1. YAZARLAR

  2. Murat TEKİNALP

  3. SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Murat TEKİNALP

Murat TEKİNALP

Bir Garip Yolcu...
Yazarın Tüm Yazıları >

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?

A+A-

 

 

     İnsanlar, yaşadıkları acıları ile olgunlaşır ve bu acıların değerlerinin etkileri ile ölçülürler. Yaşanılmasını istemediğimiz her olay bizim için birer acı değilmidir hayat sahnesinde. Figüran olmak kolay, ama acıları figürize etmek zordur. Hayatta yaşanan acıların en büyüğü hiç şüphe yok ki, sevdiğiniz bir insanı ve ya herhangi bir canlıyı kaybetmeniz, onu yitirmenizdir. Bu bazen anneniz, kardeşiniz büyükbaba ve büyük anneniz en değerli varlığınız ve belki de babanız olabilir. Bir çocuk için en değerli iki varlık hiç kuşkusuz anne ve babasıdır. Bunlardan birini veya her ikisini kaybetmek çocuk için en önemli bir milattır. Hayatında yol gösterici ve bir rehber olarak ona temayül ettiği babasını, onun muhafazası altında yaşamını sürdürdüğü; bir insanın hayatını yitirmesi kadar kötü ne olabilir ki hayatında. Bu olay kız çocukları için daha bir başkadır. Çünkü kız çocukları babaya en düşkün evlat olarak nitelendirilirler. Yanlış bir kanı da değil. Baba kız çocuklarına ne kadar sinirlense de çocuk ondan vazgeçemez. Bütün değer yargılarının ölçüsüdür adeta. Kötülüklerin karşısında kalkan, namertlere karşı yılmaz bir savaşçıdır. Onun için kız çocukları, babalarını çok severler ve onlara değer verirler.

Değerli bir hocamın yıllar önce anlattığı, anne ve babanın çocuk üzerindeki koruma etkisini anlatan bir benzetmesi geldi aklıma.

“-Aile bir yumurta gibidir. Sert olan dış kabuğu babayı andırır. Çünkü baba dışarıdan gelen darbeleri minimize ederek acıların ve saldırıların içeri girmesine, yani aileye sirayet etmesini önler. Dış kabuğun içindeki beyaz kısım ise annedir, içindeki yavruyu şefkat kanatlarıyla sarar. Yumurtanın içindeki sarı odak ise yavrudur. Masumdur, çünkü ana ve babası olmasa hiçbir anlam ifade edemez.”

     Hepiniz, belki bir dergi sayfalarından, kitap arasından belki de dinlediğiniz herhangi bir proğramdan duymuşsunuz veya okumuşsunuzdur; Peygamber efendimiz(s.a.v.) ile kızı Hz.Fatıma arasında geçen o eşsiz olayı... Peygamberimizin son anlarında babasının rahmana kavuşacağını anlayan H.z Fatıma; gözyaşlarını sakalları üzerine akıtan babasına ayrılığın acısını anlatmak adına yüzünü sıvazlayarak”-Bu ayrılığa nasıl dayanacağım babacığım!” hitabına karşılık efendimiz(s.a.v.) “-Dünyalıkların içinde bana ilk kavuşacak olan sensin.”cevabına sevinçle karşılık vererek, gülümsemeyle karışık sevincini ifade etmiştir. Görüldüğü üzere, bir kız çocuğunun babaya olan ülfet ve muhabbetinin en mükemmel örneği teşkil eden bu olay; bizlere de rehber olmalıdır.

     Şüphe yok ki, bir evladı en çok, üzen kedere ve hüzne boğan olgu; babasının haklı yâda haksız eleştirilere muhatap olmasıdır. Hele babasının ölmüş olması yaşadığı bu hüznü ikiye katlayacaktır. Yağmur yürekli bir kız çocuğunun; toplum tarafından benimsenmiş ancak yıllar önce ölmüş babasına acımasızca tenkit edenlere karşı vermiş olduğu yazılı hitap beni inanın çok hüzünlendirdi. Sizleri de hüzünlendireceğinden hiç kuşkum yok. Bu yazının birkaç satırı ile şimdi sizleri baş başa bırakmak istiyorum.

     ”- Babam beni kardeşlik şarkılarıyla, kardeşlik masallarıyla büyüttü. Bana sevmeyi öğretti, affetmeyi, barışı... Bütün dinlerin, bizleri ayırmak, birbirine düşürmek için değil, bizlere huzur vermek için yaratıldığını öğretti. Bütün dillerin, insanların birbirini anlayabilme, kendilerini en doğru biçimde ifade edebilme ihtiyacı için var olduğunu öğretti. Dinimden, cinsiyetimden, milletimden, ırkımdan sıyrılıp yalnızca insan olduğumu fark etme serüvenimdeki yılmaz süvariydi babam. Babam öldüğünde 13 yaşında bir kız çocuğuydum. Bugün hayatı 21 yaşın bakış açısıyla yorumlamaya çalışıyorum ama o gittiğinden beri bir yanım hala çocuk ve hep öyle kalacak. Babama emanet ettim o çocuk yanımı. Belki o yanım biraz büyüyüp diğer yanıma erişebilseydi böyle bir yazı yazmaya gerek bile duymayacaktım ama o çocuk yanım günlerdir hep ağlıyor. Babam öldüğünde 43 yaşındaydı. Çok büyüktü, görkemliydi, benim masal kahramanımdı. Bugün benim 40’lı yaşlarında arkadaşlarım var ve gözümde onlar o kadar gençler ki… Fütursuzca yapılmış olan tüm bu eleştirilere cevap hakkımı yalnızca annem ve kendi adıma kullanıyorum.

Son olarak, eğer kaldıysa, bu yazıyı lütfen siz de en çocuk yanlarınızla bir kez daha okuyun ki beni anlayasınız.

Tüm çocuklara benim babam gibi bir babayla yaşanabilecek en az bir 13 yıl diliyorum; Güzel insanlar olabilmeleri için… Tüm çocuklar adına; bu dünyanın babaların ölümünden artık bıkmasını diliyorum.”

      Yağmur yürekli bir kızın babasının ölümünden yıllar sonra, hırçın dalgalı serzenişlerle dolu kaleme aldığı bu dizeler insanları çoook düşündürmeli kanısındayım. Çünkü hepimizin bir babası var ve hepimiz birer babayız veya baba adaylarıyız. Yarın bizden hoşnut olacak nesillerin yetişmesi bizlerin elinde. Öyle bir gençlik ki özlediğimiz, geçmişindeki hataları görerek, eleştirmeden kara çalmadan gerisindekilere aydınlık ufukları açabilecek imkânları bulabilecek bir gençlik.  

      Eleştirisini yaptığımız insanların seviyesine ulaştıktan sonra, tenkitlerimizi yapsak daha mantıklı olmaz mı? Dualarımız ülkemizi emanet edeceğimiz gençliğin üzerine olsun. Ama akılla yoğrulmuş ve her olayı beyin süzgecinden geçirenlerle. Aksi davranışı benimseyenler için ıslah olmalarını dilemekten başka ne var elimizde Allah aşkına…

      Hayatın size kararmadığı; anne - babalarınızla ve tüm sevdiklerinizle doyumsuz anlar geçirmeniz dilek ve temennilerimle…

Sağlıcakla kalın efendim.

Yüzünüz Hep Gülsün…

Önceki ve Sonraki Yazılar