• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • Konya 4 °C
  • İzmir 14 °C
  • Lefkoşa 18 °C

KİRVEM

Gürhan GÜRSES

Kara haberin geç yetişti bana kirvem, ulaşamadım son yolculuğunda sana. Tabutuna bir el atamadım, son kez hoşça kal diyemedim. Bu kara haber yetişmez olsaydı keşke. Sağır olsaydım da haberini duymaz olsaydım; görmez olsaydım da gül cemalini hayal etmez olsaydım. Elden bir şey gelmez şu an. Ateş düştüğü yeri yakıyor işte. Yüreğim yangın yeri dostlar.
“Kirven ölmüş.” dediler telefonda kolayca, saklamışlar benden kaç ay? Unutmuşlar kara haberin her şeyi delip geçtiğini. Aşılmaz dağları, geçit vermez bentleri. Ve yürekleri paramparça ettiğini anlayamamışlar. Bu yaşam adı verilen güzergâhta, bu kısa mesafeli yolculukta göçüp gittin emi. Hey be koca adam, nasıl da yenirlisin hastalığa? Bu ne kötü, bu ne can sıkıcı bir hal. Sabır ya rab! Vurdular o an beni, yüreğimden, orta yerimden, can evimden. Yıldızlar düştü birer birer semadan. Bir ölüm havası çalındı kulaktan kulağa. Kaoslar gördüm, üstüme üstüme gelen. Konuşamadım kirvem, nutkum tutuldu, lal oldum.
                Seni düşündüm aslan kirvem, iki yetimini, iki yetimin anasını. Bu ne vakitsiz gidiş. Bir gittin ki bu gidişin dönüşü yok. İmkânsıza, olmaza daldın.  Ulaşmak yok sana şimdi öyle mi? Kirvem; karalara büründüm, çık gel desem, ölüm yakışmadı sana desem, o fidan boyuna beyaz elbise uymadı desem. Daha çok erken, çocuklar ne olacak sonra? Gel desem, gelir misin be kirvem?
Aman Allahım! Bu ne dayanılmaz azap, bu ne cevapsız suskunluk, bu ne bitmez karanlık. Dolaştığın dağlara karalar yağmış vakitsiz. Yüreğine sığan dağlar üşür şimdi. Fidelerin sahipsiz mi kalacak şimdi, susuz mu kalacak?
             Sensiz eser şimdi seher yeli, düzlüklerde arar seni. Çık artık be kirvem, bir tohum gibi yar toprağı. Selamla güneşi, ayı.

              Sensiz döker gözyaşlarını nisan bulutları. Gönlümün havzasında acıları büyütür her yağmur damlası.

            Sensiz doğar haziran güneşi. Yakar da yakar yokluğunun ertesinde pare pare ciğerimi. Oy parelendiğim, yarelendiğim.
             Seni bekler bebekler, seni bekler bebeklerinin anası..Seni bekler ömrünün tek gülü, solmayanı hem de.
            Nereden bilecektim çekip gideceğini, bir şubat soğuğunda yalnız koyacağını. Anlam yükleyemiyorum bu habersiz gidişlere, bu dönüşsüz yolculukları idrak edemiyorum, bu onulmaz yitişleri.
            Tabakanda tütünün yarım, dağlarda yelin sahipsiz, bahçende gülün kokusuz, bülbülün baştan aşağı sus pus, evin viran. Gel desem, gelir misin be kirvem?
          Kirvem, bu dumanda neyin nesi, gözlerim flu. Yüce dağları arkasına almış sanki göremiyorum hiçbir şeyi. Gözlerindeki yırtıcı bakış, sesindeki babacan tavır, o azametli beden. Yok mu yani şimdi? Var olmayacak mı bir daha? Göremeyecek miyim seni, duyamayacak mıyım sesini? İki lafın belini ortadan cart diye kıramayacak mıyız, kaçak tütünü saramayacak mıyız bir daha?
         Sen ki kurşunlarla dahi devrilmeyecek bir dağdın, sen ki bıçaklarla kesilmeyecek bir çınardın, sen ki kolay kolay ölmeyecek adamdın. Nasıl da girdi ruhuna sinsice ölüm? Kanser dediler.Hücre hücre savaşmışsın. Mücadele etmişsin, düzelmişsin dediler. Sonra uzun süren tedaviler, sonu gelmez kemoterapiler. İlaçlar, dökülen saçlar, içe akan yaşlar.

           Kirvem iki gözüm, iki kapılı hanın ölüm kapısını açmışsın sonra. Azrail"in konuğu olmuşsun. Yummuşsun gözlerini hayatının baharında. Yani o gözler ıslanmayacak mı bir daha? Gülmeyecek mi asla? Şimdi sen hiç doğmamışsın tozmamışsın espri yapmamışsın gibi mi davranacağım? Of be kirvem oldu mu şimdi? Yarının hesabını yarım bıraktın, umutların, heyecanların. Her şey boş şimdi. İş güç, ağlamak, gülmek, sevmek. Stresler, öfkelenmeler.Bayramlar, düğünler..Boşmuş her şey.
            Tüm insani yanımızı ortaya çıkarıp kendimizi adayabilirdik insanlığın hizmetine
Yalanda uzak durup, küfürden kaçıp, kötüden uzaklaşıp, tertemiz yaşanılır bir dünya ve katlanılır insanlar için mücadele edebilirdik. Sonuç hiçlik. Bunu bilmeli herkes. İnsanı evrenin merkezine koymalı ve onun etrafında şekillendirmeliyiz her şeyi. Gerisi yalan. Gerisi hikâye.
Dün vardın, bugün yoksun. İşte insanın hikâyesi. Yoktur ötesi. Yüreğin yaprakları döküldü, hazan geldi otağını kurdu, kirvem mevsim hazandır artık. Ruh ikliminde fırtınalar var. Tipiler var.
İnsan gözyaşı dökmeyince bu felek güldürmezmiş insanı. Her sevincin bir acısı var. Her kahkahanın karşılığı bir gözyaşı. Sabretmek ilacı şimdi yüreğimin, kıymıklı acılarla dolu yüreğimin.
Kirvem duy sesimi, gör hüznümü, içinde olduğum dehlizleri, izbelikleri. Hani bir ses ver desem, bir el uzat desem, bir fısılda desem.
          Kirvem, yiğidim, koçum. Öyle bir gittin ki! Hani gel desem, gelir misin be kirvem?
Ne dersin? Uzaktan da olsa bana el uzatır mısın?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Gazete Turka | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim