1. HABERLER

  2. EKONOMİ

  3. Seçime giden ekonomi
Seçime giden ekonomi

Seçime giden ekonomi

Bugün Türkiye seçime giderken, ekonomiyi ne kadar konuşuyor ya da ekonomiyi nasıl tartışıyor?

A+A-

Seçime giden ekonomi
Rahmetli Cumhurbaşkanı Özal'ın ölümü üzerinden 18 yıl geçti.

Onun Türkiye'ye kazandırdığı birçok şey vardır. Bunların başında değişim ve yenilik vizyonunun geldiği, kendisini sevmeyenlerin dahi bugün kabul edebilecekleri bir husustur. Bu değişim meselesinin sadece bir kavram olmanın ötesinde, toplumsal hayatın her yönünde daha o günlerde hissedilen etkilerinin, şimdi daha da büyüyerek, adeta bir dalga gibi genişleyerek devam ettiğini görüyoruz.

Özal'ın Türk siyasi hayatında temsil ettiği birçok şeyden bahsedilebilir. Bunlardan biri de, ekonomi merkezli bir siyasal tartışmalar döneminin başlamasıdır. Onun kamu ve özel sektörde mühendis olmasına rağmen ekonomi yöneticiliğiyle ön plana çıkması, siyasete atıldıktan sonra da pratik, rasyonel çözümler arayan bir siyasetçi olarak, ekonomi konuşmayı kolayca bir siyasal söylem haline dönüştürmüştür.

Bugün Türkiye seçime giderken, ekonomiyi ne kadar konuşuyor ya da ekonomiyi nasıl tartışıyor?

Göstergeler ne diyor?

Son günlerdeki tartışmalara baktığımız zaman, ekonominin daha çok seçim beyannamelerinde yer alan vaatler ve projeler düzeyindeki önerilerle sınırlı ele alındığını görüyoruz. Bunları konuşmanın, her bir seçim beyannamesinde yer alan öneri ve projelerin ne düzeyde gerçekçi olduğunu, bunların gerçekleştirilip sürdürülebilir olup olmadığını, Türkiye'nin değişim sürecine hangi katkıları yapıp yapamayacaklarını tartışmak elbette ki gereklidir. Tüm bunların yanı sıra seçime giden Türkiye'nin, dünya konjonktürü içerisinde ortaya koyduğu ekonomik performansın, makro iktisat politikalarının hangi sorunlarla karşı karşıya bulunduğunun öncelikle ele alınması gerektiğine kuşku yoktur.

2008 ve 2009'da yaşanan ve derinleşen krizin bütün dünya ekonomisinde tahribat yarattığı ve bu tahribatın etkilerinin hâlâ devam ettiğini göz ardı etmeden, Türk ekonomisinin içinde bulunduğu şartların nasıl bir potansiyel taşıdığını, seçim bildirgelerinde yer alan projelerle birlikte değerlendirmek, en azından daha gerçekçi olacaktır .

Son yayınlanan OECD'nin "Bir bakışta toplum" raporuna göre, Türkiye ekonomik ve toplumsal sorunların iç içe geçtiği birçok alanda, hâlâ ciddi problemlerle karşı karşıyadır. Söz konusu raporda, Türkiye OECD ülkeleri arasında en yoksul üç ülkeden biridir. Yine bu verilere göre Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri istihdam oranının düşüklüğüdür. OECD ortalamasında istihdam oranı %66 iken, Türkiye'de bu oran %44 civarındadır. Elbette ki istihdam oranının düşüklüğü hemen akla bir başka sorunu, yani işsizlik rakamlarına bakmayı getirmektedir.

2009 yılında krizin etkisiyle %14,3'e tırmanan işsizlik oranının, 2010 sonu itibariyle bir nebze iyileşerek %11 civarına inmesi, bu konuda da ne kadar ciddi bir meseleyle yüz yüze olunduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bu ifadelere Türkiye'deki gelir dağılımının bozukluğunu ilave ederek, nüfusun %17'sinin yoksulluk sınırı içerisinde yaşadığını hatırlarsak, meselenin negatif boyutuna dair bir izlenim edinmiş olabiliriz.

Yeni ekonomi

Bu tablo bir "ümitsizlik manzarası" olarak görülmemelidir. Türk ekonomisinin krizden sonra, Avrupa dâhil dünyada en çok büyüyen birkaç ekonomiden biri olduğunu düşündüğümüzde, bu büyümenin son üç dönemde sanayi tarafından sürüklendiğini dikkate aldığımızda, Türkiye'nin gelişme dinamiğinin karşılaştığı sorunları aşabilecek bir ivme içinde olduğu söylenebilir.

Sanırım burada üzerinde durulması gereken esas nokta, takip edilen iktisat politikalarının, Türkiye ekonomisinde yapısal dönüşümü sağlayacak bir biçimde oluşturulmasıyla ilgilidir. Bu yapısal dönüşümün hedefinin başarılması bölgesel ekonomik potansiyeli değerlendirerek, küresel ekonomi içerisinde kendisine bir yer açacak bunu "yeni ekonomi" diye ifade edilen yeni endüstriler alanında genişleterek bir sanayileşme stratejisiyle gerçekleştirmesi veya bütünleştirmesiyle mümkündür.

Makro planda bakıldığı zaman, üzerinde en çok durulan ekonomik sorunun cari açığın hızla büyümesi, dış borç ve dış borç-büyüme arasındaki ilişkilerden kaynaklanan sorunlar olduğu görülmektedir. Bunların Türkiye için risk yarattığı nokta, büyümenin niteliğiyle ilgilidir. Eğer Türkiye ekonomisi üretim yapısını bahsettiğimiz stratejiyle değiştirerek yeni bir büyüme modeline girerse o zaman ithalata dayalı büyümenin sorunlarını da çözebilir.

Kısaca seçime giden Türkiye'nin çözülebilir ekonomik sorunları vardır.


 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.