1. YAZARLAR

  2. Murat TEKİNALP

  3. GEZ DÜNYA’YI, GÖR KONYA’YI…
Murat TEKİNALP

Murat TEKİNALP

Bir Garip Yolcu...
Yazarın Tüm Yazıları >

GEZ DÜNYA’YI, GÖR KONYA’YI…

A+A-

GEZ DÜNYA’YI, GÖR KONYA’YI…

Sana geldim yeşil türbe,

Aşk-ı Muhammed var sende.

O’nun nuruna aşığım,

Ararım semada yerde.

 

Sana geldim yeşil Konya,

Ol bana çağıran dünya.

Yatırların çok uludur,

Şefaatten mahrum koyma.

 

Lâdikli Âşık Ahmet Hüdai(ks) Hazretlerinin dizeleriyle başlamak istedim be defa ki yazıma. Biz dünyayı gezmedik ama dünyaları içinde barındıran ve manevi önderleriyle koskocaman bir dünya olan yeşil Konya’yı gördük.

 

Yağmurlu bir öğleden sonra çıktık Daday’dan. Arabamız meslektaşlarımızla dolu. Daha doğrusu İlçe Müftü Vekilimiz (İlçe Vaizimiz) Ali TOS efendinin öncülüğünde açılmış olan Tashih-i Huruf kursiyerleriyle dolu. Ali bey aynı zamanda gezi rehberimiz bizim. Daday Din Görevlileri Derneğinin organizesinde yaptık bu gezimizi. Yıllardır aklımdaydı ama bir vesile olmamıştı Konya gezisi. Buradan vesile olan Mehmet Yılmaz hocama ve Ali Yiğit hocama gitmeme vesile oldukları için teşekkürlerimi arz ediyorum.

 

Ankara’yı geçtikten sonra uçsuz bucaksız bir ova bekliyor sizi. Gece geç saatlerde Konya’nın Kulu ilçesini geçmiş olmamıza rağmen, dümdüz bir yolda ilerlememizin verdiği önsezi ve coğrafya bilgimden çıkarıyorum bu kanıyı. İnanın öyle hiç sapmadan ve hatta direksiyonu dahi oynatmadan ilerliyor otobüsümüz. Gece geç saatlerde kalacağımız mekâna varıyoruz. Yol oldukça hırpalamış olacak ki vücudumuzu, kimse kimseyle konuşmadan yataklarını zor buluyor. Güzel bir uykunun ardından, sabah kahvaltısında manevi bir Konya havası karşılıyor bizi. Ne bileyim bu havayı sadece ben mi? Soludum diye düşünüyorum. Ama arkadaşlarımın gözlerindeki o deruni duyguları hissettiğimde yalnız olmadığımı anlıyorum. Konya’nın insanları sevecen ve misafirperver. Bunu çok yakından hissedebiliyorsunuz. Sokaktan geçen birine selam verdiğinizde hemen yabancı olduğunuzu ve nereden geldiğinizi sorduktan sonra, buyurun bir çay ikram edeyim diyebilecek kadar kadirşinas insanları var konya’nın.

 

Otobüsümüz pupa yelken, doludizgin Ali beyin refakatinde ve rehberliğinde Alâeddin keykubat türbesi ve camisinde alıyor soluğu. Ali bey gerçekten bilgili bir rehber. Caminin ve türbenin yedi ceddini anlatıyor bizlere sağ olsun. Konya’nın meşhur Alaeddin tepesinde demli bir çay içiyoruz. Ali bey, saatine bakıyor randevumuzun vaktinin yaklaştığını bildiriyor bizlere. Pusulamızın ibresi musikişinas tamburi Ahmet Çalışır hocamızın mekânını gösteriyor bu kez. Programımız o kadar dolu ki, vakit nakittir atasözünün rehberliğinde adımlarımızı serileştiriyoruz. Ahmet Çalışır hocam gerçekten ilim erbabı bir insan. Güler yüz, tatlı dil, hoş sohbet bir insan. Musikinin, hele kurani musikinin önemini anlatıyor bizlere. Kuran-ı Kerimin mucize oluş hikmetlerinin arasında musikisinin çok büyük bir yer tuttuğunun önemini arz ediyor özellikle. İnsanın içindeki nefsin, vesvese cihetine dikkat çekerek nas suresinin fısıltılı musikisini arz ediyor kendi musiki bilgisiyle. Bizleri adeta mest ediyor. Hele birde bir kuple tambur çalması yokmu? Bizi halden hale sokuyor. Ve önemli bir hatırlatmayı ekliyor hocamız.”- Çok büyük bir tevafuk olmuş, yarın Lâdikli hacı Ahmet Hüdai hazretlerini anma programı var. Orada ben ve D.r. Abdurrahman BÜYÜKKÖRÜKÇÜ hoca efendi olacak. Programa katılmanız, manevi açıdan menfaatiniz icabı olur.”diyor.

 

Bu kadar koşuşturmanın arasında yorulmuş olcağız ki, Konya’nın meşhur etli ekmeğini tatmak için etli ekmek salonunun yolunu tutuyoruz. Her şey çok güzel ama bizim damak tadımızın dışında bir tat var etli ekmeğinde. Uzunca bir tahtanın üstünde yaklaşık bir metre boyunda üzeri açık etli ekmek. Ben en çok bıçak arasını beğendim. Yani bizim Daday usulüne göre bıçak arası, kuşbaşına benziyor. Hem de Konya’nın etli ekmeği oldukçada hafif. İnsanı yormuyor. Kolesterol hastası olanlar için mükemmel bir damak tadı.

 

Ardından koca bir manevi çınarı hayattayken ziyaret edeceğimizin haberini alınca dünyalar verilmişçesine seviniyoruz. Kurana adanmış bir ömür, kurani bir ömür… Kursiyerlerimiz, aylar boyunca çalıştıkları tashih derslerinin sonuncusunu Hasan Hüseyin VAROL hocamızın huzurunda ircaa ediyorlar. Hasan hocamız aynı zamanda Ali TOS hocamızın da muallimi. Aslında Konya’yı ziyaret amacımızın da baş gayesi. Sağ olsun, Konya misafirperverliğini de sonsuz derecede sergiliyor hocamız. Merhum Tahir hocamı, ikili sohbetimizde soruyorum. Rahmetlinin hem Arapça hocası hem de bacanağı olduğunu öğrenince memnuniyetim bir kat daha artıyor. Merhum Tahir hocam, Sultan-ül Vaizin olmasının yanında koca yürekli mükemmel bir insan. Yıllar önce 90’lı yıllarda bizlere verdiği konferansları aklıma geliyor. İki damla yaş dökülüyor gözlerimden. Rabbim şefaatine cümlemizi dâhil eylesin.

 

Hiç nefes almak yok. Ziyaretlerimiz doludizgin. Ali bey inanın çok mükemmel organize etmiş, gezimiz çok planlı ve programlı ilerliyor. Randevumuz bu sefer, iç anadolunun bölge televizyonu ve bizlerinde ekranlardan yakinen tanıdığımız KONTV. Orada genel yayın yönetmeni Yaşar TOY beyefendi karşılıyor bizleri. Televizyonun işleyişini ve stüdyolarını gezdiriyor tek tek. Şimdiye kadar hiç görmediğimiz makineleri ve kameraları yakından inceleme fırsatı buluyoruz. Programların yapımı ve sunumuyla ilgili çok geniş bilgileri arz ediyor yaşar bey bizlere.

 

Mevlana kültür merkezini gösteriyor bu kez rotamız. Saat tam 21.00. Sema gösterisi izleyeceğiz. İsterseniz konuyla alakalı semazenekibi. com’dan ulaştığım kısa bir bilgiyi sizlerle paylaşayım. Mevlevîlik deyince ilk akla gelen semâ, lügatte işitmek mânâsındadır. Terim olarak, musiki nağmelerin dinlerken vecde gelip hareket etmek, kendinden geçip dönmektir. Hz. Mevlana zamanında belli bir nizâma bağlı kalmaksızın dînî ve tasavvûfî bir coşkunluk vesîlesiyle icrâ edilen sema’, sonradan Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi zamanından başlayarak Pîr Âdil Çelebi zamanına kadar tam bir disiplin içine alınmış, sıkı bir nizâma bağlanmış; icrâsı öğrenilir ve öğretilir olmuştur. Sema’, sembolik olarak, kâinatın oluşumunu, insanın âlemde dirilişini, Yüce Yaratıcıya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip “İnsan- ı Kâmil” e doğru yönelişini ifade eder.

İnanın televizyon programlarından farklı ve bir o kadarda içten bir ayin. Birebir canlı semazen ekiplerinin hamdım, piştim, yandım ifadelerini dile getirişlerinin gözlerimize içten içe bir yansıması bu. Mest oluyorsunuz izlerken ve değişik manevi iklimlere yelken açıyorsunuz.

Dünyanın sürekli dönmesinin, geceyle gündüzün peşi peşine gelmesinin de bir izdüşümü gibi bu ayin. Yaklaşık bir buçuk saatlik bir zaman dilimini kapsıyor. Ama hiç ayinin bitmesini istemiyorsunuz.

Saat 23:30 sularında gecelemek için kaldığımız mekanımıza ulaşabiliyoruz. Oldukça yorucu bir günün ardından yataklarımıza uzanmanın keyfini çıkarıyoruz. Sabah çok erken kalkmamız gerektiğini Ali hocam belirtiyor. Çünkü meşhur kapı camiinde sabah namazı kılıp, Hasan Basri BALCI hocamızın sohbetine katılacağız.

 

Kapı camii yıllarca üstadımın vaazlarını yaptığı büyük bir mabet. Sultanül Vaizin Tahir BÜYÜKKÖRÜKÇÜ’hocamın gönül mekânı. Cemaatiyle buluştuğu bir darül meşk adeta.

Bende orada bulunarak hocamı yad edip anmanın nefasetini bütün bedenimle idrak ediyorum. Hasan Basri BALCI hocamızın eşsiz sohbetinin ardından, üçler mezarlığında Hacıveyiszade Mustafa Kurucu Hazretleri ve deryasında her dem boğulduğum, değer abidem muhteşem şahsiyet muhterem hocam Tahir BÜYÜKKÖRÜKÇÜ’nün mezarına da fatiha ediyorum. İki damla yaş dökülüveriyor gözlerimden istemeyerek. Çünkü merhum hocam arkasından ağlanılmasını hiç istemezdi. Üçler mezarlığının hemen çapraz karşısında Aşk eri MEVLANA(k.s) Hazretlerinin kabri mevcut. Yeşil kubbe sizi selamlıyor adeta. Bizlerde feyz ve bereketinden nasiplenmek için türbegahını ziyaret ediyoruz. Yerli, yabancı birçok insan selinin içinde buluveriyoruz kendimizi. Kim bilir günde kaç bin insan ziyaret ediyor aşk erinin mekânını. Bizlerde selam ve hürmetlerimizi teslim ediyoruz mana diyarına.

 

Otobüs şoförümüz bizim gibi değil maşallah. Sesleniyor”-şimdi rotamız neresi hocalarım.”diye. Evet, şimdi rotamız Konyanın Lâdik kasabası. Lâdikli Hacı Ahmet Hüdai(ks)’nin anma programına iştirak edeceğiz. Orada Abdurrahman hocamın feyzli sohbetine katılıp, tanımadığımız din kardeşlerimizle hemhal olacağız. Lâdik aynı zamanda Ali TOS hocamızın da memleketi. Sağ olsun, kendisi dostlarıyla da bizleri tanıştırdı. İmam arkadaşının evinin bahçesinde hoş sohbet ettik programdan hemen sonra. Ve Lâdik’ten ayrılma vakti geldi artık. Zihnimizde Lâdikli Hacı Ahmet ağamız ve günümüze onun hatıralarıyla nurdan damlalar yansıtan Abdurrahman BÜYÜKKÖRÜKÇÜ hocamızın sohbeti damgasını vurdu açıkçası. Bu kez gündüz seyahat etmenin zevkine varıyoruz. Dümdüz bir ovada viraj olmadan ilerlemenin doyumsuz zevkini tadıyoruz. Ama programımız hala devam ediyor. Birde düğün yemeğine katılıyoruz Konya’ya ulaştığımızda. Bizim düğün yemeklerinden tek farkı, masada oturan 5’er ve 7’şerli guruplara ortak bir kap içerisinde yemek gelip, bütün masadakilerin aynı kaba kaşık sallaması. Çocukluğuma dönüveriyorum hemen, çünkü bizde ailemizde öyle yemek yerdik. Birlik ve beraberliği hissederdik. Ama ne zaman alafranga işler gündeme geldi, yemeklerde bile ayrıldık. Tabaklarımızla beraber yüreklerimizde ayrılmaya başladı. Rabbim birlik, dirlik,beraberlik ve kardeşliğimizi hiçbir zaman bozmasın.

 

Uzunca bir yol başlıyor şimdi. Aşk erinin mekânından, evliyalar şehri Kastamonu’ya yolculuk. Umarım gök kubbede hoş bir seda bırakıp dönmüşüzdür yeşil Konya’dan. Bu gezinin tertip edilmesine vesile olan başta Ali TOS hocamıza, Daday Din Görevlileri Dernek Yönetimine, Lojistik yardımlarından ve katkılarından ötürü Mehmet YILMAZ hocama şükranlarımı bir borç biliyorum. Ve Lâdikli Hacı Ahmet ağamızın dizeleriyle yazımı bitirmek istiyorum.

 

Sözümün nihayeti yoktur.

Benimde isyanım çoktur.

Gitme Hakk’ın kapısından.

Başkasından fayda yoktur.

 

Lâdikli Hacı Ahmet Hüdai(k.s)

 

Sağlıcakla kalın efendim…

 

 

Yüzünüz Hep Gülsün…

Önceki ve Sonraki Yazılar