1. YAZARLAR

  2. Murat TEKİNALP

  3. MEDİNE GÜLÜ…
Murat TEKİNALP

Murat TEKİNALP

Bir Garip Yolcu...
Yazarın Tüm Yazıları >

MEDİNE GÜLÜ…

A+A-

Kastamonu’nun Daday ilçesine yerleşeli yaklaşık 21 yıl oldu. Annem Daday’lı olduğu için pek fazla yabancılıkta çekmedim açıkçası. Günler ayları, aylar yılları kovaladıkça öğrendim, insanlarını tanıdım Dadayımızın. Ama birini hiç tanıyamadım maalesef. Keşke daha önceleri tanışmak nasip olsaydı da birazcık hayat ve tecrübe derslerini alabilseydim ondan.

Evet 20 kasım 2013 Çarşamba günü merkez Kolukaraoğlu camiindeki siyer derslerinin ardından, namaz çıkışı hiç tanımadığım bir insan büyükbabamla beraber gelerek umre ziyaretine gitmek istediğini dile getirdi. Yaşlı ama bir o kadarda dinç birisiydi bu kişi.

“-Büyükbabam Tevfik amcanda bizimle beraber gidecek onu da kayıt edeceksin diyor.” Bende kendisini, düzenlediğim umre programına kaydediyorum. Ertesi hafta yine cami çıkışı kendisiyle hoş sohbet yaptıktan sonra soruyorum:”- Tevfik Amca herhangi bir rahatsızlığın var mı?”

“-Beni medineye götürmemek için soruyorsan benim hiçbir rahatsızlığım yok.”cevabını alıyorum.

“-Yok, amcacığım yanlış anladın, ben seni hiç götürmezmiyim. Allahın çağırdığı bir insana benim olmaz gidemezsin demek ne haddime düşmüş. Benim sormamda ki maksat, kronik rahatsızlığı olanların takibini yapmak ve onlara daha iyi hizmet edebilmek.”

Bu cevabı duyunca:”- Murat bey, kalemi elime alsam şöylece bir yazsam epey bir hastalığım var. Geçen gün yazdım tam sekiz adet hastalığımın olduğunu gördüm. Ama bunların hiç biri Medine’ye gitmeme engel değil inşallah. Ve birde elimde şu asa olduktan sonra dünyayı gezerim ben. Ha sahi bu asayı yanımda götürebilirmiyim?”

“Tabi ki Tevfik amca ne demek hiçbir sakıncası yok.” Ve koluma girerek zoraki kıraathaneye beni götürdü ve bir çay ısmarladı. Sohbet daha da koyulaştı. Ballıdağ hastanesinde çalışıp oradan emekli olduğunu öğreniyorum. Aile efradını tanıtıyor teker teker. Oğlunun Halil Serdar hocam olduğunu öğrenince daha da mutlu oluyorum. Ayrılma vakti gelince, can alıcı o cümleyi kuruveriyor.”-Bak murat bey, beni medineye götüreceksin ve inşallah oraya gömeceksin. Peygamberimiz(SAV)ile komşu olmak istiyorum.” Diyor.

Hayretler içinde şaşırarak bir an boğazım düğümleniyor. “-Ben bu zamana kadar götürdüklerimin hepsini geri getirdim. Bu kuralı bozmayalım diyerek gülümsüyorum sadece.” Gülümsedim ve önemsemedim açıkcası. Çünkü herkes orada ölmek istediğini belirtiyor ama kimse canını orada vermiyordu. Hatta büyükbabam Mehmet ağa bile Tevfik amcayla beraber medinede ölmek istediğini zaman zaman dile getiriyordu.

 

Umre yolcularımın bilgilendirilmesi adına iki günlük seminer programı düzenliyorum. Seminere Tevfik amcamda katılıyor. Seminer çıkışında kolumdan yine tutarak”-Murat bey,

Senin emeğin çok geçiyor, bizim için uğraşıyorsun, hakkını helal et. Hadi sana bir yemek ikram edeyim.” Kendisine çok teşekkür ederek, başka bir zamana yemek randevusunu erteliyorum. Neden erteliyorum inananın bende bilmiyorum. Ama dünya telaşesi ve gafleti gölgeliyor bu nazik daveti. Keşke diyorum ertelemeseydim de gönlünü hoş etmek adına beraber bir yemek yeseydim. Çünkü aynı isteği Medine-i Münevvere de tekrar dile getiriyor.

Ölmezden bir gün evveli. Yine işlerimin yoğunluğu engelliyor bu daveti.

Efendimiz (SAV)’e misafir olma günü gelip çatıyor. Umrecilerimin gözlerindeki şevk ve heyecan doruk noktada. Hep bir ağızdan otobüste salât ü selamlar, ilahiler, kuran-ı kerimler okuya okuya yol alıyoruz. Tevfik amcamız da gülerek ilerliyor. Havalimanına büyük coşkuyla giriş yapıp, uçağımıza biniyoruz. Yaklaşık üç saatlik bir yolculuğun ardından Medine-i Münevverenin ışıkları beliriyor. Tabi ki Mescid-i Nebevi’nin ışıklarını da havadan görüp heyecanlanmamak mümkün mü?

