1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. İşte fırsat, kaldırın dokunulmazlığı
İşte fırsat, kaldırın dokunulmazlığı

İşte fırsat, kaldırın dokunulmazlığı

Başbakan Erdoğan CHP’nin aday gösterdiği bazı Ergenekon sanıkları ile ilgili konuşurken “dokunulmazlık diyordunuz, şimdi ne oldu?” diye sordu.

A+A-

Can Ataklı/ VATAN

Başbakan Erdoğan CHP’nin aday gösterdiği bazı Ergenekon sanıkları ile ilgili konuşurken “dokunulmazlık diyordunuz, şimdi ne oldu?” diye sordu. Tabii kastettiği açık. CHP’yi “Ergenekon sanıklarını hapisten kurtarıp dokunulmazlık kazandırmayı istemekle” suçluyor.
Kılıçdaroğlu da “dokunulmazlık zırhının arkasına sığınmayacaklar” diye cevap verdi.

Aslına bakarsanız CHP’nin adayları sayesinde dokunulmazlıkların kaldırılması için önümüze tarihi bir fırsat çıkmış oldu. Erdoğan bir günlüğüne Meclis’i toplayıp dokunulmazlığı kaldırtabilir.

Ama yapmaz, bugüne kadar da yapmadı.

Oysa 2002 seçimlerine az kala Erdoğan Baykal’la çıktığı bir TV programında halka söz vermiş ve “iktidara gelince dokunulmazlığı kaldıracağız” demişti.

Seçimler yapıldı, AKP seçimi kazandı. O gün bugündür Erdoğan kendisine yöneltilen “hani dokunulmazlıkları kaldırma sözü vermiştiniz” sorusunu hep duymazdan geldi. Ne zaman CHP tutuklu sanıklardan aday gösterdi, Erdoğan da dokunulmazlığı hatırladı.

Erdoğan’ın dokunulmazlıkları kaldırmamak için gerekçeleri vardı elbette. Örneğin “Sadece milletvekili dokunulmazlığı olmaz, Türkiye’de başka alanlarda da dokunulmazlıklar var, dokunulamayanlar var” demişti.

Erdoğan böyle diyordu ama “Tamam onlarınkini de kaldıralım” önerilerine de kulak tıkadı. O dokunulmazlıklar yasalarla kalkmadı belki ama, istenilen herkese dokunuldu.

Erdoğan dokunulmazlıkları kaldırmazken yargıdan, Anayasa Mahkemesi’nden ve ordudan da endişe ediyordu besbelli. Hele 2007 seçiminden hemen sonra gelen kapatma davası büyük tehdit oluşturmuştu.

Ancak o günden bu yana geçenleri de göz ardı edemeyiz.
Erdoğan kendisi için en büyük endişe kaynağı olan Silahlı Kuvvetler’i ezdi geçti. Ordu’nun kılını kıpırdatacak hali kalmadı. Öyle ki, bir dava nedeniyle her kurumun yapabileceği bir açıklama yapmasından sonra adeta tekme tokat dövüldü.

Bir endişe kaynağı Anayasa Mahkemesi’ydi. Bir kapatma davasında bu mahkemenin aleyhte karar vereceğinden endişe ediyordu. Bu tamamen ortadan kaldırıldığı gibi bundan sonra artık Erdoğan’ı Yüce Divan’da yargılamak bile mümkün değil. Bu mahkemeden Erdoğan aleyhine kimse karar aldıramaz.
Dokunulmazlıklar konusunda en büyük endişe kaynaklarından biri tabii ki yargı. Artık o da halloldu. Yargı tamamen iktidara bağlandığı için oradan da bir tehlike gelmesi söz konusu değil.

Bu durumda Erdoğan dokunulmazlıkları kaldırmaktan hâlâ neden çekiniyor olabilir ki?

Kim bilir belki de kamuoyuna sürekli “darbe olabileceği” paranoyası yaratıp “vesayetin bitmediği” propagandasını yaparak beslendiğini düşünüyordur.

*****

Küskün CHP’liler

Elbette listeye giremeyenler üzülecektir. Kısmi öfke göstermeleri de haklı bulunabilir.

Ancak CHP’li küskünlerin öfkeleri sınırları aşar görünümde. En azından maaşallah bütün küskünler AKP’li ve yandaş medyanın manşetlerinde. Herhalde bunun ayıbını bir süre sonra fark edeceklerdir.

Beni şaşırtan küskün CHP’liler “örgüt çok huzursuz, yanlışların hesabını soracaktır” diyor.

Bana en komik gelen söylem bu. O “huzursuz” olan örgüt hiç olmasa ne olur ki? CHP’nin oyu mu düşer? Tam tersine artacağını biliyor herkes.

Seçimden sonra ilk yapılması gereken örgütün baştan aşağı ve “yargı denetiminde” yenilenmesidir.

*****

Israrlıyım

Sonunda ÖSYM Başkanı da itiraf etti ki sınav kitapçıklarında bir şifre kullanılmış. Bu tamam. Ama tamam olmayan “Bundan kimse yararlanmadı” açıklaması. İşte onu bilmemiz ya da Cumhurbaşkanı ile Başbakan gibi ikna olmamız mümkün değil.

Bu nedenle iki kere yazdığım önerimi ısrarla tekrarlıyorum. Savcılık sınav sonuçlarına el koysun, ilk 5 bine giren adayların kitapçıklarını incelesin. Şifreli kitapçıkları saptasın. Bu kitapçıkların verildiği öğrencilerin hangi dershanelere devam ettiği de ortaya çıkarılsın. Sorun kendiliğinden çözülecektir.

*****

Önümüze gelse barajı kaldırırız da

Erdoğan Strasbourg’da Avrupalı parlamenterlere esti gürledi. “Size mi soracağız” dedi, “Siz Türkiye’ye Fransızsınız” benzetmesi yaptı “Bizde yargı bağımsız, sizin istediğinizi yapamayız” gibi garip bir tavır da takındı.
Avrupalı parlamenterlerin Erdoğan’ı ağızları açık dinlediğini gördük. Şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemiyorlardı.

Başbakan yüzde 10 barajının çok yüksek olduğu eleştirisine çok öfkelendi. “Size soracak değiliz, biz Türk halkına sorarız” diye karşılık verdi. Başbakan yüzde 10 barajının bir istikrar unsuru olduğunu söyledikten sonra da bunun kendilerini iktidarda tutacak bir faktör olduğunu galiba şu sözlerle dile getirdi: “Biz buraya gelinceye kadar neler çektik biliyor musunuz?”

Bana göre Başbakan’ın şaşırtıcı sözleri yüzde 10 barajını ancak 74 milyonun düşürebileceğini söylemesiydi. “Halkımız karar verir, barajı düşür derse düşürürüz” dedi.

Kafa karıştırıcı bir açıklama. Eğer halkın önüne böyle bir soru ile gitmezseniz nasıl karar verecek ki?

Ama gerçek olan şu ki, kamuoyunun büyük bölümünün yüzde 10 barajını fazla bulduğu biliniyor. En azından AKP dışındaki bütün partilerin barajın indirilmesinden yana tavır koyduğu biliniyor. Eğer Başbakan halkın sesine kulak veriyorsa barajı çoktan indirmesi gerekiyordu.

*****

Patlıcanı çok seven ABD’nin Ankara Büyükelçisi, “Türkiye patlıcanlar ülkesi” demiş. Acemi Büyükelçi ülkemizi tanıdıktan bir süre sonra “Hıyarlar Ülkesi” demesin sakın.
(Gani Yıldız)

*****

Kitap bombaymış

Kimbilir kaç kere yazdım. Başbakan Erdoğan ulusal ya da uluslararası toplantılarda kendisi için hazırlanmış metinleri çok iyi okuyor. Bu metinler iyi hazırlandığı için etkili de oluyor.

Ancak ne zaman ki yazılı metin bitiyor ve Başbakan “irticalen” konuşmaya başlıyor, işte sorun da orada çıkıyor.

Dün yine bir örneğini yaşadık Strasbourg’da. Erdoğan Ahmet Şık’ın basılmamış kitabının imha edilmesiyle ilgili bir soruya çok öfkelendi ve gözlerinden ateş saçarak “Türkiye’de gazetecilik yaptıkları için hapse atılan kimse yoktur, onlar gazetecilik dışı işlerden yargılanıyor” dedi.

Bunu Türkiye’de de çok söyledi, ama bu kez durmadı ve devam ederek “bomba” örneği verdi. Başbakan’a göre bomba atmak suç ama, bomba yapmaya giden yollar da suç. Şık’ın kitabının savcılar tarafından böyle değerlendirildiğini söyledi Erdoğan.

Sanıyorum daha sonra kırdığı potu fark ederek “Bizde yargı bağımsızdır, biz karışamayız, siz bizim karışmamızı istiyorsunuz” dedi.

Madem yargı bağımsız ve gazetecilerin hapse atılmasında iktidarın hiç payı yok, basılmamış bir kitabın arkasında büyük bir suç olduğunu nereden biliyor acaba?
Ayrıca bu kitabı yüz binler internet üzerinden okudu. Bomba falan da patlamadı.
 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.