1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. ÖLÜM UYKUSUNA YATMIŞ MİLLETLERİN TARİHLERİ YOKTUR
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

ÖLÜM UYKUSUNA YATMIŞ MİLLETLERİN TARİHLERİ YOKTUR

A+A-

Halimiz normal bir uyku hali değildir. Halimiz Ölüm uykusudur. Milli yükseliş ülküleri olmayan topluluklar, ölüm uykusuna yatmış milletlerdir. Cezayirli feylesof Malik Bin Nebi"nin ifadesiyle;  Ölüm uykusuna yatmış milletlerin tarihleri yoktur. Olsa olsa efsanevi zorbaların veya mitolojik kahramanların büyüleyici çehrelerinin cirit attığı kâbusları veya rüyaları vardır.

 

 Anadolu insanı bugün talihsiz bir tarihi süreci yaşamaktadır. Yaşayan son Türk devletinin, imanımızın son kalesi Anadolu coğrafyasının ilelebet yerkürede milletimizin secdegahı olarak kalması noktasındaki inanç ve gayretlerimizin bugün; düne göre daha ziyade olma mecburiyeti vardır.

 

Türkiye´de AB´ye ortaklık hayali uğruna 90"lı yıllarda yapılan taviz ve anlaşmalarla başlayan süreç, gerçekte AB yanlısı bile olmayan takiyye siyasetinin iktidarı döneminde, daha da derinleşerek siyasi milli çıkmazlarımız haline dönüşmüş ve ülke gündemine adeta hiç kalkmamak üzere oturmuştur. Bir hayale ulaşmak için, biz ısrar ettikçe dış mahreçli muhataplarımız, yapılamayacak müeyyideleri sıraya koymaktadırlar. Türkiye artık verilecek bir şeyi kalmadığını anlamak ve bu gerçeği kabul etmek zorundadır. Türkiye, AB´ye ortaklık hayalinden vazgeçip milli yükseliş alternatifini kendi ruh ve dirayetinde yaratmadığı takdirde, bin yılda karılmış Anadolu insanının beraberlik sebepleri ve birliktelik harcı, Türkiye teknesinde bir trajediye ve bir acıya dönüşecektir.

 

 20.asrın ilk çeyreğinde tarihin esaret kafeslerinden aydınlığa kanat çırpan bu milletin siyasi iradesi,   yükseklere tırmanarak, vatan semalarında yücelmiş ve bir bağımsızlık kartalı olmayı başarabilmiştir. O gün merhamet bulutları, tarihin ateş mazgallarında cendereye sıkıştırılmış fukara bir milletin üzerine sağanak sağanak istiklâl direnci yağdırmış ve tüm dünyanın, iflahı mümkün olmayan “Hasta adam” nazarıyla baktığı Osmanlı"nın küllerinden yeni Türkiye Cumhuriyeti"nin vücuda getirilmesi başarılabilinmiştir.

 

Bugün aynı düşman, yine Türk milletini tarih sahnesinden silmek için amacından hiçbir sapma göstermeden gayretlerine geçmiş hatalarından da dersler çıkartarak devam etmektedir. Ölüme gidişi diriliş telakki eden bir milleti yok etmenin zorluğunu aldığı derslerle iyi ezber eden emperyalist güçler, Türk milletini yıkmak, bölmek ve parçalamak için yeni sinsi senaryoları harekete geçirmişlerdir. “Onurum ömrümden uzun olsun” diyen bir milletin iktisadiyatı mahvedilmiştir. Devlet ve millet borçlandırılmıştır. Türk milleti fert fert borç batağına itilmiş ve fukaralığa mahkûm edilmiştir. Yoksulluk girdabında çırpınan milyonlarca insanımız, yardım ve iaşe şırıngasıyla, kömür ve paket serumuyla, ölüm uykusunun bir beri merhalesi olan utanç uykusuna daldırılmıştır.

 

Anadolu insanının kanları ile hudutları çizilen ve tarihin tapu kayıt arşivine bir misak-ı milli manifestosu olarak kaydı düşülen bu şüheda coğrafyası; ebediyete kadar bu necip milletin yurdu olmaya devam etmesi için, basiretle yeniden teyakkuz haline geçmek zorundadır. Ve bu aziz millet; yeniden yüz yıl öncesinde olduğu gibi, ceset haline benzeyen bu ölüm uykusundan ayılmak ve ayağa kalkmak zorundadır.

 

Umudun, inancın, özgürlüğün, birliğin, beraberliğin, barışın ve kardeşliğin adresi bu topraklarda, kollektif haldeki bağımsızlık karakterimizden alacağımız güç ile şer ve ihanet odaklarının, arzuladıkları eylem ve şarlatanlıklarını icra etmelerine sonsuza kadar müsaade etmeyeceğiz. Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe memleketimizin, kimliğimizin, düzen ve töremizin ve Türkiye cumhuriyeti"nin üniter yapısının sarsılmasına kıyamete kadar hiçbir şekilde imkân vermeyeceğiz. Bir feylesof ve mefkûre adamının tespit ve söyleminde olduğu gibi, Şer´e lanet edeceğiz. Ancak şer kapıya dayandığında da, şer"e karşı mücadele etmeyen ve elzem olan gayretten dönene de lanet edeceğiz.

 

Hiç, ama hiçbir zaman unutmamalıyız ki; bizler ellerimizi kardeşlik duygularımızla birleştirmediğimiz ve biri birimize olan güvenimizi bin yıldır olduğu gibi, yine aynı ruh ve inanç havuzunda perçinlemediğimiz takdirde, “Emperyalist güçler” ve “Kan emiciler” pis ellerini bu topraklar üzerinden çekmeyeceklerdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar