• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • Konya 4 °C
  • İzmir 14 °C
  • Lefkoşa 18 °C

“ÖLDÜK ÖLÜMDEN BİR ŞEYLER UMARAK”

Gürhan GÜRSES

 

“ÖLDÜK ÖLÜMDEN BİR ŞEYLER UMARAK”

Büyük Caminin musalla taşında bir tabut. Daha önceki onlarca, yüzlerce, binlerce tabuttan birisi. Meraklı gözler tabutun içinde kimin olduğunu sorgulamakta. Nasılsa hiç girmeyecek onun içine? Nasılsa hep başkaları için sala verilecek minarelerden. Aklına gelmez ki, aklına getirmez ki ölümünü. Ah bu insanlar. Cemaat vakit namazını eda ettikten sonra dört koldan oluşan ve ömründe belki de hiçbir zaman omuz üstünde taşınmayan sanduka içindeki mevtanın namazını kılmaya yönelir. Merhumu nasıl bilirdiniz sorusu esasen yaşarken savrulacak insanların yüzüne: “…Efendiyi/hanımefendiyi nasıl bilirdiniz ey cemaat?” Belki uyansın düştüğü yanlış yoldan. Belki dönsün girdiği çıkmaz sokaktan. Belki de ölsün de müstehakını bulsun deyu.
               
Sala verilmiştir bir kere. Bir nefes daha kesilmiştir yeryüzünde. Bir ses daha atmosferin tabakalarında baki olarak kalacaktır kıyamete değin. Bir yaşam daha masal olmuştur. Yalan gibi gelir size ölüm. Bugün varsınız yarın yoksunuz gibi.
               
O tabuttaki kim değil ki! Ölmeyecek olan var mı? Yarına garantisi olan var mı acep? Siz de olabilirisiniz orada, biz de. Şu an bu yazıyı okuyan onlarca kişiden birisi de olabilir, kritiğini yapan birisi de. Kalan kim bu yalan dünyada ey cemaat? Hepimiz ölmeyecek miyiz? Düşünün lütfen. Ne kalacak bizden geriye? Kim hatırlayacak bizi? Hayal edin lütfen. Öldünüz farz edin. İyi bir insandı diyecekler. Gözyaşı dahi dökmeyecekler. Çocuğunuz varsa yürekten ağlar idrak yaşında ise. Eşiniz zaten yokluğunuzun sillesini en bariz şekilde yüreğinin ortasına yiyecek olandır. Annenizin vadesi sizden uzunsa ta ciğerinden yanar size. Terki beden edinceye değin acınızı için için yaşar. Ya babanız. Ya o koca adam. Farz edin ki ölümünüzü gördü. Dua ede ede bitap düşer sizin için. Yaradana sığınır. Ağlamasını belki göremezsiniz ama içinde ne tsunamiler oluşur. Yürek iklimi mahv eyler ruh dünyasını. Sevdiğiniz varsa başkasını bulur siz gidince, o ölmüyor ya! Arkadaşınız varsa ki bu dönemde zor kırkınız çıktıktan sonra hatırından çıkarsanız muhakkak. Helvanız da dağıtıldı mı tamamdır. Piliniz resmen bitmiştir demektir bu dünyada. Diğerleri ise üç günlük taziyenizden sonra bir güzel mevlidinizi verir, yemeğini yer ve tapunuzu düşer bu dünyadan. Artık karınlar tok, alınlar açıktır. Siz ise kabir hayatını yaşamak üzere taze toprak kokusu içinde sorgu faslında binlerce kez öleceksiniz belki de. Böcekler taze etinizi yemek için yarışacak, yılanlar soğuk vücudunuz sarmak için fırsat kollayacak. “Ete kemiğe büründüm/Yunus diye göründüm” diyen Yunus gibi beden elbiseniz alınacak üstünüzden.
Bu korku filmi değil. Amacım korkutmak değil. Yazdıklarım korkutmasın sizi. Hayatın her anında karşınıza çıkabilecek olan bir realiteden bahsediyorum. Bir öğle yemeği gibi, ikindi vakti içtiğiniz bir çay gibi. Belediye parkında bir siyaset muhabbeti gibi. Halı sahada attığınız bir gol gibi, Yatılı yolunda arabanızla bastığınız 150 km hız gibi.
               
İlçe Asri Mezarlığı"na bakın yaşarken. Gültepe"ye, Sefkarbaba ya. Mezarlıklara lütfen bir göz gezdirin. Kendini bu dünyada vazgeçilmez sananlarla dolu. Ağalarla dolu. Beylerle dolu. Fakirlerle iç içe hem de, yoksullarla. Garibanlarla, işçilerle, çobanlarla. Hakkın adaleti birdir, iyi görün. Er geç sorulur insana. Amel açısından olan üstünlüğün dışında rengi beyaz olanın, rengi siyah olana üstünlüğü yoktur. Makamı üstün olanın, makamı olmayana üstünlüğü yoktur. Ekmeği buğdaydan olanın, ekmeği arpadan olana üstünlüğü yoktur. Zenginsiniz, yatırımınız var mı sonsuzluğa? Yetkiniz var, faydası olacak mı Sırat Köprüsü"nde size?
               
Kırdığınız kalpleri sayın şimdi. İhmal ettiğiniz insanları hatırlayın. Babaysanız çocuğunuzu, kocaysanız eşinizi. Patronsanız işçinizi, müdürseniz maiyetinizi. Üstseniz astınızı.Bakkalsanız müşterinizi, siyasetçiyseniz halkınızı. Gazeteciyseniz okurlarınızı..
               
Öldünüz varsayalım. Cenazenizde boynu bükük duracak olan evladınızı hayal edin. Yaşarken ona göre davranın. İlgisiz sevgisiz o kadar çocuğumuz var ki!
               
Hayatta kimse kalmazsa bir tek kişi kalır yanınızda. Dar gününüzde yanınızda olur. Kara gününüzde başınızda olur. Ağlarsanız ağlar. Tam size ayarlı, size uyumlu eşiniz, biriciğiniz. Cenazenizde ayakta zor duruyor. Kollarında iki kişi sürüklüyor. Gözler ağlamaktan mosmor. Şimdi kahvehanede zaman öldürüyorsanız bu anı hatırlayın. Ve yalnız bırakmayın yaşarken fedakâr, cefakâr eşinizi. Terkedilmiş, itilmiş, kakılmış o kadar sahipsiz kadınımız var ki!
               
Öldünüz varsayalım. Anneniz serum altında hayal edin. Belki de kalp krizi geçirecek kadar acı çekiyor ardınızda. Bu hali canlandırın ve anneciğinizin kıymetini bilin. Bir köşeye atılmış perperişan bırakılmış o kadar annemiz var ki! Yüreğimiz cız eder sayarsak. Ya babanız. O da mezarınıza ilk toprağı atmak üzere ama takati kalmamış. Beti benzi atmış. Sanırsın ki az sonra patlayacak olan bir volkan. Ölü gözüyle değil canlı gözüyle bakın şimdi. Babaları dışarı atılmış bir topluma doğru gidiyoruz. Babaları ihmal edilmiş, yalnız bırakılmış bir vaziyete doğru son sürat gidiyoruz. Ve diğerleri. Mezarınızın başında bazıları iş olsun diye duruyor, bazıları bir görev olarak telakki ediyor. Bazıları da hürmeten. Sevenleriniz ağlıyor. İlk toprak atılınca bir çığlık kopuyor. İyi bakın ama. Bazıları hiçbir şey olmamış gibi gidecek evine birazdan. Bazıları bir harabeye gidecek ardınızdan.
               
İşte yaşarken harabe bırakmayın diye karalıyorum bunları. Gözünüz arkada kalmasın. Seviyorsanız doyasıya sevin. Sevginizden mahrum etmeyin sevdiklerinizi. Yaratanın hatırı için kırmayın kimseyi. Toprak bütün kırgınlıkları iyileştiren merhemdir. Ama orada geç kalmış sayılırsınız. Gücünüzü insanları ezecek, yok edecek, rencide edecek tarzda kullanmayınız. Bir fakiri doyurun. El açanı terslemeyin. Düşene bir tekmede siz vurmayın. Kapınız kapanmasın insanların yüzüne. Eliniz yumruk olmasın elin yüzüne. Sofranız açık olsun herkese. Kârınız başkalarının zararı olmasın. Sevinciniz başkasının hüznü olmasın. Üçe aldığınızı on katına satmayın. Uluorta insanları rencide etmeyin. Kınamayın kimseyi. Hor görmeyin garibanı.
               
Uzatabileceğimiz kadar uzatabiliriz. Hayatımıza katacağımız tüm güzellikler bir insanın dahi üzülmesine vesile olacaksa olmasın daha iyi. Yaşam ve verdiği onca nimet için Allah"a şükredin. Vermedikleri için şikâyet etmeyin. Her şey de bir hikmet vardır, inanın. Alabildiklerinizle mesut olun, alamadıklarınızla hayatınızı zehir etmeyin.
               
Büyük Caminin musalla taşında bir tabut. Daha önceki onlarca, yüzlerce, binlerce tabuttan birisi. Meraklı gözler tabutun içinde kimin olduğunu sorgulamakta. Nasılsa hiç girmeyecek onun içine? Nasılsa hep başkaları için sala verilecek minarelerden. Aklına gelmez ki, aklına getirmez ki ölümünü. Ah bu insanlar. Cemaat vakit namazını eda ettikten sonra dört koldan oluşan ve ömründe belki de hiçbir zaman omuz üstünde taşınmayan sanduka içindeki mevtanın namazını kılmaya yönelir. Merhumu nasıl bilirdiniz sorusu esasen yaşarken savrulacak insanların yüzüne.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Gazete Turka | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim