1. YAZARLAR

  2. Yüksel COŞKUN

  3. Müsait Olduğunuzda Bizi Sever misiniz?
Yüksel COŞKUN

Yüksel COŞKUN

Yazarın Tüm Yazıları >

Müsait Olduğunuzda Bizi Sever misiniz?

A+A-

Müsait  Olduğunuzda Bizi Sever misiniz?

       Saygıdeğer Okurlar,

       Seçim dönemi yaklaştığı şu günlerde, hislerimizin ve beklentilerimizin tercümanı olabilir mi diye bu hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.
       Çocuk içeri girer girmez neşeyle bağırdı:
       Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?
       Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.
       Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.
       Her şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda... Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.
       Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.
       Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti:
       Çocuk en sevimli halini takınarak  “sana yardım edeyim mi?” dedi,
       Annesi manalı manalı baktı:
       Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.
       Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır :
       “Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni” diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.
       Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.
       Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.
       Uykuya dalayım da, gül kokuları eksik kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.
       Bu kelimeden nefret ediyordu.'Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken'.. .
       Anneciğim sen yorulma, diye...
       Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım.    
       Hadi sen oyna biraz.
       Hani siz yoruluyorsunuz ya...Eeee... .Bende oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem?
       Büyükler, yapılmaması gerekenleri biliyordu da, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
       Işıklar söndü birden.
       Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.
       Mum da yok! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.
       Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü.
       Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.
       Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne,
       Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.
       ''Bak deli tavşan'' diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.
       Sonra ışıklar geldi.
       Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti.
       Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.
       Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.
       Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
      Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşçasına aralanan gözleriyle mırıldandı;
      İŞİN BİTİNCE BENİ SEVER MİSİN ANNE? dedi.
       Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.
       Teşekkürler Menekşe arkadaşım,
       Evet saygıdeğer okurlar,
       Bu hikayeyi, sevgi ortamının kaybolduğu, insanların en ufak olayda dahi patlamaya hazır ve ülkenin gün geçtikçe kamplaşmaya gittiğini herkes gibi gözlemlediğim,
       Ve kendimi, sorumlu bir fert olarak gördüğümden, bazılarının artık uyanmaları gerektiğini hissettiğim içindir.
       Seçim döneminin yaklaştığı şu günlerde bizleri severek hizmet edecek yöneticilere ihtiyacımız olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.
       Son yıllarda iktidar güçleri olmasına rağmen halkını değil kendi ve yandaşlarını seven yöneticilerimizin ülkeyi getirdikleri durumu üzülerek gözlemlemekteyiz.
       Biz sizleri seviyoruz, amacımız hizmet, durmak yok yola devam diyerek, açığa çıkan yolsuzluklara rağmen, kendi zenginlerini yaratmaya devam etmek istenmesi, bu ülke insanını ne kadar sevmektir.    
       Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra, çalan değil çaldırmayan, dürüst ve toplum menfaatlerini ön planda tutan şeffaf yönetim anlayışları, bu ülkede yaşayan tüm vatandaşların en büyük özlemidir.
       Bu yüzden, ülkenin geleceği adına, artık tüm siyasi partilerin bu anlayışı benimseyerek doğru işler yapacak dürüst insanları yönetimlerde söz sahibi yapmaları gerektiğidir.
       İnsanlarımız gün geçtikçe yaşamlarındaki zorlukları hissetmekte çoluk ve çocuğu ile aç kalmaktadır.         
       Dışarıda yaşananlar ve insanların yüzlerindeki ifadelerin hayra alamet olmadığını üzülerek görmekteyiz.
       Borçlarından dolayı yaşamlarına son vererek veya cinnet geçirip ailesini ve kendini öldürenler arka arkaya ulusal basında yer alırken,
       Ülkenin en büyük kanayan yarası olan işsizlik çığ gibi büyürken,
       Üniversiteleri bitiren gençlerimiz ıssız ve kuytu köşelerde kara kara düşünürken,
       İstihdam yaratan köklü kuruluşlar, teğet geçti denilen krizin içlerine düşmesi nedeniyle bir bir üretimlerini durdururken,
       Ülkenin gündemini farklı konulara taşıyıp, halkımızın yaşadığı zorlukları göz ardı ettirmeye çalışarak kendi ve yandaşlarının rantları kesilmesin diye,
       Biz dürüstüz diyerek, emanet edilen devletin gücünü oy için kullanmak ne kadar samimi bir davranıştır.
       Konuyu bir fıkra ile toparlayalım;
       Amerika, İngiltere, Almanya ve Türkiye üst düzey yöneticilerin bir arada görüşmeler yaptığı toplantıda, gündemdeki konular bittikten sonra iş sohbete gelir.
       Oradan da ülke insanlarının yaşam standartlarını konuşmaya geçerler.
       Amerika başbakanı, yaptığımız araştırmalar neticesinde 4 kişilik bir ailenin aylık gideri 2.500 dolar, biz onlara 3.500 dolar veriyoruz, onların 1.000 dolar ile ne yaptığını bilmiyoruz.
       İngiltere başbakanı ise, bizim yaptığımız araştırmalara göre 4 kişilik bir ailenin aylık gideri 2.000 sterlin, biz onlara 3.000 sterlin veriyoruz, 1.000 sterlin ile ne yapıyorlar onu bilmiyoruz.
       Almanya başbakanı da, bizim yaptığımız araştırma ile 4 kişilik bir ailenin harcaması 2.000 Euro, biz onlara 3.000 Euro veriyoruz, arta kalan 1.000 Euro ile ne yaptıklarını bilmiyoruz.
       Sıra Türkiye başbakanına gelmiş, o da yaptığımız araştırmalar neticesinde 4 kişilik normal bir ailenin aylık gideri 1.500 lira, biz onlara 500 lira veriyoruz, ama onların, 1.000 lirayı nasıl bulduğunu inanın bilmiyoruz demiş.
       Peki, şimdi bu durumda ne mi yapmalı?
       Önce haydi 3 çocuk sahibi olmaya,
       Biri kömür kuyruğuna, biri gıda kuyruğuna, biride dağıtımına yeni başlanan beyaz eşya kuyruğuna,
       Evdeki ebeveynler mi?
       Tembelliğe devam, nasıl olsa 3 çocuk olunca kuyruklara bırakacak çocuk sayısı yeterli,
       Bir kuyruk daha olursa bir çocuk daha,
       Çünkü büyüklerimizin vardır bir bildiği, 
       Saygılarımla,
   
       ANLAYANA SİVRİ SİNEK SAZ
       ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ

                                                                                                              dost.kosesi@hotmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar