1. YAZARLAR

  2. Gürhan GÜRSES

  3. İSRAİL SADECE TÜRKÇE ANLIYOR O DA HEP YANLIŞ ANLIYOR
Gürhan GÜRSES

Gürhan GÜRSES

Yazarın Tüm Yazıları >

İSRAİL SADECE TÜRKÇE ANLIYOR O DA HEP YANLIŞ ANLIYOR

A+A-

İSRAİL SADECE TÜRKÇE ANLIYOR

                                               O DA HEP YANLIŞ ANLIYOR

“Zulmü alkışlayamam zalimi asla sevemem

              Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem” diye bağırır Mehmet Akif… Tabi ki zulmü alkışlamayız bugün tabi ki zalimi sevmeyiz. Nerede ezilmiş bir halk var ise ve nerede inancından dolayı eziyet edilmiş bir topluluk var ise ve nerede toprağına zorla posta koyulmuş bir millet var ise onun yanındayız. Zulüm ile abad olmaz dünya… Zulüm ile payidar olmaz bir devlet.

            Artık Pembe İncili Kaftanlarımızı yerlere sereceğiz ve sonra ardımıza bakmadan restimizi çekip gideceğiz. Muhsin Çelebi gibi gözü kara, gönlü zengin, vatanperver insanlar olduğu müddetçe ve bunların meseleleri bizlere ve bizden sonrakilere anlatıldığı sürece hiçbir kimseden ve hiçbir şeyden korkmamız gerekir. Bazen gole giderken kaptırdığınız top ani bir hücumla gol olur ve karşı tarafın hanesine skor olarak yazılır. Son büyükelçi olayında İsrail"in içine düşmüş olduğu vaziyet budur.

Kendi kalesine gol atmıştır İsrail.

Bazen kazandığınızda kaybedersiniz, bazen kaybettiğinizde kazanırsınız… Durum budur işte!

            Vaktiyle Tebriz'de İran elçisiyle Türk elçisi mühim devlet işlerini görüşmek üzere bir otağda buluşmuşlar. Söze şiirle başlayan İran elçisine inat Türk elçisi daha müstesna şiirlerle cevaplar vermiş. Konuşma ve sohbet o hale gelmiş ki iki taraftan hiçbiri şiir dışında bir söz tekellüm etmemiş. Maksat ve merama uygun beyitleri, resmî bir görüşme ortamında, hale uygun düşecek ve konunun akışını bozmayacak şekilde ardı ardına sıralamak öyle her babayiğit şairin de işi değildir üstelik. Halk şairlerinin atışmaları veya lebdeğmezleri bunun yanında muhallebi çocuklarına oyuncak olabilir. Düşünsenize, politik görüşlerinizi, muhataba itirazlarınızı, anlaşma veya sulh konusunu beyitlerle ima ederek toplantıyı kırıp dökmeden sonuçlandıracaksınız. İşte bu iki elçi tam üç saat kendi heyetlerinin huzurunda müzakereyi Acem dilinden şiirlerle yapmışlar ve en sonunda, toplantının tek nesir cümlesini İran elçisi söylemiş. Tercümesi şöyle:
            “Teşekkür ederim sayın elçi, teferruatı adamlarımız kayda geçirsinler artık!”

 Şeytan ayrıntıda gizlidir.

 Ne çene varmış diyeceksiniz belki de!  Ama ülkelerin çıkarları kişilerin çıkarından daha üsttedir. “Kişi kendisini yetiştirirse üstat mertebesinde ona madde üstünde değer vereceksin.” Kendisini yetiştiren ve ülkesini temsil konusunda bunu layıkıyla yapanlara selam olsun. Davos"la başlayan duruş, halen devam etmektedir. “Duruşun kadar konuş” sözü ile bütün dünya ülkelerine mesaj yollanmış “Duruşun yeter” sözü ile bütün İslam ülkelerinde slogan ve sempati yaratılmış  “Asaletin yeter” sözü ile de ülkem insanının nezdinde bir gönül adamlığına terfi vuku bulmuştur. Ses tonumuz, vurgumuz, tonlamamız ne bir eksik ne bir fazla… Tam kıvamında! İşte bunu zevki de bu ince ayarda saklı…

            Gönderdiğimiz elçiler mutlaka gittikleri ülkelerin dillerini ve kültürlerini çok iyi derecede bilmelidirler. Okumuş olduğum bir dergide şu yazılıydı: Amerika, Azerbaycan ile ilgili olarak 80"li yıllarda öngörüde bulunmuş ve  “Bir gün gelecek Sovyetler Birliği yıkılacak ve orada Azerbaycan kurulacak.” demiştir. O günlerde Azerbaycan"ın kurulacağını hesap ettiğinden ve bildiğinden hangi elciyi oraya atayacağını belirlemiş ve o elçiye Azerbaycan ilgili, ilişkili her ne varsa öğretip öyle göndermişler. Bizlerde yıllar sonrasının dahi hesabını yapacak politikalar üretmeli ve günü kurtaran değil yarını kuran sistemlerle yere sağlam basmalıyız.

            İsrail"e şöyle iltifatta bulunmalıyız: “Çok güçlüsün İsrail.” İsrail ise bu sözümüze karşılık olarak teşhis sanatının da yardımı ile şöyle diyecek:
“Maalesef size yani Türkiye"ye aynı iltifatla cevap veremeyeceğim.” Bizim nazik ve hoş sözlerimize karşı biraz kabaca gelen yanıta ise Türkiye olarak şöyle demeliyiz:
“O halde siz de benim gibi yapın, yalan söyleyin.” Mücadele bürokratik olarak, siyaset olarak değil her alanda olmalı… Yazı ile basın ile saz ile söz ile vesaire… Hiçbir şey gelmiyorsa bile dua ile…

            İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. Kral, bunları görünce dayanamayıp:
“Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?” diye sorunca, İncili Çavuş:
“Osmanlılar, adama göre adam gönderirler.” cevabını vermiş. “Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.” diye devam etmiş sözlerine.

Bize de böyle kalender, koltuğuna oturup kalmayan, gerekirse kendisini hor ve hakir gören, devleti için malından mülkünden feragat eden, az ama öz konuşan kişiler lazım. Hani Mehmet Akif der ya:

            “Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek

             Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek.” Ne kadar da özlemiş açık sözlü insanları… Ne kadar da özlemiş haksızlığa karşı DUR diyenleri… Ne kadar da hasret kalmışız onca şeye… Hem gururluyuz bugün hem mahcubuz. Ne oldu bize ki uzun yıllar boyunca sustuk, nutkumuz tutuldu, gıkımız çıkmadı?

            Ez cümle “İSRAİL SADECE TÜRKÇE ANLIYOR” diye yazıyor Arap Gazeteleri… Biz de şunu ekliyoruz duvar yazısı ağzı ile… “Ey İsrail, bizi bir tek sen anladın ama sen de yanlış anladın!”

Bana lisanını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

                       

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum