1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. KISAKÜREK Ve Çilelerinin bir şiirsel anlatımı olarak “ZİNDAN” şiiri
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

KISAKÜREK Ve Çilelerinin bir şiirsel anlatımı olarak “ZİNDAN” şiiri

A+A-

Necip Fazıl KISAKÜREK

Ve

 Çilelerinin bir şiirsel anlatımı olarak “ZİNDAN” şiiri 

               Bu gün bu sütunda, 26 Mayıs 1905 yılında İstanbul"da doğan, 25 Mayıs 1983 yılında yine İstanbul"da ebediyete yolcu ettiğimiz Cumhuriyet dönemimizin bir yazarını, bir fikir adamını, kendisine şiir ve şairlerin sultanı payesi verilmiş bir büyük mütefekkirimizi ağırlayacağız.  

               Bu gün 25 Mayıs 2010. 27 yıl önce yine böyle güneşin masmavi bulutlarda olanca görüntüsüyle irileştiği bir bahar ayında, yani 25 Mayıs 1983 yılında edebiyatımızın o muhteşem güneşi milletimizin ufkunda batmıştır. Yani Necip Fazıl KISAKÜREK, o beyaz sayfalarına, o eğrilmez-bükülmez kalemine, o his dolu satırlarına, o büyük davalarını yüklediği mısralarına, o büyük hedefleri işaret ettiği şiirlerine ve ne yazık ki bu fani âleme veda etmiştir.  

               Bu gün işte o büyük mütefekkirin, tarihin nadir kaydettiği fikir ve liyakat adamının, çok daha anlamdaş bir ifadeyle belki de tüm zamanların bir edebiyat dehasını ve üstadını 27.ölüm yıl dönümünde bu gün kaybetmiş bulunmaktayız.   

               Kelimeler eğer manalara giydirilen elbiseler ise, Necip Fazıl KISAKÜREK; kelimeler âleminin bir usta terzisidir. O, ifadelerinde duygu zirvelerinin en yüksek noktalarını keşfedebilmiş bir edebi kâşif ve kelime dağlarından oluşan zor yamaçların usta bir tırmanıcısıdır.  

               Kullandığı kelimelerle hayal âleminin sınırlarını zorlayan, derin anlamlı mısralar üretebilen, görünenin ardını araştıran, hayatı yazmakla özdeşleştiren, eşyaya ruh veren, edebiyat tarihinin ender sezgi yeteneğini liyakat portföyünde barındıran Necip Fazıl KISAKÜREK, eserleri, fikirleri, şiirleri ve çile dolu hayatı ile Türk edebiyat tarihine damgasını vurmuştur. 

               Necip Fazıl KISAKÜREK konuşurken ve yazarken, kelimeler manalarıyla birlikte adeta özgürlük çığlıkları atmaktaydı. Necip Fazıl KISAKÜREK ile fikirler zindanlara kapatılsa bile, düşünceler çağlayan ırmakların boşluğa boşanması gibi özlenen hürriyetine kavuşmaktaydı. Ancak kelimelere huzur ve sevinci kazandıran şair, 27 Mayıs 1960 ihtilali ile birlikte 6 Haziran 1960 tarihinde gece yarısında evinden alınarak İstanbul Balmumcu Garnizonunun hapishanesine götürülmüştür ve O"nun için sorgusuz ve sualsiz süren özgürlüksüz kalma günleri başlamıştır. Aynı süreçteki uygulanan genel af, belki de sadece Necip Fazıl KISAKÜREK"e uygulanmamıştır. Toplu tahliye ile cezaevleri önünde bayram havası yaşanırken O, Garnizon kapısına yanaşan hırsızların, canilerin, katillerin ve ırz düşmanlarının taşındığı kırmızı renkte bir cezaevi arabası ile Toptaşı Hapishanesine nakledilmiştir.  

               18 Aralık 1961 tarihine kadar bu ceza evinde kalan Necip Fazıl KISAKÜREK, bu tutukluluğu sürecinde şairliğinin en güzel meyvelerinden muhteşem örnekler vermiştir. Karanlık hücreleri, yarınlarda doğacak müjdelenmiş aydınlık fikirlerin doğum sancısına ve “Ana rahmi”ne benzeten şair, “Zindan” şiirini burada kaleme almıştır. Büyük üstadı, bu şiirinin mısralarıyla bu sütunlarda ağırlayarak kendisini yâd ediyoruz. 

ZİNDAN 

Zindan iki hece, Mehmet"im Lâfta!                   

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de, geri adam boynunda yafta…

Halimi düşünüp yanma Mehmet"im!

Kavuşmak mı? Belki… Daha ölmedim! 

 

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yol da tutuktur hapse düşeli…

Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! 

 

Bir âlem ki, gökler boru içinde!  

Akıl, olmazların zoru içinde.

Üst üste sorular soru içinde:

Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?

Buradan insan mı çıkar tabut mu?

 

Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzat'!
Çatık kaş. Hükümet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, Malta"da hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.

Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmet'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Önceki ve Sonraki Yazılar