1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Fidan, Davutoğlu hakkında suç duyurusu
Fidan, Davutoğlu hakkında suç duyurusu

Fidan, Davutoğlu hakkında suç duyurusu

Yargıçlar Sendikası Kurucusu ve Ankara Barosu Avukatı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Ankara katliamı ile ilgili Fidan, Davutoğlu ve kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.

A+A-

Ankara'da yaşanan katliam için kamu görevlerini ifa edenlerden Başbakan Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve görevli diğer kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunuldu. 

Haberdar.com'dan Arzu Yıldız'ın haberine göre Yargıçlar Sendikası Kurucusu ve Ankara Barosu Avukatı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun suç duyurusu şu şekilde:

Yargıçlar Sendikası Kurucusu ve Ankara Barosu Avukatı Ömer Faruk Eminağaoğlu, 10 Ekim’de Ankara’da yapılması planlanan “Barış Mitingi”nde yüzlerce vatandaşın hayatını kaybetmesine sebep olan saldırı ile ilgili Hakan Fidan, Mehmet Kılıçlar (Ankara Valisi), Mahmut Demirtaş , (Adıyaman Valisi), Ahmet Davutoğlu, Selami Altınok, Emniyet Genel Müdürü,EGM İstihbarat Daire Başkanı,EGM Güvenlik Daire Başkanı,MİT Ankara Bölge Müdürü, MİT Ankara İl Müdürü,Ankara Emniyet Müdürü, Ankara Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü,Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü ve Saptanacak diğer kamu görevlileri hakkında “İhmali davranışla birden fazla kasten öldürme (TCY 83, 21/2)”, “İhmali davranışla birden fazla kasten öldürmeye teşebbüs (TCY 83, 35, 21/2)”, “İhmali davranışla birden fazla kasten yaralama (TCY 88, 21/2)”, “Görevi kötüye kullanma (TCY 257/1-2)”, “Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi (TCY 279/1)”, “Kamu görevlisinin suçluyu kayırması (TCY 283/2)” suçlamasıyla Yargıtay’a başvurdu.

 Eminağaolu tarafından Yargıtay’a yapılan suç duyurusu dilekçelerinde şikayet edilen isimlerle ilgili gerekli soruşturmanın yürütülmesi istendi ve sebepleri şu şekilde açıklandı:

 1.  2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası hükümleri gözetilerek, “emek, barış, demokrasi” adı altında Ankara’da Sıhhiye Meydanı’nda 10.10.2015 tarihinde saat 12.00 ile 16.00 arasında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesi bildiriminde bulunulmuştur.  Bu etkinlik hakkında yurt genelinden katılıma yönelik duyurular da yapılmıştır. Çağrıda anılan gün saat 10.00’da Ankara Garı önünde buluşularak, buradan toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı Sıhhiye Meydanına yürüneceği belirtilmiştir.

 2. Ankara Garı önünde 10.10.2015 tarihinde saat 10.04’te kısa aralıklarla iki patlama gerçekleşmiştir.

 3. Bu patlama nedeniyle, düzenleme kurulu tarafından toplantı ve gösteri yürüyüşü iptal edilmiştir.

 4. Canlı bomba yolu ile gerçekleştirildiği açıklanan patlamalar sonucunda, sayılar sürekli değişkenlik göstermekle birlikte, 102 kişinin yaşamını kaybettiği, 48’i yoğun bakımda olmak üzere 246 kişinin tedavisinin sürdüğü açıklanmıştır.

 5. Şüphelilerden Hakan Fidan, olay tarihi ve öncesinde Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı, Mehmet Kılıçlar ise olay tarihi ve öncesinde Ankara Valisi’dir. Mahmut Demirtaş ise olay tarihi ve öncesinde Adıyaman Valisi’dir.

 6. Yaşanan bu olayda şüphelilerin ve diğer şüphelilerin ceza hukuku yönünden sorumlulukları bulunmaktadır.

 Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden mevzuata bakıldığında;

 1. Anayasa’nın 2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı, demokratik bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır. 34 üncü maddesinde, herkesin önceden izin almadan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı olduğu belirtilmiştir. Bu hakkın anılan maddede sayılan nedenlerle ve yasa ile sınırlanabileceği, kullanılması ile ilgili konuların da yasa ile düzenleneceği yine 34 üncü maddede ifade edilmiştir.

 2. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAM) 2 ve 5 inci maddelerinde yaşam, özgürlük ve güvenlik hakkı koruma altına alınmış olup, yine 5 inci maddede bu yönlerden “etkin bir soruşturma” konusu da güvence altına alınmıştır. İfade özgürlüğü ile doğrudan bağlantılı olmakla, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, bu sözleşmenin 10 ve 11 inci maddelerinde koruma altına alınmıştır.

 3. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nda, herkesin önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız olarak, yasaların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösterişi yürüyüşü düzenleme hakkı oluğu belirtilmiştir. Bu hakkın kullanımı için, mülki makamlara yapılacak bildirim konusu da düzenlenmiştir. Yine bu hakkın kullanılmasının (Anayasa’da gösterilen nedenlerle) sınırlandırılması ve de ertelenmesi konularına, bu konudaki yetkili ve görevli mercilere yer verilmiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşünün konusunun suç oluşturacağı veya bu amaca yönelik düzenlendiği konusunda açık ve yakın tehlike söz konusu ise yasaklamanın o durumda söz konusu olacağı hüküm altına alınmıştır.

 Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılabilmesi için, yasalarda yüklenen görevlere bakıldığında;

 1. 2559 sayılı Polis, Vazife ve Salahiyet Yasası’na göre polisin işlenmiş bir suç dışında da, genel güvenlik ile ilgili olarak anılan Yasa’nın 2/1-A maddesi uyarınca, hukuka uygun olmayan hareketlerin yapılmasından önce bu yasa hükümleri çerçevesinde önünü almak görevi bulunmaktadır.  Polis bu nedenle, Yasa’nın 4/A maddesindeki koşular çerçevesinde durdurma ve kimlik sorma, 9 uncu maddesi çerçevesinde önleme araması yapma, 13/H maddesi uyarınca can güvenliğini tehlikeye sokanları yakalama, ek 7 maddesi uyarınca ülke çapında istihbarat ve bilgi toplama faaliyetleri yaparak, ilgili birimlerle paylaşma gibi görevleri bulunmaktadır.

 2. 5442 sayılı İl İdaresi Yasası’nın 11/A maddesi uyarınca, İl sınırları içerisindeki bütün kolluğun amiri Vali’dir. Bunun için anılan madde uyarınca suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken önlemleri almakla, bu amaçla kolluğa gerekli emirleri vermekle görevlidir. İzleyen maddelerde de Vali’ye can ve mal güvenliğinin sağlanması konusunda görevleri düzenlenmiştir. Vali, İl’de devletin, hükümetin, her bir bakanın temsilcisi ve de bunların idari ve siyasi yürütme organıdır.

 3. 2937 sayılı Yasa ile Başbakan’a bağlı Milli İstihbarat Teşkilatı kurulmuş olup, teşkilatın başında MİT Müsteşarı bulunmaktadır. Anılan Yasa’nın 4 üncü maddesinde Anayasal düzene yönelik mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı başbakan dahil diğer ilgililere ulaştırmak, yine terörle mücadele konularında teknik ve insan istihbaratı yoluyla her türlü bilgiyi toplayarak ilgili yerlere ulaştırmak görevleri bu Kurum’a it görevler kapsamındadır.

 Olay öncesinde yaşananlara bakıldığında;

1. 10.10.2015 tarihi öncesinde aynı temayı içeren ancak daha küçük ölçekte yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanlı sonuçlanmıştır. Bunun dışında intihar saldırıları, canlı bomba ihbarları ve canlı bombalar, bu konudaki haberler, gündemden hiç düşmemiştir.

2. İstanbul Sultanahmet’te 06.01.2015 tarihindeki canlı bomba saldırısında ölüm ve yaralanma meydana gelmiştir.

3. Bu yönden bakıldığında, 05.6.2015 tarihinde Diyarbakır’da kısa aralıklı iki patlamada ölüm ve yaralanmalar ortaya çıkmıştır.

4. Suruç’ta 20.7.2015 tarihinde bir bombalı intihar saldırısı yaşanmış, ölüm ve yaralanmalar meydana gelmiştir.

5. 25.7.2015 tarihinde, IŞİD’in Türkiye’deki canlı bombacılarından bazılarının yakalanmış olduğu haberi basında yer bulmuştur. Bu haberlerden de yakalanmamış canlı bombaların varlığı ortaya çıkmaktadır.

6. Devamında İstanbul’da toplu taşım aracında 29.7.2015 tarihinde canlı bomba ihbarı yaşanmış, bu haberler basında da yer bulmuştur. IŞİD’ın Türkçe bilen canlı bombalarla eylem amaçladığı da basında yer almıştır.

7. Bu olaylardan sonra da basında, gündemde benzeri intihar saldırıların yaşanabileceği bilgileri sürekli varlığını korumuştur. Bu bağlamda 10.8.2015 tarihinde basında, eylem yapabilecek 16 kişilik canlı bomba ekibinin varlığı haberleri de yer almıştır. 12.8.2015 tarihinde bir canlı bombanın yakalandığı duyurulmuştur.

8. Olay sonrasında, yapılan açıklamalarda eylemin uyuşturucu kullanmış canlı bomba yolu ile gerçekleştirildiği belirtilmiştir.  Canlı bomba görüntüsünün ise olay sabahı Ankara Garı önünde 06.45’te olay mahallindeki kameralarda erkek olarak yer aldığı görülmüştür.

9. Suruç’ta 20.7.2015 tarihinde meydana gelen patlama sonrasında, Suruç’taki canlı bomba Abdurrahman Alagöz’ün ağabeyi olan Yunus Emre Alagöz hakkında Adıyaman Sulh Ceza Hakimliğince hakkında IŞİD soruşturması kapsamında 23.7.2015 tarihinde, ayrıca Ömer Deniz Dündar hakkında ise 26.7.2015 yakalama kararları verildiği ortaya çıkmıştır. Ankara katliamındaki canlı bombaların, aksi yoldaki beyanlarda bulunmakla beraber, haklarında yakalama kararı bulunan bu kişiler olduğu belirtilmiştir.

10. Ankara katliamından sonra ortaya çıkan haberlerden, kamu makamlarının bu olay öncesinde canlı bombaların varlığı ve kimler olduğunu bilgisine ulaşmış olduğu anlaşılmıştır.

 Bu olay sonrası yapılan haber ve açıklamalara bakılırsa, 

1. Öncelikle farklı siyasi partilerin, aynı zamanda geniş tabanlı bir çok demokratik kitle örgütünün, bu bağlamda emek örgütlerinin, mesleki örgütlerin katılımın, bireysel çerçevedeki katılımın, ülkenin her bölgesinden, her ilinden gerçekleşeceği bilgisi, günler öncesinde basında, sosyal medyada yoğunlukla yer almıştır.

2. Ulaşımın da, sadece bireysel olanaklarla değil, bu toplantı ve gösteri yürüyüşüne özgü toplu taşım araçları yoluyla da sağlanacağı bilgisi bile basında yer bulmuştur. Bunlar da yurdun her yerinden örgütlü, örgütsüz, ilgi çekici bir ortamın varlığını ve dikkate değer katılımın olacağını göstermiştir.

3. Davutoğlu olay sonrasında, 12.10.2015 tarihinden yaptığı açıklamada, 2-3 gün önce, eylemin öncesinde, İstanbul ve Ankara’da canlı bomba yakalandığını ifade etmiştir.

4. Eski bir MİT görevlisi, çok açık bir istihbarat zafiyetinin görüldüğünü beyan etmiştir.

5. Başbakan Davutoğlu 10.10.2015 tarihi sonrasındaki beyanında, canlı bombaların listesinin ellerinde olduğunu belirterek, böyle bir listenin varlığını ve bilgi sahibi olunduğunu ifade etmiştir. Hatta eylem düzenlenmedikçe tutuklanma yoluna gidilmediğini de söylemiştir.

6. Canlı bomba konusundaki incelemeler yapıldığında, bu canlı bombaların, elde varlığı söylenen liste ile ilgili olduğu ifade edilmiştir.

7. Cumhurbaşkanı Erdoğan 13.10.2014 tarihinde yaptığı açıklamada ise, meydana gelen eylem karşısında bir eksikliğin söz konusu olduğunu, bunun istifa demek olmadığını ifade etmiştir.

8. İçişleri Bakanı olayla ilgili güvenlik zaafı bulunmadığını ifade etmiş ise de, 14.10.2015 tarihi itibarıyla Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde, Ankara Emniyet Müdürü, İstihbarat Şube Müdürü ile Güvenlik Şube Müdürü görevlerinden uzaklaştırılmıştır.

9. PKK ile istihbarat ilişkilerinin sıkılığı gözetildiğinde, PKK yayını gazetede, PKK’lı yöneticinin yazdığı yazıda, olaydan bir hafta öncesinde saldırı hakkındaki bilginin Kürt siyasetçilere ulaştığı belirtilmiştir.

10. Bu canlı bombaların, Davutoğlu’nun, ellerinde olduğunu söylediği canlı bomba listesinde yer alan canlı bombalar olduğu ifade edilmiştir.

11. Suruç’ta yaşanan olaylar sonrasında CHP tarafından IŞİD raporu hazırlanmış bu rapor 09.8.2015 tarihinde kamuoyuna açıklanmış hatta bir örneğinin Davutoğlu’na da gönderildiği, bombacıların isim veya rumuz olarak bu listede yer aldığı da 14-15.10.2015 tarihinde basına ifade edilmiştir.

12. Basında 16.10.2015 tarihinden itibaren yer alan haberlerde, canlı bombaların daha önce ses kayıtlarının elde edilmesi üzerine alınıp sorgulanıp serbest bırakıldıkları belirtilmiştir.

13. Toplantı ve gösteri yürüyüşü tarihinden üç gün önce Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne, mitingde bir eylem gerçekleşeceği ve canlı bomba konusunda istihbaratı yapıldığı, canlı bombalar hakkında yakalama kararı olup kayıtlarının UYAP ortamında da bulunduğu, özel araçla hiçbir engel ve kontrolle karşılaşmadan Gaziantep’ten kahvaltı yapıp, toplanma saatini bekledikleri bilgileri 16.10.2015 tarihinden itibaren basında yer almıştır. 

14. Saldırganlar hakkında olaydan iki yıl önce BİMER’e bile başvuru yapıldığı bilgileri 16.10.2015 tarihinde basında yer bulmuştur.

15. Davutoğlu, saldırının arka planında IŞİD olduğunu açıklamış, ortaya çıkan ve basında haber konusu olan bilgiler nedeniyle de basını eleştirmiş, bu açıklamalarından sonra basınla ilgili soruşturma açıldığı bilgisi de 17.10.2015 tarihinde basında yer bulmuştur.

16. Canlı bombanın YPG’ye esir düştüğü, daha sonra Türkiye’ye geldiği de 17.10.2015 tarihinde basında yer alan haberlerden anlaşılmıştır.

 17. IŞİD gerçeğinin ortaya çıkması ve buna ilişkin haberlerden de Adıyaman’da IŞİD ile etkin bir mücadele ortaya konulmadığı, dinleme kayıtlarından da saptanan canlı bombaların nerede olduğunun bilindiği bilgileri 17.10.2015 tarihinde basında yer almıştır.

 18. Canlı bombaların Suriye’den Türkiye’ye geldikleri, Gaziantep’te bomba düzeneğini sağladıkları, buradan Ankara’ya geçtikleri, birisinin Türk vatandaşı olmayabileceği, IŞİD’e katılan yabancılardan olabileceği, Ankara’ya gelene kadar temas ettikleri herkesin saptandığı, geldikleri taksi ile Ankara’da patlayıcı ile birlikte olay yerine gittikleri, bir canlı bombanın kimliğinin kesinleştiği, diğerleri konusundaki belirsizliğin sürdüğü yolundaki bilgiler 18.10.2015 ve 19.10.2015 tarihinde basında yer almıştır.

 19. Eski bir MİT görevlisi, olaya karışan kişiler hakkındaki bilgiler karşısında, ciddi riskler taşıyan bu kişilerin izlenip takip altında tutulmamasının, ciddi bir istihbarat zaafiyeti olduğunu beyan etmiştir.

 Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılabilmesi için yapılması gerekenler

 1. 10.10.2015 tarihi öncesinde yaşanan olaylar gözetildiğinde, 10.10.2015 tarihindeki toplantı ve gösteri yürüyüşünün, yaşam hakkı dahil hiçbir insan hakkı ihlali söz konusu olmadan gerçekleşebilmesi için, demokratik bir hukuk devletinin, öncelikle bu hakkın kullanılacağı ortamı duyarlılık içinde sağlaması gerekmektedir.

 2. İntihar saldırıları yaşanması bir yana, daha başka intihar saldırılarının da ortaya çıkabileceği yolundaki haberler basında eksik olmamış, artarak yer bulmuştur. Farklı siyasi düşünce sahiplerinin saldırının yaşandığı toplantı ve gösteri yürüyüşüne farklı yönden bakmaları nedeniyle de sorunların yaşanabileceği değerlendirmeleri de yapılmıştır.

 3. Toplumun geniş bir kesimine hitap eden ve yasal çerçevede gerçekleşecek olan bu toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılımın fazla olacağı ve bunun yanında hak kullanımını kısıtlayan veya engelleyen eylemlerin de ortaya çıkabileceği bilgileri gündemde yer almıştır.

 4. Toplantı ve gösteri yürüyüşü için gerekli bildirimler yapıldıktan sonra, bu hakkın kullanılacağı ortamın sağlanması, bunun içinde süreç, konu ve katılım gözetildiğinde, sadece İl düzeyindeki görevlilerin değil, mülki sınırların ötesinde ülkesel düzeyde görev yapan kişilerin de, 10.10.2015 tarihi ve öncesinde, yasalarla yüklenen görevleri yerine getirmeleri zorunluluktur.

 5. Ülkenin her yerinden önemli sayıda kişinin katılımın söz konusu olması karşısında, ülkesel düzeyde görev yapan kişilerin bir organizasyon içerisinde görev yapmaları gerekmektedir.

 6. Hakkın kullanımı için, önceden yaşanan olaylar da gözetildiğinde, görevlilerce daha ileri derece önlemlerin alınması gerekmektedir. Bunlar ise suç öncesi, önleyici kolluk hizmetleri ve istihbarat paylaşımı niteliğindeki bilgilerle olanaklıdır.

 7. Hakkın kullanılması için, elde edilen bilgiler erteme durumunu gerektiriyorsa erteleme yoluna gidilmeli, bu süre içinde hakkın kullanılabileceği ortam yaratılmalı, sonuçta mutlaka ve mutlaka hukuka uygun biçimde bu hakkın kullanılacağı ortamın var edilmesi gerekli ve zorunludur. Bunlar da yasal görevlerin yerine getirilmesi ile olanaklıdır.  Yasal görev yapıldığında erteleme koşullarının ortaya çıktığının görülmesi veya görülebilmesi durumuna rağmen, bu yola gidilmesi, sonrasında hak kullanılmasının sağlanması gerekmektedir. Bunun yapılmaması ve sonrasında da hak kullanma koşulları varmışçasına bu tablonun içinde tutulmak, hak ihlali, yine hak kullanmayı ortadan kaldırmak durumu yaratmaktadır.

8. İHAS, Anayasa ve 2911 sayılı Yasa’da da belirtildiği, Anayasa Mahkemesi’nin 25.3.2015 tarih ve 2013/2394 sayılı Osman Erbil kararında da ayrıca vurgulandığı üzere, bu hakkın kullanımı için devletin en başta can güvenliği dahil, her türlü önlemi alması gerekmektedir.

9.  Anayasa Mahkemesi’nin 06.01.2015 tarih ve 2013/3924 sayılı kararında (10 uncu ve izleyen paragraflarda), Ankara Valiliği’nin bir toplantı ve gösteri yürüyüşü için ölçülülüğü de gözetmeden 26.3.2012 tarihli yasaklama kararı verdiği, bu yazıya dayanarak İçişleri Bakanlığı’nın da konuyu illere duyurma yoluna gittiği, diğer illerinden çıkışlarda engellemeler de yaratıldığı belirtilmiştir. İhlale hükmedilen bu kararda, güvenlik güçleri ile katılımcılar arasında çatışma ortamı doğabileceği gerekçesine dayanılmıştır.

 10. Yukarıdaki olayda orantısız biçimde yetki kullanımı yoluna gidildiği, bunun hak kaybı yarattığının görüldüğü, olayda ise, basında yer alan, gündemde yer bulan onca haber karşısında hak kullanımının, bunun da etkin olarak söz konusu olabilmesi için, önleyici kolluk veya kolluk hizmetlerinin hakkın kullanımını engelleyecek durumları bertaraf edici boyutta devrede olması gerektiği kuşkusuzdur.

 11.  Yine bundan sonrada gezi hareketi sırasında, adeta her ne yöne dönülürse insan sırtının bir polise çarptığı, hatta 15.6.2013 tarihinde Ankara’da polisin tahrikkar tutumunu önlemek için halkla temas etmesi engellenmek istendiğinde, Ankara’da olaysız ilk günün yaşandığı, bunun sonucu olarak ise yasa dışı toplantı yapmak ve böyle toplantıya katılmak suçlaması ile yargılanmak durumu yarattıkları hatırlandığında, bu olayda ise her türlü risk ve tehlike durumu da gözetildiğinde, hak kullanımı için bu tutumlarını terkedip, hak kullanan kitleye daha duyarlı sabırlı ve hoşgörülü olarak davranmaları gerekmektedi. Öte yandan hakkın kullanılabileceği ortamı da korumaları, bunun varlığını sağlamaları zorunludur.

 12. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, aynı paraleldeki evrensel ve ulusal mevzuata uygun biçimde kullanılabilmesi için, bu olay öncesi elde edilen bilgiler, içinde bulunulan somut koşullar ve 10.10.2015 günü koşulları, yasalarla yüklenen görevlerin, hak kullanımı konusunda yaşanabilecek aykırılıkları ve hak ihlallerini bertaraf edici boyutta yerine getirilmesini gerektirmektedir.

 13. Düzenleme konusunda bildirim yapılarak, hazırlıkları yürütülen ve geniş katılım olacağı öngörülen toplantı ve gösteri yürüyüşünün can ve mal güvenliği zedelenmeden gerçekleşebilmesi için, 2559, 2911, 2937, 3152 ve 5442 sayılı Yasalar’la yüklenen görevlerin yerine getirilmesi gereği kuşkusuzdur.

 Ceza sorumluluğu yönünden değerlendirilecek olursa

 1. Patlama ile yaşanan, “ölüm ve yaralanmalar” ile ilgili olarak canlı bombalar ve diğer (kamu görevlisi olmayan) kişiler hakkındaki ceza soruşturması, yetkili merci tarafından ayrıca yürütülmektedir. Patlamanın ne şekilde gerçekleştiği, canlı bomba konuları ve diğer kişiler, ayrıca (Ankara Barosu dahil) yapılan suç duyuruları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından o soruşturma içerisinde değerlendirilmektedir.

 2.  Soruşturma merci Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı olan şüpheli MİT Müsteşarı ve Ankara Valisi ile ilgili görev suçları yönünden ise, bu suç duyurusunun yapılması gerekmiştir.

3.  Başsavcılığınızca bu soruşturma yapılırken, ayrıca başvuruda “diğer şüpheliler” başlığı altından belirtilenler hakkında, ortaya konulan bilgilerin de bu konudaki bir soruşturma için yeterli olması karşısında, onlar hakkında da hukuksal gereği yerine getirilmelidir.

 4.     Yukarıda ortaya konulan tüm bu yaşananlar ve olay akışına ilişkin bilgiler incelendiğinde, patlama ve patlama ile ortaya çıkan ölüm ve yaralanmalar yönünden, icrai ve ihmali davranışla sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin olup olmadığı, varsa kimler olduğunun ortaya konulması gerekmektedir.

5. Bu bağlamda, yerine getirmeleri gereken görevleri gözetilip, yaşanan olayın önlenmesiyle doğrudan ilgili kamu görevlilerinin ETKİN BİR SORUŞTURMAYA tabi tutulmaları, bir hukuk devleti açısından zorunludur.

 6.  Ceza hukuku yönünden kimlerin sorumluluğunun bulunduğu, bunların da sorumluluklarının nitelik ve derecelerinin hukuksal gerçekliğe uygun biçimde saptanması, ancak bu yolla olanaklıdır.

 7.  Ankara İli sınırlarında yaşanan patlamada, Ankara Valisi, ilgili mülki görevliler, ilgili kolluk görevlileri ve MİT personelinin, Başbakan, İçişleri Bakanı ve diğer kamu görevlilerinin ceza sorumluluklarının ortaya konulması için, 2559, 2911, 2937, 3152 ve 5442 sayılı Yasalar’da öngörülen ve yüklenen görevlerin irdelenmesi gerekmektedir.

 8. Düzenlenen etkinliğe katılım boyutu ve olay öncesi elde edilen bilgiler de gözetildiğinde yalnızca il değil, ülke yönünden istihbarat ve paylaşımına gerek duyulması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, can ve mal güvenliği, bu yollarla da sonuçta hak kullanılacak ortamın var kılınması gerekmektedir. Bu da anılan Yasalarda yer alan kişilerin görevlerini yerine getirmeleri ile olanaklıdır.

 9. 2012 yılında yaşanan ve Anayasa Mahkemesi kararına konu olan olayda, yine 2013 yılındaki gezi hareketi sırasındaki olaylarda bambaşka tutum sergilenmiştir. Ancak Suruç patlaması ve sonrasında elde edilen tüm bilgiler gözetildiğinde, miting günü de demokratik ortamı var etmek ve suç işlenmesini önlemekle görevli olanların bu çerçevede hareket etmesi gerekirken, ortaya çıkan tablo bu yönde olmamıştır. Olaydan önce, haklarında yakalama kararı çıkartılan bu kişilerin varlığı söz konusudur. Varlığı bilinen bu kişilere ve hatta Ankara’daki mitingde bir patlama konusunda olaydan önce Ankara Emniyet Müdürlüğü birimlerince istihbarat bilgisi de alınmıştır. Farklı siyasal görüşlerin bakış açılarından kaynaklı toplumsal duyarlılığın çok yüksek olduğu, Suruç’taki eyleme de benzer özellikleri, yapısı ve o tarihten sonraki en geniş katılımlı bu toplantı ve gösteri yürüyüşü konusunda beklenen, kamu görevlilerinin görevlerinde daha duyarlı olmaları gerektiğidir. Bu nedenle bildirim karşısında ertelenmeyen ve gerçekleştirilecek olan mitingle ilgili olarak ülke genelinde ve Ankara’da, hak kullanılacak bir ortamın korunması için yapılan görevin ne olduğu, herhangi bir görevin yerine getirilmiş olup olmadığının, getirilmişse bunun ne düzeyde olduğunun, adli yönden etkin biçimde soruşturulması gerekmektedir.

 10. Saat 12.00’de başlayacak miting için toplanmanın saat 10.00 da başlayacağı belirtilen alanda, saat 10.04’te gerçekleşen her iki patlamanın etki sahası içinde ve görev başında bulunup ölen, yaralanan, hatta üstü bile tozlanan bir kamu görevlisinin olmaması, aksine bir bilginin yansımaması da ayrıca soru işaretleri yaratmaktadır. Bu durum ne derece güvenlik hizmetinin yerine getirildiğini de ayrıca göstermektedir.

 11. Elbette kamu görevlilerinin de can ve mal güvenliği önemlidir. Ancak olayda canlı bombalarla ilgili olarak ortaya çıkan bilgiler de gözetildiğinde bu durum, özenli hareket edilmesinden değil, uzak durulmasından, görevin yapılmamasından kaynaklanmıştır. Ne olursa olsun gibi bir anlayışın etkili olmadığı söylenemez. Bu durumun üzerinde durularak soruşturma yapılması gereklidir.

 12. Kamu görevlilerince bu olayda yapılan görev, hak kullanımına ilişkin ortamı, bunun için can ve mal güvenliğini korumak, hakkın etkin kullanımını sağlamak, hak kullanımı konusunda herhangi bir engelleyici ve kısıtlayıcı durumun ortaya çıkmaması için çalışmak amacına yöneliktir.

 13. Yazılı ve görsel basından öğrenilen haberlerden, olay öncesi ne tür bir atmosfer altında Ankara mitinginin düzenlenmekte olduğu ortaya çıkmaktadır. Getirilen yayın yasakları, bunların öğrenilmesini engellemektedir. Bu durumda ise konunun diğer yönleriyle, yine diğer sorumlular açısından üzerine gidilmesi söz konusu olamamaktadır.

 14.  Yazılı ve görsel basında canlı bir bombaların bulunduğu haberleri yer bulmuştur. Yine bunların Diyarbakır ve Suruç patlamaları sonrasında, çok daha fazla yurttaşın yaşamını kaybedeceği yeni intihar girişimleri içerisinde oldukları bilgileri de basında yer almıştır.

15. CHP tarafından 9.8.2015 tarihinde IŞİD raporu açıklanmıştır. Canlı bombalar bu raporda yer almaktadır.

16. Canlı bombalar hakkında olay öncesi devam eden yakalama kararları bulunmaktadır.

 17. Canlı bombaların dinlenen konuşma kayıtlarında, daha sonra bir intihar saldırısı yapacakları bilgisi de yer almaktadır. Miting günü Ankara’da bir patlama olabileceği yolunda mitingden üç gün önce alınmış bir istihbarat bilgisi de bulunmaktadır.

 18.   Bu durumlar, ilgili görev sahiplerinin 10.10.2015 öncesinde çok daha teyakkuz halinde olmalarını zorunlu kılmaktadır. Olaydan günler öncesinden değil, eylem günü, eylem öncesi, toplanma saatlerinde bile yeterli kolluk görevinin yerine getirilmediği açıktır.

19. Sorumlular ve şüphelilerin, Suruç’ta yaşananlar ve Suruç sonrasında elde edilen bilgiler de ellerinde olmasına rağmen, görev anlayışları bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ilgili tüm kamu görevlilerini kapsayan etkin bir soruşturmanın yapılması gerektiği kaçınılmazdır.

 20.Suruç’ta yaşananlar ve orada ortaya çıkan sonuç, Suruç’tan itibaren elde edilen tüm bilgiler gözetildiğinde, Cumhuriyet tarihinin en kanlı bombalı patlamasının cezai sorumluluğuna ilişkin soruşturmanın, sadece bombayı hazırlayan, taşıyan, patlatanlarla sınırlı yürütülmesi düşünülemez. Yukarıda ortaya konulan bilgiler karşısında ilgili kamu görevlilerinin de cezai sorumluluğunun mutlaka irdelenmesi gerekmektedir.

 21. Görevi kötüye kullanma (TCY md 257) suçu yönünden bakıldığında, olay öncesi elde edilen bilgiler ve yaşananlar ve de düzenlenen toplantının koşulları gözetildiğinde, koruma altına alınan hakkın kullanımı için, toplantı ve gösteri yürüyüşünün ertelenmesi yoluna gidilebileceği gibi, tüm bu bilgilere rağmen bu yola gidilmemesi, açık bir sorumluluk durumunu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca eldeki bilgiler karşısında etkin istihbari ve suç öncesi kolluk görevi yerine getirilmemiştir. Yasalar uyarınca yüklenen görevlerini ihmal veya kasıt boyutuyla yerine getirmeyenler için, bu maddedeki suç söz konusu olmaktadır. Yerine getirilmeyen bu görev, hak kullanımını ortadan kaldırmış, ölüm ve yaralanmalara da neden olmuştur.

 22. Ankara’da meydana gelen patlama ile ilgili olarak yukarıda belirtilen mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyerek neden olan sorumlular için, sadece ikincil/tamamlayıcı nitelikteki görevi kötüye kullanma suçu düşünülemez. Suç çokluğu nedeniyle, diğer suçların da varlığı gündeme gelmektedir.

 23.    Kamu görevlisinin suçu bildirmemesi yönünden (TCY md 279) bakıldığında, Davutoğlu’nun bile kamuoyu önündeki açıklamalarından ortaya çıktığı üzere, olaydan önce canlı bombaların varlığı bilinmektedir. Yine Davutoğlu canlı bombalara eylem yapana kadar işlem yapmadıklarını, (dolayısıyla adliyeye intikal sağlanmadığı) bu dönemde hukuken dokunamadıklarını açıkça ifade etmiştir. TCY’nın 174 üncü maddesi uyarınca patlayıcı madde bulundurmak ve nakletmek suç olarak düzenlenmiştir. Bu konuda bir suçun ortaya çıkması için bu nedenle ayrıca bir eyleme gerek bulunmamaktadır. Bu suç üstelik 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 4/1-a maddesinde terör amacı ile işlenen suç olarak ta nitelenmiştir. Buna rağmen, canlı bomba halinde, patlama gerçekleşemeden önceki dönemin suç oluşturmadığının ifadesi açıkça yasalara aykırıdır. Açıklamalardan bu nedenle adliyeye intikal ve takip te yapılmadığı anlaşılmaktadır ki, eldeki kanıtlar karşısında bu konudaki ilgili kamu görevlileri hakkında etkin bir soruşturmanın yapılması gerektiği kaçınılmazdır.

 24.  Kamu görevlisinin suçluyu kayırması (TCY md 283/2) yönünden bakıldığında, bir canlı bomba listesinin bulunduğunun bilinmesine, hatta olaydaki canlı bomba için yakalama kararı da olmasına, canlı bomba halinin suç ta oluşturmasına rağmen, ilgili kamu görevlilerinin bu kişiler yönünden görevleri uyarınca hareket etmemeleri, bu konuda elde edilen bilgiler karşısında, bu suçtan da etkin bir soruşturma yapılmasını gerekli kılmaktadır.

 25.  Olası kast ile birden fazla ölüm, birden fazla ölüme teşebbüs ve birden fazla yaralanma veya bilinçli taksir ile birden fazla ölüm ve birden fazla yaralanma durumunun söz konusu olup olmadığı, bu yönden konuya bakıldığında; yasa ile yüklenen ve yerine getirilmeyen görevler, bu sonucu ortaya çıkarmıştır. Bu durum karşısında, yüklenen görevlerin yerine getirilmemesindeki irade önem taşımaktadır.

 26. Soma davası olarak bilinen davada “neticesi nedeniyle ağırlaşmış suç, olası kastla birden fazla öldürme ve öldürmeye teşebbüs suçu, bilinçli taksirle birden fazla öldürme ve birden fazla yaralama suçlarından açılan dava devam etmektedir. Soruşturma, neticesi nedeniyle ağırlaşmış suç, olası kast ve bilinçli taksir yönleriyle de yapılmıştır. Haklarında bu soruşturma yapılan kişiler, çalışma ortamını sağlayan, o ortamdan ve devamından, can ve mal güvenliğinden sorumlu olan kişilerdir.

27.  Yargıtay 12 nci Ceza Dairesi, Bursa’nın Mustafakemalpaşa İlçesi’nde 10.02.2009 tarihindeki maden ocağında meydana gelen ve 19 işçinin ölümüyle sonuçlanan grizu patlamasında, uyarılara rağmen hatalı çalışma yöntemlerinin defalarca sürdürülmesinin taksir durumunu aştığı, bu çalışma sonucunun grizu ile patlama ile sonuçlanacağının öngörülmesine rağmen, patlamayı gerçek anlamda engelleyici bir çalışma yapılmadığı, aksine mevcut tehlikeli durumu gizlemek yoluyla, olursa olsun düşüncesiyle, hatalı ve hileli faaliyetlerine devam ettikleri, bu nedenle olası kastla öldürme suçunun söz konusu olduğunu ifade ederek, 2012/21104 Esas, 14.11.2013 tarih ve 2013/25712 sayılı bozma kararını vermiştir.

 28. Toplumda işlenen suçlar ve karmaşıklığı, bunlar öncesinde yaşanan güçlükler, şüphelilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine bu durumlar, (aynı zamanda suçla mücadele içinde) önleyici görevleri daha fazla öne çekerek, önleyici görevlerin her durumda yerine getirilmesini zorunlu kılar.

 29.   Olay öncesi Suruç saldırısı sonrasında alınan kararlar ve elde edilen bilgiler, daha geniş katılımlı bu toplantı konusunda, görevin ne şekilde yerine getirildiğinin açıklığa kavuşturulmasını gerekli kılmaktadır. Bu etkin soruşturma ile olanaklıdır.

 30. Suruç sonrasında, Valilik ve Kaymakamlar, alışveriş merkezlerine güvenlik önlemlerinin artırılmasına ilişkin yazılar göndermiş, eylem ve toplanma yerinde ise, daha geniş bir katılım beklenmesine rağmen, hak kullanımını sağlayacak, (hakkı kısıtlamayacak) etkin ve ölçülü bir önlem alınmasından uzak durulduğu da ortadadır.

 31.  Ede edilen bilgiler, böyle bir toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılmasına olanaklı bir ortamın bulunmadığını işaret ediyorsa, istihbarat paylaşımı da yapılarak, bu durumda erteleme ve erteleme sonrası bu hakkın kullanımı gerekirken, hiçbir sorun yokmuş izlenimi yaratılmış, gerekli görevler yerine getirilmemiştir.

