1. YAZARLAR

  2. Yüksel COŞKUN

  3. KURTULUŞ YOLU
Yüksel COŞKUN

Yüksel COŞKUN

Yazarın Tüm Yazıları >

KURTULUŞ YOLU

A+A-

Saygıdeğer Okurlar,

      Geçen ay sonu itibariyle İl Milli Eğitim Müdürlüğü başkanlığında yapılan “Türkiye Okuyor” kampanyasındaki toplantıya belediye adına iki arkadaşımla birlikte katıldım.

      Antakya merkezdeki tüm okulların müdürleri, her okuldan bir müdür yardımcısı, aile birliği başkanları, tüm mahalle muhtarları ve cami imamları ile kurum ve sivil toplum kuruluşlarından 3"er yetkili olmak üzere tahmini 200 kişi idik.

      Toplantının amacı, okuma yazma bilmeyenlere okuma yazma öğretmekti.

      Vali yardımcısı İsmail KARA ve daha sonra il milli eğitim müdürü Nazmi BOZOĞLAN konuşma yaparak bu kampanyanın önemine dikkat çektiler.

      Benim ise, Vali yardımcısı İsmail KARA"nın 1980 yılından itibaren farklı isimlerle yapılan bu kampanyalarda aradan geçen 28 yılda istenilen seviyeye ulaşılamadığını ifade etmesi,

      Ve milli eğitim müdürü Nazmi BOZOĞLAN"ın ise,  

      Anne-Babası çoban olan bir ilkokul öğrencisinin dağ başında bulmuş olduğu para dolu çantayı sahibine iade ederek eğitim de iyi bir örneği,

      Anne-Babası fakülte bitirmiş ve fakülte mezunu birinin ise devleti talan ederek eğitim de kötü bir örneğini kıyaslaması dikkatimi çekti.

      Buradaki örnekte müdür beyin vurguladığı sadece okuma yazma öğretmek değil, iyi bir insan yetiştirme olduğunu belirtmesidir.

      Bu örnek tespitleri veren kişinin eski bir ilköğretim müfettişi ve eğitimci, şimdi de eğitmenlerden sorumlu bir yetkili olması tabii ki düşündürücüdür.

      Demek ki, son yıllarda müdür beyin de dikkatini çektiği gibi değişen eğitim sistemleri neticesinde tembel bir eğitmen, ahbap çavuş ilişkisi yaratan hantal bir müfredatla öğrenci yetişiyor.

      “ÜRETİN; ÜRETMEK SADECE DOMATES, PATLICAN YETİŞTİRMEK DEĞİL,

      ÜRETMEK, HER KONUDA TOPLUMA İYİ İNSAN KAZANDIRMAKTIR.”

      İşte hayat ilkeleri bu olan, 1950"li yılların Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerinin verdiği bu mesajla yetişen öğrenciler ile,

      1980"li yıllarda sistemleri kendilerine göre hazırlayan iktidarlar altında eğitim veren öğretmenlerin yetiştirdiği öğrenciler arasındaki farkı sizler düşünün,

      Yukarıdaki örmeklere baktığınız zaman, bu konuda acaba kimler suçludur?

      Eğitim sistemlerini devamlı kendilerine göre kurcalayan ve hantal sistem yaratan SİYASİLER Mİ?

      Her dönem sonucu farklı bir uygulama yapıp eğitim sistemini deneme tahtasına çeviren YETKİLİLER Mİ?

      Benim memurum işini bilir diyerek yozlaşmanın ve dejenere olmanın önünü açan bir DEVLET BÜYÜĞÜ MÜ?

      Veya, bu çarpıklık ve düzensizlik içinde öğrencilerine eğitim veren biz EĞİTİMCİLER Mİ?

      Müsaadenizle, burada bir paragraf açmak istiyorum.

      Sinem BAYAR, Amerika"da 8300 meslektaşı içinde en başarılı seçilen bir TÜRK

      Mesleği mi? Bir EĞİTİMCİ, Bir ÖĞRETMEN

      Bu başarını neye borçlusun diye, bu TÜRK öğretmenimize sormuşlar?

      “Ben tüm öğrencilerimi kendi çocuğum gibi görüyor ona göre eğitim veriyorum” demiş.

      Evet, saygıdeğer okurlar;

      Şimdi bana bu konuda suçlu kimdir diye sorabilirsiniz?

       “ÖLMÜŞLE OLMUŞUN ÇARESİ YOKTUR” çözüm üretmeden suçlu aramak en kolayıdır.

      Ulu önderimiz ATATÜRK ülkemizin kötüye gidişatını görüp silah arkadaşları ile birlikte hasta adam denilen, tarihi bir devleti yoktan var ederek bizlere bu cennet vatanı bıraktı.

      Bizler de onun evlatları olarak, dürüst, vatanını seven, öğrencisini kendi çocuğu gibi gören öğretmen ve eğitimciler olarak yozlaşmamış ve dejenere olmamış sorumlu öğrenciler yetiştirmek için,

      Zor şartlarda bile her gün öğrencilerimize ayıracağımız 10 dakika ile başkalarının ele geçirmesine müsaade etmeden biz ATATÜRK çocukları olarak CUMHURİYETİ"mize sahip çıkmalıyız derim. 

      Saygılarımla,

 

      HER KAPIYI AÇMAK İÇİN ANAHTAR ARAMAYIN

      ANAHTAR ADAM OLURSANIZ ZATEN HER KAPIYI AÇABİLİRSİNİZ

Önceki ve Sonraki Yazılar