Havalimanından otelimize gidip yerleşmenin hemen sonrasında yeşil kubbenin o güzelim gölgesinde namaz kılmak için adeta yarış yapıyoruz. Tevfik amcamızın gözlerine bakıyorum;

inanın bir çocuk kadar heyecanlı ve sevinçli. Nasıl bir dua yapmış ki veya nasıl yalvarmış ki Yüce Yaratıcıya duasına karşılık verilmiş. Evet, sonraki gün Cennetül Baki ziyaretimiz oluyor. Ve kendisi buraya olan iştiyakını anlatıyor arkadaşlarına ve buraya yatacağını söylüyor. Cennet-ül Baki (sonsuzluk bahçesi) bir başka ifadeyle sonsuz, kıyamete kadar devam edecek olan cennet anlamlarını da taşıyor. Ve Medine-i Münevvere de üçüncü günün sabah namazı çıkışında Mehmet ALTUNIŞIK kardeşim telefonla beni arayarak “-Hocam Tevfik amcamızı kaybettik.” Deyiverince baştan ayağa kuruya kalıyorum. Çünkü öleceğini bu kadar çok bilebilecek bir insan var mıdır hayatta? Diye düşünüyorum. Veya Allah(cc) dostlarından başka kim bilebilir? Vefat edeceğini. Hem de bir sabah vaktinde şahitli bir vakitte. Ne diyor Yüce Yaratıcı Kitab-ı Hâkiminde”-Birde sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitli bir namazdır.”(İsra Suresi 78.Ayet)

Tevafuklar bu kadarla sınırlı kalmıyor. Hemen defin işlemlerine başlıyoruz. Arabistan da prosedür oldukça geç işliyor. Diyanet İşleri Başkanlığının Medine şehrinde bulunan genel merkezindeki arkadaşlarım bana yemek ısmarlıyorlar. Yine büyük bir tevafuk yemek ısmarlamayı ne kadar da çok istiyordu. Yine onun vesilesi ve sebebiyle yemeğini de yiyorum. Ve senin yemeğin bana, medine de nasib oldu Tevfik amca diye; sesli düşünmekten de alamıyorum kendimi açıkçası.

Yıkanması tamamlanınca, tevafuklar silsilesi bize hikmet pencerelerini de aralıyor. Cenaze namazı yine şahitli bir vakit olan sabah namazında kılınıyor. Ve ölümü esnasında sabah namazını kıldıran Medine-i Münevverenin Baş imamı ve kadısı Ali Huzeyfi cenaze namazını da kıldırıyor. Defalarca ismini zikrettiğim imamın arkasında namazı kılmak istemiştim ama bir türlü nasip olmamıştı. Tevfik amcamızın sayesinde bu da nasip oluyor. Gömüldükten hemen sonrasında gurup arkadaşlarına medinede üç gün yaşayacağını ve cennetül bakiye gömüleceğini söylemesi inanın kanımı donduran olaylar arasında yer alıyor. Daday gerçekten ne kadar övünç duysa azdır Tevfik amcamızla. Diyanet işleri Başkanlığından yetkililer taziye ziyaretinde bulunuyorlar ve “-Hocam bu amcamızın hayatını döndüğünüzde araştırın. Çünkü hem sabah namazında, hem de mescidi nebevide ruhunu teslim etmek herkese nasip olmaz.”diyorlar. Evet Medinenin hiç solmayan gülü Tevfik amcamız. Resul(SAV)’e duyduğu özlem ve hasletle yaşamış ve son nefesini de onun bağrında verme şerefine nail olmuş mükemmel ve mükerrem bir insan. Biz emaneti yerine teslim ettik. Ve bu güzide ve güzelim vazife de bana naip oldu elhamdülillah. Mezarı şimdi Cennetül Bakinin o cennet kokan köşelerinden birinde. Peygamber(SAV) tam da kucağında, 10000 sahabeyle arkadaş, Hz.Osman(ra), Hz.Ayşe(r.anha) gibi sahabelerin önde gelenleriyle sırdaş. Gerçekten çok nadir kullara tevafuk olacak bir ölümle, bir fecir vaktinde, mescidi nebevi de, efendimizin kurmuş olduğu ilk üniversite olarak bilinen ashab-ı suffe nin ortasında, sabah namazının farzının ikinci rekâtında rabbim ruhunu alıyor. Bizlere de Rabbim bu şekilde son nefesimizi vermeyi nasip eylesin. Selam olsun o kutlu nebiye, yanında ve yakınında olanlara onun aşkıyla hemhal olanlara… el-FATİHA…..

Önceki ve Sonraki Yazılar