1. YAZARLAR

  2. Murat TEKİNALP

  3. MURADIMA VE MAKSADIMA ULAŞTIM SONUNDA…(1)
Murat TEKİNALP

Murat TEKİNALP

Bir Garip Yolcu...
Yazarın Tüm Yazıları >

MURADIMA VE MAKSADIMA ULAŞTIM SONUNDA…(1)

A+A-

          MURADIMA VE MAKSADIMA ULAŞTIM SONUNDA…(1)
     Bundan yaklaşık tam bir yıl önce yazdığım “BEKLİYORUZ” yazısının semeresini almak için Habibullahın ravzasına ve peygamberler mekânı kutsal belde Kabe’ye yüz sürmeyi nasip eyledi rabbim. Oralar için yanan yüreklere, peygamber aşığı insanlar için birer merhem olur inşallah bu yazım.

     Dedim ya, tam bir yıldır bekliyordum gideceğim günü.Ve dualar ediyordum her daim. “Rabbim efendimize ve kutsal mabedine beni değerli dostlarla ulaştır..” diye. Dualarım kabul oldu sonunda. Bunca yıldır özlem ve hasretle atan bu yürek âşıklısına kavuşmanın içtenliğiyle ve güzelliğiyle ilerleyecekti öteler ötesine ve en önemlisi yanımdaki sekiz dostumla beraber, sekiz can yürekle beraber yaşayacaktı bu tarifi imkansız anları.

     Havaalanı terminali mahşeri kalabalık. Herkes grup grup oturmuş bekliyor hareket anını. Derken beyaz kefenler içinde dünyanın faniliğinden sıyrılıp, maddi her türlü keşmekeşten uzak, ölmeden evvel ölmeyi becerebilmiş koca yürekli insanlara ilişiveriyor gözüm. Bende atılıveriyorum bir çırpıda o beyazlıkların içine kendimi. Kardeşliğin ve paylaşmanın en güzideliğine erişiyorum. Birbirlerine yardım eden beyaz kefenli bu insanlar hep birden “LEBBEYK” nidalarıyla sallıyorlar bembeyaz gökyüzünü. İşte ölmeden önce ölmek diye ben buna derim. Zamanın ve kederin bütün gam, kasavetlerinden uzaklaşmanın adı beklide bu. Aslında bu kabre adımın ilk halkası.

     Kafilemiz tam 295 kişi. 295 yüreğin kalp atış hızı bineceğimiz uçağın hızının belki iki kat daha fazlası. Belki daha ilk gidenler var içlerinde, belki oranın ateşiyle daha evvel kavrulup tekrar bu aşkla sönmek isteyenler var. Ancak benim bu fikrime katılmayanlar veya bizim bu hallerimizi tenkit edenler olabilir. Tabii ki olacakta… Ancak bu olayı ya yaşamayanlar ya da yaşadıkları halde o havadan nasibini alamayanlar, o kutsal havanın deryasında kaybolmayı arzulamayanlar veya o mütevazi ve muntazam beldenin değerini idrak edemeyenler tenkit edeceklerdir. Allah ve resulü için her türlü tenkit ve eleştirilere de açık olduğumuzu buradan belirtmek isterim. Uçağımız daha havalanmadan, kendisiyle tanıştığım ve bir değer olarak kalbime giriveren Dr. Süleyman KOYUNCU hocamdan bahsetmeden geçemeyeceğim. RABBİM EBEDİYYEN RAZI OLSUN… Bu onun bir sözü… Gerçekten Allah ondan razı olsun. O bir değer. Hemde altın kalitesinde bir değer. Ve bu kutsal yolculuk boyunca(anlatacağım ve paylaşacağım sizlerle) bizlerden bir an bile ayrılmayan ender şahsiyet. Aksaray il müftü yardımcısı… Ama inanın bilgisi, becerisi ve cana yakınlığı ile yeri doldurulamayacak bir insan. Velhasıl bu bilgiyle ve beceri ve dahi sevecenliği ile daha üst rütbelere şayan bir şahsiyet. Onu da aldık aramıza… Öyle ya; kim almak istemez böyle bir insanı. Onu satırlara sığdırmak mümkün değil. İlerde anlatacağım sizlere nasıl peygamber ve hak aşığı bir insan olduğunu. Rabbim kalbinde ve gönlünde ne varsa hepsini ona en acil bir anda versin. Bu duayı hep beraber yaptık Kastamonu ahalisi olarak ona. Biz kastamonudan tam sekiz yürek katıldık bu kutlu yolculuğa. Dördü bayan, dördü erkekti… Ve hepsi susamıştı aşk sahibinin af makamına. Ben, benden gayri yedi kardeşime havarilerim diyordum. Ama iş Süleyman hocama intikal ediverince onun tabiriyle gönlümüze giriverince hep beraber onun havarileri oluverdik bir anda. Bu nadide insanlarla yediğimiz bir, içtiğimiz bir olacaktı çünkü. Nede olsa beraber başlayıp beraber bitirecektik bu kutlu yolculuğu.

     Bahtiyarlıklar ve mutlulukların perçeminde vardık Cidde hava limanına. Bembeyaz kefenler içinde tamda rebiyülevvel ayı içinde iniyoruz kutsal mekâna. Nede olsa sevgilinin doğduğu ayda içimizde tomurcuklar açıyor. Sevinç gözümüzü, gönlümüzü kaplıyor. Mekke sokaklarında efendimizin yürüdüğü topraklara tamda onun doğduğu ayda varmak ne mutlu. Evinin önüne vardığımızda yer gök aydınlanıyor bu ilgi ve ülfetten.
    

      Ve o kutsal mabet. Yeryüzünün en hayırlı ve en güzide binası. Bütün ihtişam ve heybetiyle karşımızda. Bir anlık sey-ü tavaftan sonra atıyoruz kendimizi insanların içine. Bir, üç, beş ve yedi… Her döndüğümüzde bin yıllık hatıralar canlanıyor insanın gözlerinde. Bu dönüş haybeden bir dönüş değil. Rabbin emrine ve rabbin kulluk emrine tabi olmanın bir adı bu manada. Unutmayın her can taşıyan mutlak döner. Dönmek zorundadır Biraz daha ileri gidelim; cansız diye gördüğümüz ve bildiğimiz her nesne aslında atomlarında dönerek zikretmekte kendi hal diliyle yaratan mabudunu.
Safa ile Merve arasında hızlı adımlarla ilerliyoruz. Hz.Hacer validemizin serinleten soluğunu hissediyoruz yanı başımızda. Oğlu Hz.ismail için verdiği mücadele ve gayreti ruhumuzda hissediyoruz. Bir üç beş ve yedi… Şimdi gayretle yapılan bu ibadetin sonucu; mükâfatla çıkmak ihramdan…
 

     Havarilerim ve ben ve de Dr. Süleyman KOYUNCU hocamla beraber otel yoluna koyuluyoruz. Her güne bin yılı sığdırmak lazım diye bir düşünce geliyor aklıma. Tam bin yıl. Çünkü 14 günde 1400 yılı tıka basa soluyarak geçirmek lazım. Bu yıl kuran yılıydı. Tam bindörtyüzyıllık bir güzelliğin anlık paylaşımını yaşamaktı bizimkisi. Hiç eskimeyen ve çürümeyen ve de tüm çağlara hitap eden dipdiri ve dupduru bir kitabın gizemli hayatını incelemek; her insana ne kadar nasip olur iyi düşünmek lazım. Bu nezafetler deryasında elimizden geldiği kadar peyder pey giriveriyoruz insan seline. Renkleri farklı, ırkları farklı ve cinsiyetleri farklı on binlerce insanın, aynı amaç doğrultusunda aynı güzelliği yudumlamaları ne kadar güzel bir olay. Ve bu olayın sizlerde bıraktığı izleri bir düşünün bakalım. Satırlara sığmayacak kadar engin, dingin bir duygu bu. Yaşamak, yudumlamak lazım.
 

     Dimdik yamaçlarla ulaşılması güç ve yıllar önce yazdığım (HİRADA OLMAK)yazımı canlı yaşamak uğruna kardeşlerimle beraber nur dağına pusulamızı yönlendiriyoruz. Efendimizin yürüdüğü yollardan yürüyüp onun ayak bastığı dağın eteklerinde olmak ve zirveye kadar onun kokusunu hissetmek ne kadar güzel bir duygu. Uzunca bir tırmanış ve kısa bir inişten sonra kayalıkların arasını geçerek ulaşıyoruz kutlu resulün mekânına. Taşlar ve kayalar ancak bu kadar kardeş olabilir bir insana. Bir medeniyetin yazıya dökülmeye başlandığı ve oluşturulduğu mekândayız. “OKU” medeniyetinin merkezinde olmanın hazzını ne kadar dizelere döksem, ne kadar anlatsam ve hangi kelimelerle anlatsam anlamsız kalıyor. Cümleleri oluşturan kelimelerin ve harflerin ne kadar kifayetsiz kaldığını anlıyorum. Hz.Cibrilin(as)efendimizi sıkıştırmasını ve ben ne okuyayım demesi geçiveriyor aklımın kenarından. Ama bilmediklerini öğretiveriyor yüce Allah sevgilisine. O anları adım adım yudumlayarak akşam ezanın arifesinde iniyoruz cebel-i nurdan… Vakit akşam vakti. Vakit namaz vakti. Havanın içine süzülen ince den inceye nağmeli ezan sesi. Hadi yüreğim gayret gidelim kutsal mekana artık…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar