1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. 'Filistin' İsrail'in seçiminin neresinde?
'Filistin' İsrail'in seçiminin neresinde?

'Filistin' İsrail'in seçiminin neresinde?

Ortadoğu'da askeri ve diplomasi tarfiğin hızlanması bölgenin yeni gelişmelere gebe olduğunu düşündürüyor.

A+A-

Sinan Özdemir/ Brüksel

Ortadoğu'da askeri ve diplomasi tarfiğin hızlanması bölgenin yeni gelişmelere gebe olduğunu düşündürüyor. Bir taraftan Irak cephesinde Tikrit ve Musul'da yoğunlaşan askeri kuşatma Irak ordusunun ve peşmergelerin ilerleyişi karşısında İşid'in kan kaybetmesi, diğer tarafta İran nükleer müzakereleri çerçevesinde Cenevre'den ay sonuna kadar bir anlşamaya varılabileceği haberlerinin gelmesi yeni bir dönemece girildiği izlenimi yaratıyor. Askeri seçenekler kadar siyasi seçeneklerinde gündemde olduğu anlaşılıyor. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı John Kerry'nin haftasonu Şam Yönetimi'yle görüşülebileceği açıklaması da aynı sürecin içinde değerlendirilmelidir. Ayrıca, Barones Ashton döneminde ortadan kaldırılan Avrupa Birliği Ortdoğu temsilciliğine (siyasi işler) Fernando Gentili'nin görevlendimesi Avrupa'nın gelecek dönemde daha aktif bir diplomasi içinde olmayı arzuladığına yorumlanabilir.

Hiç kuşkusuz çalkantılı Ortadoğu gündemi İsrail'in seçimi ve Filistin'in diplomatik mücadelesinden bağımsız değerlendirilemez. İsrailli liderlerin propaganda döneminde çözüm sürecine değinmemelerine rağmen son gün yaptıkları açıklamalarla gerilimi artırmaları içe dönük hesapların ötesinde Filistin'in birkaç cephede yürüttüğü hukuki mücadeleyi ne kadar ciddiye aldıklarını gösteriyor. Seçim akşamı Netanyahu yaptığı konuşmada güvenlik kartını bir kere daha ileri sürdüyse ve üstü örtülü Herzog'a mesaj gönderdiyse de gelecek koalisyonun nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Birleşik Arap Listesi'nin üçüncü siyasi güç olarak parlamentoya girmesi şuan için hesaba katılan bir unsur değil. Bugüne kadar hiçbir Arap partisinin herhangi bir koalisyondan yer almadığı düşünüldüğünde Herzog'un (Siyonist Birlik) bu yönde bir adım atacağını beklemek güç. Netanyahu bu noktada daha şanslı görünüyor. Evimiz İsrail Partisi (Yisrael Beiytenu) Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman'la bir uzlaşma zor görünse de sol bloka mensup küçük bir parti ile sorunu aşması mümkün görünüyor.

"Güvenlik" seçim akşamı olduğu kadar propaganda döneminde de en fazla zikredilen sözcüklerin başında yer aldı. Güvenlik meselesi İran nükleer müzakereleri sebebiyle birinci sırayı koruyor olsa da Hamas top 5'teki yerini muhafaza ediyor. Filistin Yönetimi'nin gündemine bakıldığında konu tamamen kapanmadıysa da gündemde olmadığı anlaşılıyor. Netanyahu 2009'da iki devletli çözüme yeşil ışık yakarken seçimlere bir gün kala iki devletli çözüme karşı olduğunu açıklaması, buna karşın Netenyahu hükümetinin şahinlerinden kabul edilen Avigdor Liberman'ın karşıt tutumundan Kıbrıs modeline yakın bir çözüme yanaşması, istihbaratın ve ordunun çözümden yana tutum alması gelecek dönemin herşeye rağmen yeni bir görüşme raunduna tanık olacağını düşündürüyor.

Dış dünya için seçimin sürpizlerinden sayılan Birleşik Arap Listesi (BAL) siyasetin bloklar içinde gerçekleştiği İsrail'de Yahudiler için bir anlam ifade etmiyor. Seçimlerin herşeyden önce İsraillilerin seçimi olduğuna inanılıyor. Arap listesinin ömrünün kısa olacağı noktasında bahse girenler de yok değil. Merkez partilerin karşıt tutumu herhangi bir koalisyonda yer alma şansını azaltıyor. Ancak ulusal birlik hükümetinin kurulması durumunda BAL'in önü açılarak anamuhalefet partisi olması mümkün. Bu durunda hukuki olarak hem önü açılacak hem de bir takım imkanlardan yararlanabilecek. Bunun için işbirliğini sürdürmeleri gerekecek. Her an bölünme riski taşıması en büyük dezavantajı. Arapların bir bölümü boykotu tercih ederken ilk defa İsrail'de yaşayan Filistinlilerin önemli bir bölümü, Doğu Kudüs'ün kuşatıldğı ve demografik erozyona zorlandığı bir dönemde, son aylarda verdikleri yoğun mücadeleyi siyasete taşıma noktasında nedenli kararlı olduklarını göstererek, önemli bir başarıya imza attılar.

İşgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinliler için İsrail'in seçimi herhangi bir anlam ifade etmiyor. Onların için sağ ve sol aynı madalyonun iki yüzü. Solun çözüm noktasında dışa vurduğu pozitif hava sebebiyle sağdan daha tehlikeli olduğuna; sağ blokta yer alan partilerin oyunu açık oynarken solun daha kurnazca hareket ettiğine inanıyorlar. Bu çerçevede onlar için Netanyahu (Likud-sağ) ve Herzog-Livni (Siyonist Birlik-sol) arasında herhangi bir fark yok. Her ikiside, Netanyahu (tanıdık bir yüz) başbakanlığında Livni bakanlığı döneminde işgal altındaki bölgelere müdahale emri vermiş veya desteklemiş isimler. Seçim içinde bulundukları şartları değiştirmeyecek olsa da takip etmedikleri anlamına gelmiyor. Analizden mizaha İsrail gündemlerinin bir yerinde yer alıyor.

Filisitin Yönetimi'nin propaganda dönemi süresince "sessizliğini" muhafaza etmesi ( yönetimi altındaki bölgelerde tutuklamalar gerçekleştirmekle birlikte) Birleşik Arap Listesi'ne gölge yapmamak veya Likud'a müdahale veya söz düellosu şansı vermemek (böylece Netanyahu'nun gidişini hızlandırmak) için tercih edilmiş olabilir. Ancak Filistin diplomasisi son yıllarda yaptığı çıkışlarla işgali sonlandırmadıysa da konunun uluslararası arenada daha sık tartışılmasını sağladı. Geçen yılın son günlerinde Roma Sözleşmesi'ne imza atarak İsrail'in tepkisini çeken Filistin 1 Nisan'da üyesi olacağı Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne konuyu taşımaya hazırlanıyor. Ayrıca, Filistin Yönetimi'nin Filistin Kurtuluş Örgütü'nün Oslo barış süreci çerçevesinde tesis edilen Filistin-İsrail güvenlik işbirliğini askıya alma çağrısına (6 Mart 2015) uyabileceği yönünde gelen açıklamalar İsrail'in tepkisini çekti. İsrail'i sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmesi için siyasi blöf olarak da düşünülmüş olabilir. Ne var ki, bu yönde verilecek bir karar yalnızca işbirliğini değil Oslo Antlaşması'ndan geriye her ne kaldıysa onları da havaya uçuracağını söylemek mümkün.

İsrail, Filistin’in son hamleleri üzerine vergi gelirlerini dondurduğunu bildirerek baskıyı seçti. Buna karşın, Filistin Yönetimi'nin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne geçen yaz 2200 Filistinlinin ölümüyle sonuçlanan Gazze müdahalesini (500 bin Filistinlinin yer değiştirdiği, 108 bininin evsiz kaldığı, 18 bin evin yok edildiği) ve Doğu Kudüs'te giderek artan kolonileşme faaliyetini mahkemeye taşımaya hazırlanıyor. Filistin Yönetimi gibi Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından Gazze'de yaşanan insan hakları ihlalleri raporu ve Genel Sekreter Ban Ki-moon'un isteği üzerine okullara yapılan saldırılar hakkında detaylı rapor yakın zamanda açıklanacak. Hukuk güç oyunlarının dışında olmasa da tarihe düşeceği not açısından büyük önem taşıyor.

Ortadoğu'da yoğunlaşan diplomasi trafiği istemese de İsrail'i statükoyu kırmaya zorlayacaktır. En başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'yle güven ortamını yeniden tesis etmesi gerekecek. Büyük devletlerin ve uluslararası toplumun beklentisi takvime bağlanmış ve müzakere edilmiş çözümden geçiyor. Filistin Yönetimi'nin başlattığı diplomatik ve hukuki seferberlik bir halkın haklı mücadelesini uluslararsı arenaya taşırken tarihe karşı gelinemiyeceğini hatırlatıyor. İsrail siyasası konuyu gündeme getirmemeye, dillendirmemeye özen gösterse de rahatsızlık sebebi olduğu anlaşılıyor. Bu durumda İsrail'in seçiminde Birleşik Arap Listesi'nin çıkması aylar önce başlayan "sessiz intifadanın" sürdüğüne ve bugün geçiştirilse de Filistin'in yok sayılamıyacağını hatırlatması bakımından büyük önem taşıyor. dunyabulteni

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.