1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. Mücahitlikten teröristliğe BİN LADİN
Mücahitlikten teröristliğe BİN LADİN

Mücahitlikten teröristliğe BİN LADİN

Arabistan’da zenginlik içinde başlayıp Afgan dağlarında Sovyetler’e karşı savaşarak devam eden hayatı, Pakistan’da gizlendiği evinde sona erdi.

A+A-

Cihat amacıyla çıktığı yolculukta küresel bir teröriste nasıl dönüştü?


Vakit gece yarısına yaklaşıyordu. Gecenin sessizliğini yırtarcasına yaklaşan helikopter sesleriyle yatağından sıçradı. Afganistan’da Sovyetler’e karşı verdikleri savaştan bu sese aşinaydı. Hemen yakınlarında Pakistan’ın en büyük harp akademilerinden biri vardı ama gecenin bir yarısı böylesi bir hareketlilik hayra alamet değildi. Çok geçmeden silah sesleri duyulmaya başladı. Ecelin soğuk nefesini ensesinde hissediyordu. Yanında dört eşinden en genci Emel vardı. Ağır silahlarla donanmış Amerikan askerleri çok geçmeden odalarına daldı. Emel bacağından vuruldu ve yere düştü. Silahı yoktu ama kendini ve karısını korumaya çalıştı. Askerler onu başından ve boynundan vurdu ve son teknoloji ekipmanlarını kullanarak Washington’daki Potomac Nehri kıyısında operasyonu canlı izleyen CIA merkezine, şahsın fotoğrafını ve vücudundan alınan doku bilgilerini gönderdi. Veriler doğruydu, New York’taki İkiz Kuleler’e yapılan dehşetengiz 11 Eylül saldırılarının azmettiricisi Üsame bin Ladin’i öldürmüşlerdi.

Daha önce böbrek yetmezliğinden öldüğü ileri sürülen, ses ve video kayıtları, kime hizmet ettiği hep tartışılan Üsame bin Ladin’in sonu da hayatı gibi gizemli oldu. Öldürüldüğüne dair hiçbir fotoğraf ve video yayımlanmadı. Önce silahı var dendi, sonra silahsız olduğu ama direndiği açıklandı. Karısını kendine kalkan yaptığı söylendi; ama karısı yaralandı, kendisi öldürüldü. İslami kurallar ileri sürülerek 24 saat içerisinde kefenlendi ama mezarının okyanusun dibi olduğu açıklandı. Hayatı ve ölümü sırlarla dolu olan, uğruna mücadele ettiğini ileri sürdüğü İslam’ın terörle anılmasına neden olan Üsame bin Ladin kim?

