1. YAZARLAR

  2. Yüksel COŞKUN

  3. SEVMEK İNSANIN DOĞASINDADIR
Yüksel COŞKUN

Yüksel COŞKUN

Yazarın Tüm Yazıları >

SEVMEK İNSANIN DOĞASINDADIR

A+A-

                SEVMEK İNSANIN DOĞASINDADIR

       Saygıdeğer Okurlar,

       Hintli bir adam suda bata çıka ilerlemeye çalışan bir akrep görür.
       Onu kurtarmaya karar verir ve parmağını uzatır, ama akrep onu sokar.
       Hintli tekrar akrebi sudan kurtarmaya çalışır, ama akrep onu tekrar sokar.
       Yakınlardaki başka birisi ona, onu sürekli sokmaya çalışan akrebi kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmesini söyler.
       Ama Hintli adam;
       “Sokmak akrebin doğasında vardır, benim doğamda ise sevmek var, neden sokmak akrebin doğasında var diye, kendi doğamda olan sevmekten vazgeçeyim?” demiş.
       Evet saygıdeğer okurlar,
       Tanrı’nın yarattığı bütün canlılarda ve özellikle yarattıklarının en onurlusu olan insanın doğasında sevmek vardır.
       Biz Türklerde ise bu duygular daha fazla yaygındır.
       Zamanımıza şöyle bir baktığımızda, bu sevgimizin karşısında bizleri devamlı sokmaya çalışan akreplerin olduğunu görebiliyoruz.
       Yıllardır emperyalist güçler aramızdaki sevgi bağını ve birlikteliğimizi zayıflatmak için durmadan bizlerin arasına nifak tohumları atarak bizleri birbirimize kırdırmaya çalıştılar.
       Bunu yaparken de eğitimsiz bir ülke olmamız nedeniyle öncelikle toplumsal değerlerimizi sekteye uğratacak görsel yayınlarla önce evlerimize girdiler.
       Bunun yarattığı tahribat neticesinde de Türk toplumunda güçlü olan arkadaş ve dostluk ilişkileri hep çıkar ilişkilerine döndü.
       Emperyalist güçler yıllardır ulu önderimiz ve silah arkadaşlarının bizlere emanet ettiği Laik Cumhuriyeti yıkmak için, şu ana kadar hep bu zaafımızı kullandılar.
       Ülkemizde yaşanan olumsuzlukların ana sebebi de bu yüzdendir.
       Bir de buna, basiretsiz yöneticilerin yönetimi eklenince ortaya çıkan tabloyu hepimiz görmekteyiz
       Açıkça ve üzülerek söylemek gerekirse maalesef yarım akıllı yöneticiler tam yetki ile bizleri yönetmektedirler.
       Sevdiğim bir ağabeyimin bana,
       Berber olmak ve işyeri açmak için önce çıraklık eğitimini alıp kalfa sonra da yine eğitim alarak ustalık belgesi ile dükkan açıp ustalık yapabiliyorsun.
       Fakat ne acıdır ki, bizleri yönetenlerin ise sadece ilkokul mezunu olması yetiyor, dedi.
       Düşünebiliyor musunuz? 
       AB normlarına göre saçlarımızı kesecek ve şekil verecek kişilerin eğitimli olması aranırken, ülkemizi yönetecek kişilerde ise, belli bir eğitim ile toplumsal ve ahlaki değer kıstası aranmamaktadır.
       Üye olmamız için bizleri düzeltme anlamında en ince ayrıntıyı düşünen ve her konuda dayatmaları olan AB, ülkeyi yönetenlerin bu zaaflarını bilmesine rağmen, düzeltilmesi anlamında niye bir dayatmaları olmadığının sizce ne gibi sebepleri olabilir?
       Bizleri çok sevdikleri(!) için midir?
       Tahmin edebileceğiniz gibi sanmıyorum.
       Artık bırakalım, bu samimi olmayan AB’ye girme uyutma masallarını,
       BİZE BİZDEN BAŞKA DOST YOKTUR.
       Bu yüzden birbirimizi sevmekten vazgeçmeyelim.
       Birbirimize yardımcı olup iyilik yapmaktan vazgeçmeyelim,
       Bunu yaparken de, önce en yakınımızdan başlayarak birbirimizi,
       Sonra uğruna binlerce gencimizi feda ettiğimiz cennet vatanımızı ve bizi biz yapan değerlerimizi sevmeliyiz.
       Sevmeliyiz;
       Çünkü nefret ve kin tohumlarının yeşermemesi için en etkili ilaç, yine SEVGİDİR.
       Aramıza kin ve nefret tohumlarını atanlara en güzel yanıt olması gereken ulu önderimiz ile İsmet İnönü’nün aşağıdaki geçen diyalogu ile konuyu toparlayalım.
       Azınlıklarla ilgili bir gün İsmet İnönü Dolmabahçe sarayına giderek Mustafa Kemal ATATÜRK’e bu konudaki sıkıntılarını anlatarak ne yapmalıyız? diye sormuş.
       Mustafa Kemal ATATÜRK İsmet İnönü’ye bu konu ile ilgili yanıtını yarın vereceğini söyler.
       Ve onu yolcu ederken her tarafı renkli çiçeklerle süslenmiş bahçeyi gösterir.
       İsmet İnönü’yü gönderdikten sonra yaverine bahçedeki laleler hariç hepsinin söktürülmesi emrini verir.
       Ertesi gün İsmet İnönü ulu önderimizin yanına geldiğinde sadece laleler ile kaplı bahçeyi görerek ona dünkü renkli çiçek bahçesinin güzelliğinin ne olduğunu sorar.
       ATATÜRK İsmet İnönü’ye dünkü sorunun yanıtını verdin diyerek,
       “Bu topraklar üzerinde yaşayan herkes Türk vatandaşıdır.
       Azınlıkların hakkı diye bir hak yoktur herkes aynı hakka sahip ve birlikte yaşamayı öğrenmeli” der.
       İşte ulu önderimiz böyle çözümler üreterek liderliğini yaptığı ülkedeki tüm vatandaşlara aynı mesafede yakın olmuştur.
       Şimdi baktığımız da ise sizden bizden diye ayrışmalarına gidilerek ülke kamplaşmaya götürülüyor.
       Bu kamplaşmaları çözmeleri gerekenler ise bu konuda yeterli olmadıkları gibi bölünmüşlüğe daha da çanak tutmaktadırlar.
       Şu unutulmamalıdır;
       HEYECAN, SEVGİ, ŞEFKAT, ÖZVERİ, DOSTLUK, SAMİMİYET, TAKDİR, AFFETME, SAYGI DUYMA gibi duygular ruhumuzu güçlendirmekte,
       Ve bunların üzerinde çalışarak geliştirip sık sık kullanarak ruhumuzun çevresinde biriktirmemiz gereken en temel duygular da bunlardır.
       Bu duygularımızın gelişmesine katkı sağlayarak ülke insanları arasındaki kamplaşmayı, bölünmeyi önleyici fikir ve projeleri hayata geçirmesi gereken bizi yönetenler ise,
       Maalesef ki, tüm ülke halkını kucaklaması gerekirken, kendi etrafı ile yandaşlarının ruhlarını güçlendirip ceplerini doldurma peşindeler.
       Saygılarımla,

       HERKES İYİ VEYA KÖTÜ OLARAK DEĞİŞEBİLİR
       BUNUN İÇİN ÖZEL BİR KURAL YOKTUR

             
                                                                                                          dost.kosesi@hotmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar