1. HABERLER

  2. EKONOMİ

  3. İşsizlik rakamları bize ne söylüyor
İşsizlik rakamları bize ne söylüyor

İşsizlik rakamları bize ne söylüyor

İşsizlik başlı başına bir sistem sorunudur ve milli eğitim sistemimizdeki çarpıklık işsizliğin bir fonksiyonudur. Bu yaklaşım ışığında gelin tablolara yansıyan rakamlara bakalım:

A+A-

İşsizlik Eğitim Sistemindeki Çarpıklığın Bir Fonksiyonudur. 

Türkiye İstatistik Kurumu 15 Nisan 2011 tarihli ve 79 sayılı Haber Bülteni’nde Hane halkı İşgücü Araştırması 2011 Ocak Dönemi sonuçlarını açıkladı. Bu dönem, Aralık 2010 ile Şubat 2011 arasını kapsıyor.

Aşağıdaki  tablolardan bir kaç rakamsal tespit yapalım.

kullan

***

kullan

Ocak 2011 döneminde kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus geçen yılın aynı dönemine göre 901 bin kişi artmış, Ocak 2011 döneminde işgücüne katılma oranı ise % 48,10 rakamına ulaşmıştır. Tarım dışı istihdam bir önceki döneme göre 937 bin kişi artmıştır.

Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 547 bin kişi azalarak 3 milyon 44 bin kişiye düşmüş, işsizlik oranı ise 2,6 puanlık azalış ile % 11,9 seviyesinde gerçekleşmiş. Kentsel yerlerde işsizlik oranı 2,7 puanlık azalışla % 13,8, kırsal yerlerde ise 2,2 puanlık azalışla % 8,1 olmuştur.

2011 yılı Ocak döneminde mevsim etkilerinden arındırılmış istihdam edilenlerin sayısında bir önceki döneme göre 214 bin kişilik artış, işsiz sayısında ise 71 bin kişilik azalış söz konusudur. Mevsim etkilerinden arındırılmış işgücüne katılma oranı bir önceki döneme göre 0,1 puanlık artış ile % 49,4, istihdam oranı 0,3 puanlık artış ile % 44,2, işsizlik oranı ise 0,3 puanlık azalış ile % 10,6 olarak gerçekleşmiştir.

2008 yılında yaşanan küresel krizin yaralarını yavaş yavaş sarıyoruz. Piyasalarda hareketlikle birlikte işgücü talebi de artmış ve geçen yıllara oranla işsizlik oranında nispeten bir azalma tespit edilmiştir. TUİK’ in araştırması bir saha araştırmasıdır ve ölçümlerde istatistiksel yöntemler kullanılmıştır, bu anlamda bilimseldir diyebiliriz. Tabi ki, bültende de belirtilen, anketlerin cevaplanmama oranlarının yaratabileceği hata payı da göz önünde bulundurulabilir. Dolayısıyla, bizim ülkemizde olduğu gibi hemen her ülkede yaşanan gerek küresel gerekse yerel bir takım dalgalanmalar ile işsizlik oranları değişiklik arz eder. Gayet doğaldır ki, ülkeler çeşitli istihdam politikaları ile bu oranı diğer ekonomik göstergelerle birlikte dengede tutmaya çalışırlar.

Yukarıda bahsedilen temel istihdam gerçeklerinin dışında, öncelikle belirtmem gerekir ki, işsizliğe salt oran olarak bakanlardan değilim. İşsizlik başlı başına bir sistem sorunudur ve milli eğitim sistemimizdeki çarpıklık işsizliğin bir fonksiyonudur. Ayrıca bu yaklaşım, işsizlik soruna sadece belirli nispette bir bakış açısı getirir. Kapsamlı bir çalışma için ne yazık ki yerimiz ve zamanımız müsait değildir.

Bilgi çağı, bilgi toplumu, entelektüel sermaye gibi kavramlar, kaynakların her geçen gün daha da azaldığı dünyada insana katma değer yaratan bir kaynak gözüyle bakan anlayışın tecellisidir. “Personel”den “İnsan Kaynağı”na geçiş de aynı anlayışı ifade eder. Artık günümüzde, öğrenen örgütlerden bahsedilmesi, firmalara canlılardaki bir takım özellikleri atfetme çabaları, çeşitli analojiler çalışanların son derece donanımlı olmaları, aynı zamanda da etkin ve verimli bir şekilde istihdam edilmeleri gerektiğini ortaya koyuyor. Ülkemizde insanlarımızı iş hayatına hazırlayan eğitim sisteminde çok ciddi sorunlar var. Orta öğrenimden yüksek öğrenime geçişte alan seçimleri doğru yapılamıyor. Bir şekilde başlanan yüksek öğrenimde müfredatlar yetersiz ve sektöre yönelik uygulamalar konusunda ciddi eksiklerimiz var. Eğitim sisteminin profesyonel hayata uygun olmayan bu yapısı, milyonlarca mezun gencimize okul sonrası oldukça zor bir süreç yaşatıyor. Bu süreçte, hayatında fatura görmemiş iktisat mezunlarını, atölyenin yolunu bilmeyen mühendisleri görebiliyoruz. İşverenler de bu olumsuzluklardan etkinlik ve verimlilik sorunu nispetinde nasiplerini alıyorlar. İşsizlik sorununu bu çerçevede ele almak gerekir.

İşsizlik oranı gerçekten kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus ile istihdam edilmeyen işgücü arasındaki oran mıdır? Teoride hesaplama bu şekilde olabilir. Fakat iyi yönlendirilip, eğitilemedikleri için ne yapmak istediklerini bilmeyen gençler ve henüz kurumsallıklarını tamamlayamadıkları için iş gücü seçiminde doğru tercihler yapamayan firmaların durumları işsizlik sorununa bambaşka bir boyut getirmiştir. Eskilerin deyimi ile “Vazifeyi ehline tevdi etmek” gerekir. Ama bunu yapmak için ehil kişiler ve onları yönetip organize edecek iyi yöneticiler lazım. Gelinen nokta itibari ile bu iki noktada da ciddi sıkıntılarımız olduğunu söyleyebiliriz.

Bu aşamada, bazılarının akıllarına 15-24 yaş arasının, tam da bizim üzerinde durduğumuz gençliğin, toplam işgücünün yaklaşık %16’sını oluşturması sebebi ile düşük bir orana sahip olduğu, bu nedenle de bütün bir işsizlik sorununun bu kadar düşük oranda değerlendirilmemesi gerektiği gelebilir. Fakat geri kalan %84’lük kesimin de bu yollardan geçeceğini düşünürsek, genç işgücünün bu yapının temelini oluşturduğu söyleyebiliriz. O nedenle bu temelin sağlam olması çok önemlidir. Bu sayede, üretimde verimlilik ve firmalarda etkinlik sağlanabilir. Aksi takdirde, haftalık çalışma saatlerini değil 40 saat, 25 saate de indirseniz, yaratacağınız istihdam verimsiz iş gücü ile sağlanıyorsa bir anlamı olmaz, zaman ve kaynak israfından başka bir şey yapmazsınız.

Murat Çemberci-Haber 7

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.