebilmiştir. Yine 2007 yılında Tunceli Belediye Başkanı “Zeynep Kınacı Kadın Özgürlük Mücadelesi’nin bir sembolüdür!” diyebilmiştir. Bu da yetmemiştir ve 2008 yılında PKKnın talimatıyla Zeynep Kınacı için: PKK’nın kadın kolu olan YJA Star bir anma bildirisi yayımlamış ve Zeynep Kınacı’yı anmak için DTP Siirt İl Başkanlığınca anma töreni düzenlenmiştir.

 


              
Ülkemizi yönetenlerin ülke ve millet düşmanlarına bakış açılarının ucubeliği sebebiyle kahir çoğunluktaki Kürt kardeşlerimizin aklıselimi yok görülerek, gözleri karartılmış küçük bir gurubun isteklerine “demokratik talepler” olarak bakılma yanılgısına düşülmüştür. Bu yanılgılı bakış o kadar bariz hatalara dönüşmüştür ki, Hakkâri’de bir polis kafasına atılan taşlardan kendini korumak için göz yaşartıcı sprey sıktığı zaman sorgulanır hale gelmiştir. Ancak bu polisin sıktığı spreyi protesto için PKK yandaşlarının İstanbul’dan Adana ve Mersin’e kadar Türkiye’nin dört bir yanında sokaklara dökülüp halk otobüslerinde evlerine dönmekte olan insanların üzerine Molotof kokteylleri atarak onları cayır cayır yakmaları hak arama olarak gösterilebilmekte veya dehşetli eleştirilere muhatap edilememektedir. Evler, işyerleri yakılıp yağmalanmaktadır. Okul talebelerinin barındığı öğrenci yurtları ateşe verilmektedir. Ancak gayri insani bütün bu vahşi davranış ve hareketlere, “Halkın demokratik tepkisi” denilebilmektedir. İşin garip, çok çirkin ve çirkef tarafı ise, gazete köşelerini işgal etmiş öğütlü dönme sözde yazarlar ve nice televizyon yorumcuları da, “Fakat Türkiye Cumhuriyeti de şunları ve bunları yaptı “ refleksiyle caniliklerin meşrulaşmasına zemin hazırlayabilmektedir. Bu refleks ifadeleri doğru olsa bile bir caniliği lanetlemek, geçmişte yapılan bir hatayı dillendirmekten çok önce gelmelidir.

 

               Son olarak bu satırları ancak şu cümlelerle bitirebilirim ki, bu ülkeyi yönetenlerden bu satırlara göz gezdirme inceliğini gösterenlere kadar herkesin bir daha vicdan mizanlarının ayarlarını yaptırmaları zaman gelmiş ve belki de geçmek üzeredir. Demokrasinin mihenk merkezi diye dillendirilen Amerika’nın, dünyanın herhangi bir yerinde bugün 13 tane askeri öldürülseydi nasıl mukabelede bulunulurdu. İsrail’in iki tane askeri üstelik demokratik hak ve talep istekçileri tarafından öldürülseydi, o olay mahallinde kaç şiddetinde deprem oluşturulurdu.

 

               AKP hükümetleri ise, Meclis’ten aldığı sınır ötesi harekât yetkisini, tırmanan onca teröre olayına ve verdiği binlerce şehide rağmen ancak bir 1 kez kullanmıştır. Bunlardan çıkartılacak netice şudur ki, “ABD, PKK’nın nihai anlamda bitirilmesini istememektedir ve bu sebepten de sınır ötesi harekâta müsaade etmemektedir. Mehmetçiğe saldırıların planlama merkezi Kandil, komuta merkezi olarak karşı tepelerimizde cakasını atarken ve İmralı son söz ve yol haritasına mimarlık yaparken, bu olaylar nihayete ermeyecektir. 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de karargâh kuran 11 Türk askerinin başına, Peşmerge destekli ABD askerleri tarafından çuval geçirilmişti. Şimdiki hal ise, Tüm Türkiye’nin başına tüm dünyanın gözleri önünde çuval geçirmektir. Türkiye Devleti kendi medeniyet değerlerinden sapmadan, adil ve ilkeli duruşundan taviz vermeden bir büyük devlet gibi davranmanın emarelerini tüm yurdumuzda hâkim kılmalıdır. Aksi halde binlerce yıllık devlet tecrübesi olan ve 1000 yıldır bu coğrafyada barış ve kardeşliği tahkim etmiş medeniyetimiz, hak etmediği bir yazgının sahipliğine doğru ilerlemektedir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar