1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. KARAKTER VE ASALETİMİZİN MÜHRÜ OLAN “BAĞIMSIZLIK” HASLETİMİZİN ÇÖZÜLMESİ
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

KARAKTER VE ASALETİMİZİN MÜHRÜ OLAN “BAĞIMSIZLIK” HASLETİMİZİN ÇÖZÜLMESİ

A+A-

KARAKTER VE ASALETİMİZİN MÜHRÜ OLAN “BAĞIMSIZLIK” HASLETİMİZ ÇÖZÜLME SÜRECİNE GİRMİŞTİR.

               Milli Eğitim Şurasının 4. Gününde olay yaratacak bazı kararlar alınmıştır. Okullar da her sabah okutulan andımız ve hafta başlarında okunan “İstiklal Marş”ımızın okunması zorunlu olmaktan çıkartılmıştır. Aslında yasaklanacaktı, ancak hazmettirme formülasyonunun gereği olarak ve tedbiren şimdilik zorunlu olmaktan çıkartılmıştır.

               Milli Eğitim Şûrası’nın 4’üncü toplantısında yine çok tartışılacak kararlar alınmıştır. 8 yıllık kesintisiz eğitim 13 yıla uzatılırken, öğrencilerin sabahları okuduğu “Andımız” ve “İstiklal Marşı” zorunlu olmaktan çıkartılmıştır. Aslında sadece zorunlu olmaktan çıkartılmakla kalmayıp yasaklanacaktı belki de, ancak şimdilik tedbiren yasaklanmamıştır. Çünkü bu hazmettirme formülasyonunun ruhuna tezat olacak olması hesaplanmıştır.

               Martin Luther King, bir söyleminde “Beni kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliği korkutuyor” demiştir. Bu ülkede 8 yıldan beri hafsala ötesi ve ezber bozan nice gayri milli uygulamalara sedasız şekilde seyirci kalınmıştır. Kritik etmedik, tartışmadık, itirazlarda bulunmadık ve her defasında bedbinlik derecesinde seyir locasından sadece bakmayı tercih ettik. Yani hep iyilerin sessizliği modunda kalınmıştır. Tarih boyunca bu ölüm uykusuna benzeyen süreçlerde neler mi başımıza gelmiştir? Hatırlamaya çalışalım öyleyse.

               Hafızalarımızı kontrol ettiğimizde tespit edebiliriz ki, Osmanlı devleti imparatorluk halini alarak güçlü bir yükseliş devrinden sonra, çeşitli sebeplerin etkisiyle önce duraklama, sonra, gerileme devrine girmiştir. Son yüzyılını ise çöküş ve tarihten silinme acılarıyla doldurmuştur. Bu acıların en kasvetli olanı ise, nüfus ve toprak kaybının yanı sıra itibarını, egemenliğini, özgürlüğünü ve bağımsızlığını kaybetmesidir. Bütün bu kayıpların en etkin nedenlerinden birisi; bağımsızlık düşüncesinden uzaklaşmaktır ve bu uygulamalara yoğun yığınların derin bir sessizlik içerisinde gidişata seyirci kalması olmuştur.

               Bağımsızlık düşüncesinden bu uzaklaşmayı sağlayan amir etken; ekonomik bağımsızlığın kaybedilmesi olmuştur. Hatırlamak gerekirse, Osmanlı’nın ekonomik, ardından siyasi ve diğer bağımsızlıklarını kaybetmesinin milat noktası; şüphesiz ki yabancı ülke ve sermayedarlara kapitülasyonların verilmesine dayanmaktadır. Bağımsızlığın kaybedilmesi gerekçesi her şeyden önce suskun bir milletin, millet aleyhine olan gayri milli uygulamalara duyarsız kalması olmuştur.

               Avrupa ülkeleri o günlerde Osmanlı’dan kopardıkları kapitülasyonları kendi lehlerine geliştirdikleri tek taraflı ağır tavizlere dönüştürebilmeyi başarmışlardır. Önce kişi olarak yabancı tüccarlara verilen bu tavizler daha sonra yabancı şirketleri kapsayacak şekilde genişletilmiştir ve Osmanlı topraklarında müstemleke ülkelerinin güçlü ticari kolonileri yine Osmanlı’nın kendi marifetiyle hayata geçirilmiştir. Bu kapitülasyon antlaşmaları sayesinde yabancı sermaye anahtar rolünü üstlenerek asırlardan beri giremediği Osmanlı’nın kapılarından içeri girerek sömürge ruhunu Osmanlı coğrafyasında da var edebilmeyi başarmıştır. Osmanlı’nın coğrafi bedenine Batı’nın sömürge ruhu girdiğinde ise, Osmanlı’nın bağımsızlık ruhu 6 asırlık bedenini terk etmiştir ve cihanşümul bir devlet tarih sahnesinden silinmiştir.  

 

               Osmanlı devleti tarihi boyunca hiçbir zaman tek bir devletin sömürgesi olmamıştır. Ancak sermaye birikimini sağlamış ve sanayi devrimini yaşamış Avrupa ülke karşısında yarı sömürgeleşmiş bir yapı içinde, gelişen olaylar sonunda bu ülkeler tarafından bölüşülme ve paylaşılmanın hesaplarına konu edilecek zavallılığa da düşmekten kendisini koruyamamıştır.

 

               1838 yılında İngiltere ile imzalanan ticaret anlaşması ile Osmanlı önce iktisadi olarak sonra siyasi olarak ve daha sonrasında ise bağımsızlığını muhafaza edebilme hususlarında hep kaybeden taraf olmuştur.
1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile Batı’nın bizlere uyguladıkları bugünkü insan hakları ve demokratikleşme önermelerinde yakın benzerlikler olduğunu, uyku halinde olmayan her fert kolayca anlayabilecektir. O günlerde Avrupa ülkeleri Osmanlı’nın iç işlerine karışmıştır ve çöküşü hızlandırmıştır. Şimdi ise 1994 yılında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması ile ve son 8 yıl içersindeki demokratikleşme ve açılım süreçleri sizlere bir şeyleri hatırlatacağı kanaatini taşımaktayız. Unutmayınız ki ölüm uykusuna yatmış milletlerin tarihleri olmayacaktır. Karakter ve asaletimizin mayası ve ruhlarımızın ezeli mührü olan bağımsızlığımızı kaybetmeden irkilip ayağa kalkalım. Hoşça kalın.  

 

Önceki ve Sonraki Yazılar