1. YAZARLAR

  2. Gürhan GÜRSES

  3. İYİ KÖTÜ GÜZEL
Gürhan GÜRSES

Gürhan GÜRSES

Yazarın Tüm Yazıları >

İYİ KÖTÜ GÜZEL

A+A-

             İYİ KÖTÜ GÜZEL

            Uzaklarda, çok uzaklarda bir ülke varmış, yalnız başına ortasında bir dünyanın. Thomas MORE’UN “Ütopya”sı gibi kurgusal bir ülke… Attar’ın Mantıku’t – Tayr’ı gibi Kaf Dağı’na yolculuk ediyoruz varsayın. İnsanları kendi halinde yaşar gidermiş dış dünyadan habersiz. Çalışır çabalarmış herkes kendine yettiği kadar. Ast üst ilişkisi yokmuş bu ülkede. Yardımlaşmaya dayalı imiş hepsini alakadar eden haller. Hallederlermiş hep beraber en müşkül durumu bir anda. Amir memur vaziyeti yabancı bir kavrammış onlara. Hepsi memurmuş, hepsi amirmiş orada. Fakir zengin diye bir oluşum söz konusu değilmiş, her şey herkesinmiş, olmayan şey de herkesin.

            Kavganın k’si dahi bilinmezmiş. Suya yazmışlar kavgayı, baharda coşkun sular alıp götürsün kendi dünyalarının dışına. Yele vermişler öfkeyi alıp kendilerinden çok ötelere savursun diye. Ateşe vermişler nefreti, ta ki yanıp kül olsun diye. Küskünlükler toprağın en derinlerine gömüldü, yarın filizlenip barışın çiçeğini yaysın tüm barış kokusunu hissedenlere. El birliği ile gülistana çevirmişler ülkelerini. Güller yedi renkli açarmış her sabah, bülbüller en güzel nağmelerini şakırmış her gece. Gökyüzünde yağmur yağdığı zaman inci tanesi gibi damlalar dökülürmüş gece siyahı saçlarına herkesin. İncilerin değdiği yerler simlenirmiş hemen, göz alıcı bir hale gelirmiş. Herkesin saçları bu yüzden parlakmış. Gözleri doğuştan sürmeliymiş bu ülke sakinlerinin, renklerini sonsuz karalıktaki zeytinlerinden alırmış ülkenin.

Kabil’i bilmezlermiş, hep Habil hayatı yaşarlarmış. Maktul ne demektir, katil kimdir nedir anlamazlarmış. Bıçak yokmuş, silah nedir bilmezlermiş. Top tüfek hak getire… Mızrakları yokmuş hayvanların böğrüne sapladıkları, okları yokmuş ceylanların kalbine isabet ettirdikleri. Sözleri yokmuş insanı can evinden vuran ve tamiri mümkün olmayan. Kırılan dal misali, rüzgârın af dilemesi nafile.

            Kötülerden mürekkep başka bir dünya varmış çok ama çok uzaklarda. En galiz küfürler dolaşır dururmuş insanların ağzında. Marifetleri buymuş, en okkalı küfreden en kıymetlisi olurmuş oranın. Herkes birbirinin kuyusunu kazarmış ve bundan büyük haz alırmış. En büyük kuyu kazan, en mutlusu imiş bu ülkenin. Güçlüler buldozer gibiymiş güçsüzlerin yanında. Ezip geçerlermiş bir sineği ezer gibi acımadan. Ast olanların analarından emdikleri süt, fitil fitil burunlarından getirilirmiş üstleri tarafından. Acımasızlık zirve yapmış burada. Ne kadar ezersen o kadar üstsün anlayışı hâkimmiş. Amir memur ilişkisi son derce dramatik bir haldeymiş. Memur, orada da iki yakası bir araya gelmeyen ve zihniyet olarak yakası hep başkasının iki sıkı eli arasında olan; sessiz, uslu, eleştirmeyen ve her denileni emme basma tulumba gibi onaylayan, kişiliği amirlerinin baskın halleri karşısında silinen, yaşar ne yaşar ne yaşamaz pozisyonunda olan bir garip vazife adamlarıymış. Yani en mutsuz kesimleriymiş bu ülkenin.

Fakir ve zengin ayrımı çok ama çok fazlaymış. Biri Everest’in zirvesi iken, diğeri Marianna Çukuru’ndan dahi çukurmuş. Zenginin malı burada da züğürdün çenesini yorarmış ve fakirler boş konuşa konuşa, dedikodu yapa yapa fakirliklerine fakirlik katarlarmış 24 saat. Zenginlerse boş konuşanların boş konuştukları vakitlerde, hesap kitap içinde zenginliklerine zenginlik katarmış 24 saat.

            Kavga günlük hayatın rutin hallerindenmiş. Öfke çatılan kaşların azameti, kişiye daha bir hava vermekte, kişideki nefret büyüdükçe o kişiye olan korku ile karışık saygı da aynı orantıda artmaktaymış. Bir küsen, sittin sene konuşmazmış küstüğü ile. Dikenli otlar zuhur edermiş her bahar mevsiminde. Çiçek kokusu bataklık gazı gibi gelirmiş burada yaşayanlara. Kuşlar kulağı tırmalayan ve öldürülmesi gereken ucubelere olarak idrak edilirmiş. Buranın yağmurları, mille karışık çamurmuş dökülen. Bu yüzden buranın insanları; hep pislermiş, hep kokarlarmış sazan tarzında. Gözleri ferini yitirmiş ölü gözleri gibiymiş ki bakan korkarmış hemen. Habil’i bilmezlermiş, Kabil hayatı idame ettirirlermiş. Maktulü de, katili de çok iyi bilirlermiş ve bu işte de son derce mahirlermiş. Bebeler doğduğunda bıçak hediye olarak verilirmiş, ilk gençliklerinde tabanca hediye edilirmiş. Silah adamlıklarına adamlık katan bir değermiş. Kadınlar sadece ve sadece gereksiz canlılarmış ortada dolaşan. Bir sokak kedisi nasılsa öyle. Önlerine çıkan her türlü canlı katletmekten, kör topal bırakmaktan imtina etmeyen bu insanlar, tabiatın en büyük tahripkârlarıymış. Bu yüzden doğal felaketler çok can alırmış burada. Seller, yangınlar, depremler. İlahi uyarı bin bir halde onların dikkatini celb etmek adına zuhur ederken, bu insanlar bilakis bir önceki hallerinden daha beter bir halde yaşama koyulurlarmış tekrar.

            Bu iki ülkenin çok uzağında dünyamız varmış. Suyu ile havası ile farklıymış bu iki ülkeden. İyi ve kötü beraber yaşarmış burada. Haksızlık oldu mu bağımsız mahkemeler girermiş devreye. İnsan hayatı kutsalmış, güzel olan alkışlanır, kötü olan dışlanırmış. Kadınlar evlerin nadide çiçekleri olarak kıymet görür ve sevgi deryasında mutluluğa gark olurlarmış. Amirler maiyetlerini korur gözetirlermiş, üstler astlarını sever kollarlarmış. Zenginler fakirlerin dertlerine derman olmak yarışırlarmış. Dikenli bitkilerden en güzel kokulu ve en güzel renkli çiçekler peydah olurmuş her sabah. Bülbül ile karga aynı dalda şakır ve gaklarmış.

            Kavga da olurmuş, barış da. Habil de varmış Kabil de. İyi de kötü de. Tabi ki bu zıt unsurların birbirlerine galebe çalması, biz insanların hangilerini daha iyi beslediğine bağlıdır. İyiyi destekleyenler ve savunanlar mutlaka mükâfatını görür, belayı destekleyenler ise mutlaka müstehakını bulurmuş

            Hangi dünyada olursak olalım; mutlak güzel ve mutlak kötü bir ülke yoktur. Mutlak iyi ve mutlak kötü insan da yoktur. Tüm bunlardan mürekkep olan bir ülke ve bir insan vardır. İyi ve kötüden, güzel ve çirkinden. Oldukları gibi kabullendiğimizde zaten problem diye bir şey kalmıyor ortada.

            Her insan doğarken masumdur. Zaman değirmen misali öğütürken insanı, dişlerden kaçan da olur, öğütülüp adam olan da.

            Masumiyetimiz itibarımızdır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum