• BIST 74.462
  • Altın 132,735
  • Dolar 3,5172
  • Euro 3,7848
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -8 °C
  • Konya -3 °C
  • İzmir 3 °C
  • Lefkoşa 11 °C

GÜL ONUN REMZİDİR

Gürhan GÜRSES

Gül onun remzidir, bu yüzden mahcuptur ve mağrurdur her daim biçare gül. Mesuttur bu yüzden, bahtiyardır sonsuz, diğer çiçekler onsuz. Solsa da gam yemez artık gül. Kurusa da ah etmez artık. Muhammed’(s.a.v.) in gülüdür. Rayihası Muhammed kokar, rengi Muhammed açar, goncası Muhammed’i zikreder. Bülbülü Muhammed’i arar, bir şeydadır çünkü. Muhammed’le başlar muhabbet, Muhammed’le ahire erer yaşam. Ah Muhammed, can Muhammed. Sensiz her iki cihan hasret, yürekler kasavet.

“Gül Muhammed teridir.” diyen Yunus ne güzel söylemiştir. Gül yüzlü, gül kokulu peygamber, gül tenli, gül konuşlu peygamber. Gül mevsimidir, nisan bulutları muştular peygamberi. Peygamber aguşunu açmış insanlığı bekler. İnsanlık bihaber, insanlık gafil, insanlık avare avare dolanıp durur ortalıkta. Önce nuru Muhammed’i yaratıldı sonra onun nurluğunda cümle mevcudat. Onunla manasını buldu kâinat, onunla kemale erdi mevcudat. Dünyadaki hakikat onunla yüreklerdeki yerini buldu. Onun sevgisi sardı dört bir yanını dünyanın, yürekler ona aktı, gönüller onunla doldu, gözyaşları onun ayağının altındaki bir zerre için dahi aktı. Kimi Fuzuli’nin eşsiz “Su Kasidesi” gibi çağlar boyu başını taştan taşa vurarak, avare avare aktı durdu o nebiler nebisinin ardından. Ayağının toprağına vasıl olmak için başıbozuk bir şekilde ona ulaşmak için çağlayıp durdu ezelden ebede su.

“Hak- i payine yetem der ömrlerdir muttasıl / Başını taştan taşa vurup gezer avare su” Mecnun gibi oldu kimi; beyabanlarda, sayhalarda dolaştı durdu, Karani gibi dost oldu kimi, kimi Leyla gibi gecelerde yıldızlar arasında aradı. Kimi Bahira oldu, onunla yürüyen bulutlarda anlam çıkardı. Kimi mağarada onu görmek isteyen yılana Ebubekir gibi setr oldu, ısırılıp zehirlendi. Kimi güvercin oldu onu korumak için, kimi örümcek oldu ağ çekti düşmanın gözüne. Kimi Nabi oldu ayağını uzatmaktan dahi hicap duydu Medine’ye karşı. “Sakın terk-i edebten kuy-ı mahbubu-ı hudadır bu / Nazargahı ilahidir, makamı Mustafa’dır bu.” O hep sevgililerin en sevgilisi oldu inanmış yüreklerde. O tüm zamanların en mükemmeli, insanlığın efendisi. İnsanların ne hayırlısı olan ey gül remizli peygamber. Bu dünya onun yüzü suyu hürmetine binaen yaratılmıştır.

Yıl 571. Aylardan Nisan. Bulutlar doğum sancısında. Şimşekler çaktı ilkin, sonra nura gark oldu cihan. Mucizeler ile doldu kâinat. Melekler eşliğinde geldi dünyaya peygamber. Melekler saf tuttular evinin yanında. İki cihanın padişahı, hoş geldin. Ey dünyanın özü, insanların en kâmili.

Ey yaratılmışların sultanı, dermansızların dermanı, kimsesizlerin kimsesi. Sana geldik imdi, kapının eşiğine yüz sürmeye geldik. Yıkımların olduğu bu günlerde daha fazla ihtiyacı var insanlığın şefkatine. Hac vakti dağdan kopup gelen bir çığ gibi sana gelir dünyanın dört bir yanından inanmışlar. Sana gelen bu insan selinin, yeryüzü tarihinde eşi emsali yoktur. Koşulsuz bir sadakat ile hesapsız bir aşk ile hudutsuz bir iman ile. Yeryüzünde Mehmet, gökyüzünde Ahmet, ahrette Muhammed. Her yerde var olan, gel artık. Gönlümüze inkişaf et, ruhumuza isabet et, beynimize lütfet.

Sana geldik bugün grup grup hem de. Cehaletin şahikalara çıktığı ve senin getirmiş olduğun ilahi kanunlara hürmetin kalmadığı bugün her günden daha fazla gereksin bugüne. İnsanların acımasızca birbirini katlettiği ne amaç uğruna yapıldığı belli olmayan savaşlar var. Cinayetler 10 kuruşa inmiş, bir oyuncak tabanca ile dahi işlenmekte. Senin dinine küfredenler açık açık bu küfrü etmekte. Gazete köşelerinde karikatürler, kokuşmuş küfürler. Elbet karikatürize olacak vakti geldi mi o küçük, dar, kuş beyinler?

İslam ile şereflenen ülkeler bitap halde. Kuran-ı Kerim süslü, oyalı kapların içinde okunmuyor. Hafızların sesi yok, kuran bülbülleri susmuş. Gönüller paslanmaya yüz tutmuş. Bütün musibetler senin yolundan çıktığımız için gelip buluyor bizleri. Bela taşları kafamızı yaralamakta, gönlümüzü berelemekte.

Hırsızlıklar insanlara zarar verecek noktada, rüşvetler almış başını gidiyor, çetelerin din imanı yok, haksızlıklar diz boyu, adaletsizlikler can yakmakta. Ormanlar yok edilmekte, kaynak sular heba edilmekte. Dünyanın düzeni bozulmakta, küresel ısınma insanlığın sonunu hazırlamakta. Bütün mevcudat hiç olmadığı kadar tehlike altında. Bu riski bertaraf edecek güç sende. Ey eşrefi mahlûkat, mevcudatın yegânesi. Gönlümüzün bir tanesi. Pervanesiyiz hak yolunun, ebabiliyiz hak yolunun. Aşığıyız İsrafil’in Sur’unun. Bendesiyiz senin yolunun ey Muhammed. Hay’dan geldik, Hu’ya gideceğiz. Elif gibi dik, lam gibi gerçek, mim gibi noktayız evellallah. İdrakten yoksun olanın gözündeki merteğiz alimallah. Sana ihtiyaç var, sana gereksinim var her zamankinden daha çok.

“Gel ey Muhammed, bahardır / Dudaklar ardında saklı âminlerimiz vardır / Hacdan döner gibi gel / Miraçtan iner gibi gel / Bekliyoruz yıllardır!” diye haykıran Arif Nihat ASYA gibi söyleniyoruz. Delleniyoruz yokluğunda, kamışlıktan kopan ney gibi için için ayrılıkları hikâye etmekteyiz. İçimiz yanıyor, canımız kanıyor, ruhumuz azapta. Gel Burak ile gel nur ile gel ezel ile gel ebed ile.

“Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” der Allah-u Teala. İki cihan güneşi, iki cihan serveri. Kızlar diri diri gömülmekte, insanlar putlara tapmakta, devir cahiliye tarihinin devri. Küfür ve şirk yürekleri kararttığı gibi yüzleri de karartmış idi. İnsanlar esir olmuş pazar pazar köle diye satılıp aşağılanıyordu. Emek rafa kalkmış, her alanda bozukluluklar artmış idi. İşte böyle bir zamanda dünyayı şereflendirdi o inci tanesi, annesinin bir tanesi, iki cihanın şehinşahı. İşte böyle bir karanlıkta açtı o ebedi gül. Kokusu ile dünyayı eyledi sermest, varlığı ile eyledi dünyayı şad.

Yıl 571, aylardan nisan. Bütün mevcudat ona hayran. Bütün tabiatta doğum sancısı, sanırsınız ki yeryüzü onun icabeti ile heyecandan yerinden duramıyor. Ve o gül açtığı vakit yeryüzü ve gökyüzü şereflerin en şerefine mahzar oldu. Onu gören göz ne güzel, onu tutan el ne kadar şanslı, onu duyan kulak ne kadar mesut, ona giden ayak ne kadar müftehir. Asrısaadet, bir daha öyle olmadı bu dünya. Bütün peygamberlerin müjdelediği bir peygamber. Âdem’den önce var idi, Âdem’den sonra da var idi. Âdem’den Şit’e, Şit’ten İbrahim’e, İbrahim’den İsmail’e. Ahiri peygamber efendimize intikal eden nebiler nebiliği. Onda son bulan risalet makamı.

“Âmine hatun Muhammed annesi / Ol sedeften doğdu ol dür danesi” diye yazar mevlidini Süleyman ÇELEBİ. O Ahmet’tir, Mehmet’tir, Mahmut’tur, Mustafa’dır. En fazla takılan isimdir yeryüzünde. Onun hürmetinedir. Muhammed Mehmet olur, ola ki yanlış telaffuz edilmeye, o mübarek isme bir uygunsuz hitap olmaya. Mehmet, MEHMETÇİK olur. Bir kutlu orduya isim olur.

Cahiliye karanlığına bir kılıç keskinliği ve aydınlığı ile doğdun ve bir gül nazikliği ile çölleri gülistan eyledin. Gönüller sana aktı milyonlarca. Sana yöneldi ayaklar, sana koştu çatlamış dudaklar. Artık hasretim lambada titreyen alevden beter. Gel artık gönüller sultanı, kimsesizler kimsesi.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Gazete Turka | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Haber Yazılımı: CM Bilişim