1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. "Mersin Atatürk Parkı"
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

"Mersin Atatürk Parkı"

A+A-

"Mersin Atatürk Parkı"    

               Kendisini yenileyememiş ve kadersizliğine yenilmiş bir kentin yorgun limanının mahzun dalgalarının yaladığı kordon taşlarına yapışmış yosunların haricinde her şey kirlenmiş bu sahilde. Güneşin sanki çöl zannedişliği ile kızgın ışıklarıyla insan beynini adeta kaynattığı bu mevsim üstü sıcaklardan koruyacak ne yeterli yeşillik kalmıştı, adına park denilen bu sahilde,  ne de insanı sırılsıklam boğan bu amansız nemli sıcağa yelpaze olabilecek tek bir ağaç yaprağı hışırdıyordu tepemde. Sina çölüne yapıştırılmış devasa boyuttaki sevimsiz, kirlenmiş ve bakımsız bir kartpostala benzemekteydi “Mersin Atatürk Parkı” bu haliyle. 

               Öğrencilik dönemimi geçirdiğim 30 yıl öncesinin Mersin"ini; gençliğinin baharında hazan mevsimini yaşamaya mecbur edilmiş, bahtı kara bir kadersiz efsane gelinine benzettim. 80"li yıllarda öğrencilik hayatımı sürdürürken, sıkça ziyaret ettiğim cennet bahçesinin bir köşesi görkemliliğindeki “Mersin Atatürk Parkı”na 30 yıl sonra 30 Mayıs 2010 tarihinde dün, kişisel hatıralarımın mazide bırakılan bir şuh eseri olduğu düşünce ve hayali ile yıllardan sonra bir duygusal ziyaret gerçekleştirdim.   

               Şaştım, hayretlere düştüm, yıkıldım, hayal kırıklığını yaşadım ve yaşadığım yerkürenin bu müstesna köşesinin böylesine bir menfi değişimi yaşayabilmesi için ihtiyaç duyulan sürenin hesabını muhasebeleştirdim hafızamda. Bu hesabın bitiminde ise, 30 yıldan beri ihmal ettiğim ve her nasılsa genç kalabildiğim biyolojik ihtiyarlaşma borcumu, Atatürk Parkı"nda aniden 30 yıl birden yaşlanarak ödedim. 

               Kahroldum, tükendim ve yaşlandım. Yazıklar olmuş… Çok ama çok çok… Çok yazıklar olmuş o güzelim Mersin"imin nazlı, güzel, şirin ve yeşil sahiline ve hatıralarımın şahidi “Mersin Atatürk Parkı”na. 

               Limanı çevreleyen sahil bentlerinin boynuna, bir iflahsız çıngırak yılanı gibi boylu boyunca monte edilmiş betonarmeden yapılmış geniş kordon yolu; yüzlerce ağaç bedeninin ve bin bir çeşitteki rengârenk çiçeğin hayatlarına son verilerek tanzim edilmişti besbelli. Çünkü şimdi insanların her türlü yiyecek artıklarını attığı ve ellerinde envai çeşitteki içeceklerin ambalajlarını atacakları bu sevimsiz, hissiz ve köksüz karanlık asfalt; üstünü tepikleyen insanlardan farksız bir şekilde yaklaşık çeyrek yüz yıldır bu sahilde martılardan ve balıklardan habersiz olarak ölü gibi yatmaktadır. Öksüz bıraktığı onca yeşil hayatın maktulü olduğunun utancından habersiz olan ve günebakan yongalarıyla adeta bir mezbeleliğe dönüşmüş bu sahil kordonu, iyi ki topraktan değil ve iyi ki bağrında nazenin bir gülün köklerini barındırmamaktadır. Böylesine ruhları bedenlerini terk etmiş şekilde yaşayan insanlara, böylesi duygusuz kap kara asfalt kaldırımlar tahammül edebilirdi zaten ancak.    

               Bir avuç içi kadar denilebilecek 10 m2"lik “BL Mersin Rüzgâr” teknesinin haki mintanlı, bağrını göbeğine kadar denizin esintisine emdiren, siyaha yakın tenli kaptanı, akşamın son seferi için teknenin verandasından olası müşterileri için, gelip geçen insanları yanına davet ediyordu. 

---Haydi geziye… Şimdi kalkıyor…

---Beklemiyor teknemiz… Hemen şimdi kalkıyor. 

               Bacasından kömür karası dumanları pompalayarak süratlenen kocaman gövdeli yük gemisi, liman girişinden çıkış istikametinde gözden kaybolurken, “BL Mersin Rüzgâr” teknesi de, yolcularının ağırlığı ile yarı beline kadar sulara gömülmüş olarak belki de akşamın son seferi için hırlayan motorunun sesini yükselterek kordonda kendi hallerinde mısır dişleyen ve çekirdek öğüten insanlardan uzaklaşmaya başlamıştı. Ben ise, mutlu hatıralarımın bu günlerdeki yaslı mirası olan bedenimi bir çırpıda bu eziyetten kurtardım. Şimdi Adana"ya dönüyorum. İlk fırsatta Adana"nın bir gelişmişlik sembolü ve bir görkemli dinleti mekanı olan ve de Sayın Aytaç DURAK"ın Adana halkına kazandırmış olduğu bir eserinde... Yani "Adana Merkez Parkı"nda, yeşile olan hasretimi dindirmek için sabırsızlanıyorum. Belediyeciliği ve Sayın Aytaç DURAK farkını galiba şimdi daha iyi anlıyorum. Hoşça kalın  

Önceki ve Sonraki Yazılar