1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞ YILLARI
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞ YILLARI

A+A-

 

               İmparatorluk topraklarının kıtalarda kaybolduğu, bağların ve bentlerin kopartılıp yittiği mahzun yıllardır, 1918"e ramak kalan seneler. Osmanlı coğrafyasında yaşamakta olan Ermeniler, Rumlar, Araplar, Fransızlar, Yahudiler ve kökeninde bir etnik farklılığı ispat edebilen çoğu zümreler için bir lütuf ve bir ayrıcalık nedeniydi o günlerde Türk olmamak.

 

               Yüzyıllarca aynı bölgelerde kader birlikteliği yapmış farklı toplumlar zül saydıkları Osmanlı tabiiyetini küçümsemekteydiler. Osmanlı"nın çöküş döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan bu topluluklar; kim olduklarını kasılarak ve göğüslerini gererek, sorsalar da sormasalar da iftiharla beyan etmekteydiler. Türkler ise, Türk olduklarını söylemeye utanmaktaydılar. Türkler, kim olduklarını beyan etmekten özenle kaçınmaktaydılar. Kimliklerini beyan etmekten utanmaktaydılar ve belki de çekinmekteydiler. Çünkü yoğun bir şekilde yabancı güçlerin ve emperyalist hâkimiyetin baskıları ve dayatmaları mevcuttu o günlerde. Kim oldukları özellikle sorulan Türkler, mahcup ve ürkek tavırlarla ve kaybedilmiş bir özgüvenle “Ümmeti Muhammediye kuluyum” veya “Ali Osmaniyye"nin beşeriyim” babından cümlelerle kimlik bahislerini kapatmaktaydılar.

 

               Yahya Kemal 1918 adlı şiirinin ilk mısrasında, kimliğinden muzdarip hale düşmüş bir milletin halini ve o günlerdeki Türk kimliğini satırlarında şöyle tarif etmekteydi.

 

“Ölenler öldü, kalanlarla muzdarip kaldık

 Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık “

 

               Yüzyılları aşkın senelerden beri mütemadiyen kaybeden ve derin sıkıntılar tufanına tutulan Türk Milleti"nin kendine gelmesi ve kapanmaz görünen yaralarına bir merhem olması ümidi ile ve bir özgüven tazelemesinin aşılanması gereğinin inancı ile Mustafa Kemal ATATÜRK; “Ne Mutlu Türküm diyene” sözünü, hor görenlere inat özgüven lügatimizin deyimler arşivine kazandırmıştır.

 

               Ancak, Türklüğümüz ile gururlanmayı, onurlanmayı bize hiç layık görmeyen emperyalistler, yerli işbirlikçiler ve medeniyet meddahları; yüz yıldır aynı karanlık hesapları tekrar yenileyerek milletimiz üzerine sinsi planlar yapmaktadırlar. Yine yüzyıl öncesinde olduğu gibi her etnik köken, çalımla sayılıp söylenebilirken, Türk"üm demenin ayıp sayılır hale getirildiği bir dönemden geçmekteyiz. İstemektedirler ki; bizler Türklüğümüzden utanalım, ezilelim ve bizler sürekli aşağılanıp, hor ve hakir görülelim. Bu gün böylesi bir süreci yaşamaktayız.

 

               Tarihin her sıkıntılı döneminde kendisine bir çıkış ve kurtuluş yolu bulma becerisine sahip olan milletimiz, karanlık dönemleri elbet atlatacaktır. Vatanın aydınlık geleceği, millet gençliğinin ruhunda sökün edecek bir milli hareketle yeniden şekillenecektir. Türk milleti ve onun onurlu evlatları tarihte olduğu gibi, bugün ve istikbalde de “Ne Zaman?” sualine muhatap kaldığı her tarih aralığında istiklâl aşkının ve millet olma ülküsünün gereğini her zaman yerine getirecektir. Zaman; şimdi bu soruyu yeniden sormanın zamanıdır. Öyleyse!  Ne Zaman Evlat?

 

                                     NE ZAMAN EVLAT?

 

Ne zaman aydınlık geleceği için harekete geçeceksin vatanın?

Söyle ne zaman, ruhunda sökün edecek o beklenen milli cereyanın?

Ne zaman sitemini duyacaksın evlat, altındaki kefensiz yatanın?

Söyle ne zaman, kara bahtına “Süreyya yıldızı” olacaksın Atanın?

 

Hangi vakitte irkilerek tohum olup Anadolu"da serpileceksin?

Söyle hangi vakitte, paslanan özünü iman örsünde eriteceksin?

Hangi vakitte evlat, prangalardaki o bileklerini çözeceksin?

Söyle hangi vakitte, ağını yırtarak kendine dönüp titreyeceksin?

Önceki ve Sonraki Yazılar