1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. PROF. DR. NUMAN KURTULMUŞ NEDEN BAŞARILI OLAMADI?
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

PROF. DR. NUMAN KURTULMUŞ NEDEN BAŞARILI OLAMADI?

A+A-

PROF. DR. NUMAN KURTULMUŞ NEDEN BAŞARILI OLAMADI?

             Aslında Halkın Sesi Partisi, milletin derin nezdinde günden güne kabul görmekte olan, yakın geleceğin beklenen bir alternatifi, halkın bir çare rotası,  milli ve manevi duruşun bir onur limanı olarak gerçekte Türkiye’nin yönetiminden memnun olmayan, ancak ehveni şer kaidesinden tercihini yaklaşık 10 yıldan beri alternatifsizlik fukaralığı kıskacında sıkıntılar çekerek kullanmak zorunda bırakılan kahir yığınların zihin ve gönüllerinde dipten dibe reçeteleşmişti.

             Halkın Sesi Partisi, neredeyse ete kemiğe bürünmüş ve ayağa kalkmak için mazeret zincirlerini kırarak milletin sinesinde her geçen gün şahlanarak şekillenmiş ve halkın en iddialı müstakbel umudu olarak bir dip dalgası haline gelmişti. Hepimizin bu cesur medeniyet cenini, doğumuna sadece belki de birkaç sabah kala, kimi ezeli millet karşıtı odaklar tarafından nurlu şafaklar öncesinde millet rahminde doğumuna fırsat verilmeden kürtaj edilerek katledilmiştir.

             Anadolu’nun çorak yamaçlarına, düz ovalarına, küçük beldelerine, ilçelerine, oba, mezra, şehir ve merkezlerine bir kanaviçe nazeninliği, bir Anadolu kiliminin enfes motiflerinin utangaç edasıyla, fakat bir mermer heybetiyle halkın sesinin adı Anadolu’da dağlara ve taşlara işlenmişti. Yazılmıştı ve çizilmişti Halkın Sesi’nin adı, belki buralardan başka yerlere de… Yüreklere, gönüllere ve zihinlere. Lakin adı konulmuştu da, kendisinin doğmasına kimi karanlık eller müsaade etmemiştir. Ve kimi takoz yürekli siyasetin rant sofrasına geçmiş zamanda diz kırmış, ihale ve menfaatlerin kimi potansiyel işbirlikçileri de, bu kürtaj anına takiyye ile terlerini akıtmışlardır.

             Sayın Prof.Dr.Numan Kurtulmuş nerede hata yapmıştır? Bu sorunun cevabını alabilmek için şöyle yaklaşık iki yıl öncesine bir yolculuk yapmakta fayda mülahaza ederim. 28 Kasım sabahının erken saatlerinde Ankara’nın gençlik Parkı’nın içini ve etrafını çepe çevre doldurmuş, farklı vilayetlerden gelmiş heyecanlı insanların arasına doğru yürüdüğümüzde saat henüz sabahın 7.00 si bile değildi. Ankara’nın soğuğunda ürperip titreyeceğimizin hesabını yaparken, Ankara belki yaz mevsiminden kalma sakladığı son yaz gününü de bizlere cömertçe sunmuştu o gün. Alanın her tarafı dünyayı ışığı ile aydınlatan güneşin ışık huzmelerinin figürlerinden oluşan HAS PARTİ bayrak ve flamaları ile süslenmişti.

             Doğumuzdan doğuşu ve o kış gününde her dakika yükselişi çıplak gözlerle izlenilebilen güneşin önünde parçalı bulutlar bile olsaydı, meydanı ısıtan gücün güneş logolu flamalar olabileceğini bile düşünebilirdik. Gençlik Parkının çevresinde bir bahçenin avlu çitleri gibi nizami şekilde belki bir asra yakın süredir sabırla ayakta duran yüksek ağaçların dalları bu coşkuya, şahitliğin ötesinde kocaman gövdeleriyle, yapraklarıyla, dal ve budaklarıyla yardımcı bile oluyorlardı. Çünkü bu ağaç dallarının çok azına HAS PARTİ’nin bayrak ve flamalarını taşıyan sicim ipleri bağlanamamıştı o gün.

             Atatürk Spor Salonu’nun ara koridorları dâhil her köşesi insanlarla neredeyse mesafesiz olarak yoğun şekilde dolmuştu o gün. Sunucunun fevkalade güzel yöneterek başlattığı kongre organizasyonunun binlerce konuğunun gözlerinde ve sözlerinde şekillenen fotoğraf ise; Anadolu’da yeni bir güneşin doğmak üzere olduğu gerçeğiydi. 

            Ankara’da o gün bir gerçeğe ve bir gelişmeye şahitlik etmiştim. Anadolu’da artık bir medeniyet güneşi doğmaktaydı o gün. Bu medeniyet hareketi, yüksek karakter, kabiliyet ve milletimizin ruh köklerinin bileşkesi olan bir karizmatik liderin önderliğinde, ufkumuzda bir güneş gibi doğma ve yükselme sürecine hızla girmişti artık. O gün Türkiye semalarında bir müjde ve bir haber şekillenmekteydi. O gün Anadolu insanını hayata bağlayan bir umut reçetesi, bir siyaset mühendisi tarafından bu coğrafyada resmedilmekteydi. Yine o gün Anadolu insanına bir özgüven ve bir gayret zırhının giydirilmekte olduğunu müjdeleyebilmekteydim. O müjde; üstat Necip Fazıl KISAKÜREK’in hitabı ve tasviri ile yüz üstü çok yatan, çile çeken ve sürünen bir milletin ayağa kalkacağının müjdesiydi. O müjde; bu yurtta o günden sonra Prof. Dr. Numan KURTULMUŞ önderliğindeki “Has Parti”  gerçeğiydi. 

            Ne var ki o günlerde göremediğimiz ve esasında bizlerden önce Sayın Genel Başkan’ımızın görebilmesi gereken bir gerçeği ancak bugünlerde görebildik. Bu medeniyet hareketi ve bu hareketin önderi tarihin en nazik döneminde üstleneceği rolünün farkında olabilmişti olabilmesine de, bu büyük harekete girişirken dayanağına ismini verdiği halkın sesine hiç mi hiç itimat edememişti. Hor görülen bu öksüz fakat  büyük davanın savunması, adını koyduğu halka bırakılmamıştı. Bu büyük millet davasının anlatımı ve savunması üç-beş tane dar ufuklu, adı Genel Başkan’ın cepkenine inadına ilikli ahbap ve çavuşa bırakılmıştı. Son söz olarak; rahmetli Turgut Özal’ın gösterdiği samimi feraset gösterilebilseydi, Has Parti çocuklarımızın dilinde destanlaşabilecek bir kutlu doğumun adı olacaktı. Ancak olmadı… Buna müsaade edilmedi.

Önceki ve Sonraki Yazılar