1957 yılında Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da doğdu. Yemen’den gelip sıfırdan zirveye çıkan babası Muhammed bin Avad bin Ladin’in 52 çocuğundan faklıydı. O da diğerleri gibi Vehhabi anlayışına uygun yetiştirildi ama eğitim için kardeşleri gibi Batı’ya gitmedi; ilkokuldan üniversiteye eğitimini Suudi Arabistan’da tamamladı. Çocukluk ve gençlik yılları Arap-İsrail çatışmalarına şahitlik ederek geçti. 1967 ve 1973 savaşlarıyla hezimete uğrayan Filistin davası, Mısır’ın Mart 1979’da İsrail’le imzaladığı ve Arapların davaya ihanet saydığı Camp David anlaşmasıyla büyük bir darbe aldı. İran devrimi de aynı yılın şubat ayına denk gelmiş ve Batı yanlısı Ortadoğu rejimlerinin yıkılmasını arzulayanlar için ilham kaynağı olmuştu. Aralık 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgali başladığında üniversiteyi bitirmişti. Okul sıralarında öğretileriyle tanıştığı Filistinli Abdullah Azzam’ın Sovyetler’e karşı cihat çağrısına uyarak Afgan mücahitlerine katılmak üzere 1980’in başında Pakistan’ın kuzeybatı sınırındaki Peşaver’e, oradan da Afganistan’a gitti. 1989’a kadar sürecek savaşta genelde arka planda finansör, organizatör ve lider olarak rol aldı. Sovyet savaşının sonlarına doğru cihadın dünya çapına yayılması konusunda fikir ayrılıkları nedeniyle Azzam’la yolları ayrıldı. Azzam suikastının arkasında onun olduğu dahi iddia edildi. Sovyetler’e karşı mücahit örgütlenmesi Amerikan, Pakistan ve Suudi istihbarat örgüleri tarafından desteklendi. Suudi istihbarat şefi Türki bin Faysal’ın Üsame bin Ladin’i bu iş için görevlendirdiği söylendi. Bin Ladin zaman içerisinde bu ülkelerin istihbarat yetkilileriyle temas kurdu. Sovyet savaşındaki namı ve ünüyle ülkesine bir kahraman gibi dönen Bin Ladin, kısa süre sonra rejimle ters düştü. 1990’da Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesi Suudi hükümetinin ABD’den askerî destek istemesine neden oldu. Bin Ladin ise ülkesine ‘kâfir Batılıların’ girmemesini, istenirse Afganistan’dan mücahitleri getirebileceğini söyledi. Bu teklifi kabul edilmeyen Bin Ladin, eleştirilerinin dozunu zaman içerisinde artırdı. 1992’de Sudan’a sürgüne gönderildi ama Suudi Kraliyeti’ne saldırılarına buradan devam etti. Sudan’da, Afganistan zamanlarından beri birlikte olduğu Mısırlı Eymen el Zevahiri ve İslami Cihat örgütüyle çalışmalarına devam etti. Hartum hükümeti, başını ağrıtmaya başlayan Bin Ladin meselesinden kurtulmak ve onu memleketine göndermek istedi. Suudilerin cevabı ise Bin Ladin’i 1994’te vatandaşlıktan çıkartmak oldu. Ladin ailesi de hükümetin baskısıyla onu evlatlıktan reddetti ve yıllık 7 milyon dolarlık maaş hakkını kesti. 1996’da Sudan’dan ayrılarak Afganistan’a geçti. Bundan sonra ömrü hep Afganistan ve komşusu Pakistan’da geçecek ve kendisini dünyaya tanıtacak terör kaynaklı şöhreti buradan yayılacaktı. Sovyetler Birliği ile başlayıp Suudi Kraliyeti’yle devam eden düşman listesinin şimdiki hedefi ise ABD olmuştu.

İlk çekirdekleri 1988’de Afganistan’da atılan El Kaide (temel, taban) örgütünü ve Bin Ladin’i dünyaya duyuran ilk önemli eylem 1998 Ağustos’unda Tanzanya ve Kenya’daki ABD büyükelçiliklerine yapılan eş zamanlı saldırılar oldu. Örgütü ve liderini dünya çapında üne kavuşturan eylem ise hiç şüphesiz 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi kulelerine ve Pentagon’a yapılan saldırılar oldu. Amerika’nın kalbine yapılan bu saldırılardan sonra Washington yönetimi NATO’nun tam desteğiyle Afganistan’a saldırdı. Sebep, Taliban hükümetinin saldırıların sorumlusu Bin Ladin’i teslim etmemesiydi. Kısa sürede Taliban rejimini deviren ABD liderliğindeki NATO birlikleri 10 yıla yakın bir süredir bu ülkede. Bin Ladin 11 Eylül’den sonra saldırıları övdü ve Batı’ya karşı girişilen mücadelede büyük başarı olarak niteledi ama uzun süre sorumluluğu üstlenmedi, ta ki 2004’teki ABD başkanlık seçimlerine kadar. Seçimlerden 4 gün önce 29 Ekim’de El Cezire TV’de yayımlanan video kaydında Bin Ladin, 11 Eylül saldırılarının emrini kendisinin verdiğini açıkladı. 3 yıl boyunca terörle mücadele namına Afganistan’a milyar dolarlar akıtan, 2003’te sonradan yalan olduğu ortaya çıkan ‘kitle imha silahları’ iddiasıyla Irak’ı işgal ederek yeni bir cephe açan Bush yönetimi iyice yıpranmıştı. Bin Ladin’in saldırıyı üstlenmesi rüzgârların yeniden Bush lehine esmesine neden oldu. 11 Eylül’le birlikte milliyetçilik duyguları kabaran Amerikan halkı yüzde 50,7’lik oy oranıyla Bush’u ikinci kez başkan seçti. El Kaide’nin saldırıları ise devam ediyordu. Bin Ladin’in bu itirafı gelene kadar, 2002’de Endonezya Bali’de, 2003’te İstanbul’da, 2004’te Madrid’de yapılan bombalı saldırıları El Kaide üstlenmişti. Temmuz 2005’te ise Londra’da metro bombalaması meydana geldi. Irak’taki şiddet olaylarının içerisinde de Irak El Kaide’sinin rolü büyüktü. Terör olayları çoklukla Müslüman ülkelerde birçok masumu öldürürken, Bin Ladin saklanmaya ve kaçmaya devam ediyordu. Amerikan istihbaratı onun Afganistan-Pakistan sınırındaki derin mağaralara sahip Tora Bora dağlarında olduğunu ve Pakistan’dan destek aldığını düşünüyordu. Hatta Afganistan’ın ilk işgali zamanında Aralık 2001’de Tora Bora’ya yüzlerce ton bomba atılmış ve bunların içerisinde akıllı füzeler de kullanılmıştı. Sovyet savaşı zamanından beri bu dağları ve mağaralarını adım adım bilen Bin Ladin birçok arkadaşını kaybetse de saldırılardan sağ kurtulmuştu. Yıllar boyu takibin odağında hep sınır bölgesi ve dağlar vardı. Ama ABD, Bin Ladin’in izini Pakistan’ın başkenti İslamabad’ın yaklaşık 100 km kuzeyindeki Abbodabad şehrinde buldu ve silahsız olmasına karşın öldürerek ele geçirdi.

Amerikan makamlarından yapılan açıklamalara göre Bin Ladin’e çok güvendiği bir kurye üzerinden ulaşıldı. Bin Ladin’in evi Pakistan’ın en önemli harp akademilerinden birine çok yakın mesafede bulunuyor. Evle ilgili 2004’te Pakistan istihbaratına buranın El Kaide’yle irtibatlı olduğuna dair bir duyum gelmiş ancak yapılan araştırmalardan bu yönde bir sonuç elde edilememiş. Bin Ladin’in komşuları ise bulundukları semtin özel korumalı bir yer olduğunu ve giriş-çıkışların kontrol edildiğini söylüyor. Amerikalı yetkililer Bin Ladin’in kuryesi üzerinden yaptıkları takip sonucunda geçen yıl Ağustos ayında onun bu evde yaşıyor olabileceği sonucuna varmış ama bundan yüzde 100 emin olamamış. O tarihten sonra yapılan çalışmalar sonucunda, geçen ayın sonlarına doğru eve bir operasyon düzenlenmesi kararı verilmiş. Alternatifler arasında uçakla bombalama veya denizden fırlatılacak akıllı füzeler de bulunuyormuş. Son olarak Başkan Obama’nın talimatıyla 2 Mayıs’ta özel birliklerin helikopterli baskınına karar verilmiş. Açıklamalardan, evin bir benzerini modelleyip bunun üzerinde tatbikatlar yapacak kadar uzun süre geçmesine karşın Bin Ladin’in gerçekten burada bulunduğundan emin olunmadığı anlaşılıyor. İleri istihbarat imkânlarına sahip ABD’nin evin içinde kimlerin neler konuştuğunu tespit edememiş olması kafalarda soru işareti uyandırıyor? Aynen, Bin Ladin’in önce silahlı sonra silahsız şekilde direndiğinin söylenmesi gibi.

İslam adına mücadele iddiasına rağmen El Kaide ve Üsame bin Ladin’in ortaya çıkardığı en büyük sonuç, özellikle Müslüman olmayan coğrafyalarda terörün İslam’la özdeşleştirilmesi oldu. Batılı güçlerin İslam coğrafyasında sömürgecilik döneminden bu yana sebep olduğu işgalleri ve döktüğü kanları gerekçe göstererek yapılan eylemlerde ölenlerin çoğu Müslümanlar ve masum insanlar. Bu çerçevede, dirisiyle İslam’ın dünya insanları nezdindeki algısına olumsuz tesir eden Bin Ladin’in ölümüyle El Kaide terörünün sona ermesine hizmet edip etmeyeceğini bekleyip görmek gerekiyor.

Aksiyon
 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.