1. YAZARLAR

  2. Yüksel COŞKUN

  3. HARUN REŞİT
Yüksel COŞKUN

Yüksel COŞKUN

Yazarın Tüm Yazıları >

HARUN REŞİT

A+A-

      Saygıdeğer Okurlar,

      1994 yılında profesyonel futbolculuk hayatımı noktaladıktan sonra o dönemin Belediye Başkanı Bekir KARABACAK beni yanına çağırarak “oğlum rahatsızlık duyduğum birkaç müdürlük var bunların birinde seni değerlendirmek istiyorum” dedi.

      Ve saydığı 4 müdürlükten birinde beni görevlendirmek istediğini ve hangisi olur diye de sordu.

      Bende “mezarlıklar müdürlüğü” dedim.

      Başını kaldırıp, gülerek yüzüme bakıp “oğlum orası sürgün yeri diye kimse gitmek istemez” dedi.

      Olsun efendim dedim ve 1995-2004 yılları arasında 9 yıl Mezarlıklar müdürü olarak görev yaptım.

      Bu satırları okurken niye bundan bahsettiğimi düşünebilirsiniz.

      Anlatayım.

      Bu yıllar içerisinde Cumaları ve özel günlerde ziyaretçileri kimse rahatsız etmesin diye bende dolaşırdım.

      O yıllarda 10 yaşında bir çocuk elindeki pet şişleri su doldurup ziyaretçilere vererek onların mezarlarını sulamalarına yardımcı olur ve onlardan birkaç kuruş harçlık alırdı.

      Bende onun bu davranışına müsaade ederdim.

      Çünkü verenden alır vermezlerse de oradan ayrılırdı.

      Orada ki görevimden ayrıldıktan sonra yakınlarımın ziyaretine Pazar günleri gitmeye başladım.

      Uzun bir aradan sonra geçen hafta Cuma günü ziyarete gittim.

      Orada karşılaştığım birkaç olay bu yazıyı yazmama vesile oldu.

      Benim zamanımda su doldurup ziyaretçilere yardımcı olan bir kişiye rastlardım.

      Cuma günü ise orta yaşlı bir bayan yanında biri 8 yaşlarında biri de 10-11 yaşlarında iki kız çocuğuna şişeleri doldurup ziyaretçilere parayla sattığını söyledi.

      Etrafta bunlar gibi küçük yaşlarda kız ve erkek çocukların ziyaretçilere su taşıdıklarına,

      Ayrıca çiçek satmak için çocukların mezarlığın içinde ve etrafında olduklarına da şahit oldum.

      Bunların yanında uzun yıllar önce tanıdığım ve düşük model araba ile ziyarete gelenlerin ise lüks araba ve yeni kıyafetlerle ziyarete geldiklerini de fark ettim.

      Ve bunları düşünürken de,

      Ekonomimizin iyi olduğunu ve kişi başı milli gelirin arttığı söyleyenlerin de hangi kıstasa göre söylediklerini anlamaya çalıştım.

      9 yıl boyunca mezarlık içinde ve dışında evine birkaç kuruş katkı yapmak için ailesi tarafından çalıştırılan çocuk sayısı ile,

      Benden sonra geçen yıllar içinde ailesi tarafından çalıştırılan çocuk sayısı arttığını ve kısa zamanda da köşeyi dönen belli kesimin insanlarına şahit oldum.

      Aklıma o zaman, bu kıstaslar yapılırken her halde arabalarını ve giyimlerini yenileyen belli kesimler değerlendirmeye alınmıştır diye düşündüm.

      Bunları düşünürken, görev yaptığım yıllarda da birlikte çalıştığım bir kardeşim yanına uğradım.

      Biraz sohbet ettik ve bana anlattığı bir olayı sizlerle paylaşmak istedim.

      Harun Reşit"in döneminde kardeşi Behlül bir gün kralın kapısının açık olduğunu görmüş.

      Ve Harun Reşit"in koltuğunun nasıl olduğunu merak ettiğinden içeriye geçerek oturmuş.

      Bu sırada oradan geçen ve kendini tanımayan askerler onu sürükleyerek koltuktan kaldırıp dövmeye başlamışlar.

      İyice dövdükten sonra onu dışarıya atmışlar.

      Bu sırada Harun Reşit üstü başı paralanan ve ağlayan kardeşini görüp niye ağladığını sormuş.

      Kardeşi Behlül “ben demiş sana ağlıyorum, iki dakika koltuğuna oturdum da bunun hesabını veremediğim için bu haldeyim”

      “Acaba sen yıllardır oturduğun bu koltuğun hesabını nasıl vereceksin” demiş.

      Evet saygıdeğer okurlar,

      Önemli olan, koltuğa oturmak değil.

      Önemli olan, oturduğu koltukta halk için ne yapıldığının hesabını vermenin kolay olmadığının bilinmesi gerektiğidir.

      Saygılarımla,

 

HİÇ KİMSE ELLERİ CEBİNDE DİK MERDİVEN ÇIKAMAZ

Önceki ve Sonraki Yazılar