 32.  Geçmişte yaşanan olaylarda kolluğun orantısız müdahaleleri sonrasında bu olayda ise toplanma saati öncesinde yerine getirilen etkin bir görev bulunmamaktadır. Olay yerine sevk edilmiş olan kolluk gücü, hak kullanımı içerisinde olan kişilere asayiş sorunu yönünden yaklaşmaktadır. Bu kişilerin hak kullanımını engelleyecek olanları gözeterek ona göre görev yapma anlayışı sergilenmemiştir.  Diğer yönüyle Suruç benzeri bir tablonun yaşanmamasına yönelik önleyici bir görev yerine getirilmesinden, etkinlik saatine kadar böyle bir çalışma icra edilmesinden uzak durulmuştur.

 33. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde olay sonrası yapılan görevden uzaklaştırmalarda, yerine getirilen görevdeki eksikliği bir boyutuyla ortaya koymaktadır. 11.10.2015 tarihinde olay yerinde gerçekleşecek olan anmada bile güvenlik eksikliğinin bulunduğuna tarafımca ayrıca tanık olunmuştur.

 34.  Yıl içerisinde yaşanan olaylar, Suruç sonrasındaki veriler ve elde edilen bilgiler, geniş katılımlı bir demokratik eylemde, benzeri veya daha ağır zararlı sonucun öngörülebilir olmasına neden olmuştur. Üstelik bu etkinlik öncesinde, idarenin elinde bir canlı bomba listesine ilişkin bilgi de bulunmaktadır. Miting öncesi, mitingde patlama istihbaratı dahi alınmıştır. Canlı bombalar etkin bir izleme altında tutulmamışlar, adli yönden haklarında gereğine bile yeltenilmemiştir. Canlı bombanın, söz konusu listedeki kişilerden olduğu ortaya çıkmıştır ki, bu bilgilere rağmen, görevin etkin biçimde yerine getirilmemesi, bu olayın yaşanmasına neden olmuştur. Artan bu durumu önlemeye yeter derecede görevin öne çıkması gerekirken, işte bu ortaya konulamamıştır.

 35.  Resmi veya özel kameralar, görüntülerden veya katılımcılar ve tanıklardan, binlerce kişinin katılması beklenen toplanma yerinde, hiçbir önleyici görev sergilenmediği, en azından geceden itibaren takip ve izleme sistemi kurulup güvenlik boyutundan gerekli önlemlerin alınmadığı, bunlardan uzak durulduğu ortadadır. Burada yapılmayan görev durumu söz konusudur. Bunun etkin biçimde soruşturulması gerekmektedir.

 36.    Yapılmayan görev konusunda da, kolluk ve istihbarat birimleri böyle bir saldırının olacağından canlı liste nedeniyle de, yine aldıkları istihbarat nedeniyle de haberdardırlar. Buna rağmen ölü ve yaralı sayısı gözetildiğinde, patlama etki sahası içinde tek bir kamu görevlisinin dahi etkilenmemesi demek, güvenlik çemberinin bile çok dışarda tutulması, önleyici kolluk görevinin olay yerinde yeterince yerine getirilmemesi demektir. Böyle bir toplanma alanında bir canlı bomba saldırısının etki ve sonuçları ise öngörülebilir niteliktedir, ancak yaklaşım olursa olsun şeklindedir. Yani olası kast iledir. Öngörülebilir ancak olmaz yani bilinçli taksir niteliğinde değildir.

37.  Tüm bu durumlar anılan görevliler yönünden, bu tabloya engel olacak bir görev yerine getirilmemesi, diğer bir ifade ile olursa olsun anlayışı ile hareket edilmesi karşısında,  TCY’nın 83 ncü maddesi uyarınca, yasa ile yüklenilen görevin ihmali davranışla yerine getirilmemesi nedeniyle kasten birden fazla öldürme, birden fazla öldürmeye teşebbüs suçlarını, ayrıca (öldürmeye teşebbüs boyutuna varmayan durumlarda da) yaralanmaların derecesi gözetilip, yüklenilen görevin ihmali davranışla yerine getirilmemesi nedeniyle TCY’nın 88 inci maddesi yönünden yaralama suçundan etkin soruşturma yapılmasını gerekli kılmaktadır.

 38. TCY’nın 83 üncü maddesinde düzenlenen suç, olası kasta ile işlenmesi söz konusu olan suçlardandır. Aynı durum TCY’nin 88 nci maddesi yönünden de söz konusudur.

 39.  Olayın gerçekleşme şekli ve bu yönüyle olayla ilgili olarak basına da yansıyan bilgiler gözetildiğinde, ceza hukuku alanındaki görüşlerine başvurduğum çok değerli akademisyenler ayrıca geçmişte ceza uygulaması içerisinde bulunmuş çok değerli emekli yüksek yargıcın yani bilimsel ve uygulamaya yönelik bu görüşlerin örtüştüğü nokta, eldeki bilgiler ışığında etkili bir soruşturma için bu olayda TCY’nın 83 üncü maddesi yönünden bile etkin bir soruşturma yapılması gerektiğidir. 

 40.  Bu nedenle yukarda ortaya konulan mevzuat açısından yasadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen şüphelilerin yaşamını kaybedenler açısından, her bir yaşamını kaybeden yönünden TCY’nın 83, 21/2 inci maddeleri, yaralılar açısından her bir yaralı yönünden TCY’nın 83, 35, 21/2 nci maddeleri yönünden soruşturulmalarını gerekli kılmaktadır. Yaralanma derecesi, öldürmeye teşebbüs derecesine varmayanlar yönünden ise, her bir yaralı yönünden TCY’nın 88, 21/2 nci maddesi yönünden soruşturma yapılması gerekmektedir.

 41. Şüphelilerce elde edilen bilgiler, tüm olaylardan sonra da yerine getirilmeyen ihmali davranış sonrası bu patlamanın gerçekleşmesi gözetildiğinde, (bilinçsiz) taksir durumunun ötesinde bir boyutu ortaya çıkarmaktadır ki, bu da olası kast boyutuyladır.

 42. Bu tabloda ölüm ve yaralanmaların varlığının öngörülemeyeceğini söylemek olanaklı değildir. Bu sonuç gerçekleşmez düşüncesiyle mi, yoksa olursa olsun düşüncesiyle mi hareket edilmiştir. Yani ortada bilinçli taksir mi, yoksa olası kast durumu mu söz konusudur. Kuşkusuz bu durumun açıklığa kavuşması yapılacak etkin bir soruşturma ile söz konusu olabilecektir. Ancak ortaya konular bilgiler taksir ve de bilinçli taksirin de ötesinde, olası kast boyutunun varlığını göstermektedir.

 43. Bilinçli taksir ve neticesi nedeniyle ağırlaşmış suç durumunun ötesinde, yukarıda belirtilen nedenlerle olası kast yönünden etkin bir soruşturma yapılması gerekmektedir.

 Soruşturma yöntemi

 1. Şüpheliler yönünden görevle ilgili olarak ortaya çıkan tüm bu suçlar nedeniyle 4483 sayılı Yasa hükümleri gözetilerek işlem yapılması gerekmektedir.

 2.  4483 sayılı Yasa uyarınca işlem yapılmadan önce, toplanan veriler karşısında, kanıtların karartılmaması için gereken önlemlerin alınması yoluna ivedilikle gidilmelidir.

 Suçtan zarar görme durumu

 1. Gerçekleşen patlama nedeniyle, toplantı ve gösteri yürüyüşü, başlama saati beklenmeden iptal edildiğinden, bu hakkımı kullanmam söz konusu olamamıştır. İşlenen görevi kötüye kullanma, suçu bildirmeme, suçluyu kayırma suçları, bu duruma yol açtığından, anılan suçlardan doğrudan zarar görme durumum söz konusu olmuştur. 

 DİĞER ŞÜPHELİLER ve DURUMLARI

 1.  MİT Müsteşarı’nın ve Ankara Valisi’nin ceza sorumluluğu içinde olmaları, sorumluların sadece bu kişiler olduğu anlamında değildir. Bunların dışında yukarıda açıklandığı üzere, daha başka ceza sorumluluğu bulunan kişiler de bulunmaktadır. Bu yönden bakacak olursak;

 2. MİT yönünden, terörle ilgili merkezi birim sorumlusu, MİT Ankara Bölge Müdürü, Ankara İl’inin en üst sorumlusu, yine Ankara İl’in terörle ilgili birim sorumlusu ve diğer sorumlularının bu bağlamda ceza sorumlulukları bulunmaktadır. Bu kişilerin haklarında 4483 sayılı Yasa hükümleri gözetilerek işlem yapılması gerekmektedir. Adil yargılama yönünden bu olayla ilgili soruşturmanın etkin yürütülmesi gereği, birlikte yürütülmeyi de gerekli kılmaktadır.

 3. Ankara Valiliği, mülki teşkilat ve kolluk yönünden ise, Ankara Emniyet Müdürü, Ankara Emniyet İstihbarat Şube Müdürü, Ankara Emniyet Güvenlik Şube Müdürü görevden uzaklaştırılmış olup, mevcut bilgiler karşısında soruşturmayı gerektirecek boyutta bilgiye ulaşılması için, etkin soruşturma hükümlerinin çalıştırılması ve 4483 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması, bunlar gözetilince de Ankara Valisi dışında, da Ankara Valiliğindeki ve Ankara Emniyet Müdürlüğündeki ilgili kişilerin de soruşturulması, soruşturmanın da etkinliği için birlikte yürütülmesi gerekmektedir.

 4. Adıyaman’da, Ankara katliamında canlı bomba olduğu anlaşılan kişiler için Temmuz 2015 tarihinde yakalama kararı alındığı ortaya çıkmakla, etkin bir soruşturma için aynı değerlendirmelerin Adıyaman Valisi ve Valilikteki ilgili diğer görevlileri ile Adıyaman Emniyet Müdürü ile Emniyet Müdürlüğündeki ilgili diğer görevliler içinde yapılması gerekmektedir.

 5. Ayrıca canlı bombalar için (önleme ve de adli yönden) izleme ve teknik takip kararları da alınması ve buna göre işlem yapılması gerekirken, bu yolda gerekli işlemleri yapmayanlar için de görev sorumluluğu ortaya çıkmaktadır. Yine alınmış önlemler söz konusu ise bu durumda da anılan kişilerin izlediği güzergahta bulunan mülki birimler ve kolluğun sorumluluğunun irdelenmesi gereği de ortaya çıkmaktadır. Etkin bir soruşturma için bu durumların da irdelenmesi gereği kaçınılmazdır.

 6. Emniyet Genel Müdürlüğü yönünden ise, Suruç’taki patlama sonrası, haklarında yakalama kararı alındığı ve Ankara katliamında canlı bomba oldukları ortaya çıkan kişiler gözetildiğinde, Suruç sonrası yurdun her yerinden en geniş katılımlı toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlenecek olması dikkate alındığında, kamuoyundaki yaratılan gerilim ortamı da gözetildiğinde, ayrıca somut gelişmeler ve yaşananlar uyarınca önleme dinleme ve teknik takip konusundaki görevleri de gözetildiğinde, ülke çapında yakalama ve istihbarat konusunda bilgi toplama ve paylaşma yönüyle Emniyet Genel Müdürü yanında, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı,  Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Dairesi Başkanı’nın da, ortaya çıkan konularda etkin bir soruşturmaya tabi tutulmaları gerektirmektedir. Bunlar hakkında da 4483 sayılı Yasa uyarınca işlem yapılması gerekmektedir. Adil yargılama yönünden bu olayla ilgili soruşturmanın etkin yürütülmesi gereği, birlikte yürütülmeyi de gerekli kılmaktadır.

 7. İçişleri Bakanı, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı’nın Görevleri Hakkındaki Yasa ile yüklendiği görevleri, bu bağlamda da 5442, 2911 ve 2559 sayılı Yasa’lar uyarınca Emniyet Genel Müdürlüğü ve Valiler yoluyla yerine getireceği görevleri gözetildiğinde, Suruç patlaması sonrasında elde edilen bilgiler de dikkate alınınca, en geniş katılımlı bu toplantı ve gösteri yürüyüşünde can ve mal güvenliği yönünden sorun yaşanmamasını sağlamalıdır. Eldeki bilgilere rağmen, Suruç veya Suruç benzeri olayların yaşanmaması bir yana, artan bilgilere rağmen, daha ağır düzeyde bir olay ortaya çıkmıştır. Tüm bu durumlar İçişleri Bakanı’nın cezai yönden soruşturulmasını gerekli kılmaktadır. Etkin bir soruşturmanın varlığı için bu durum gereklidir. Bu ise yöntem olarak Anayasa’nın 100 üncü maddesinin uygulanmasını gerektirmektedir. İçişleri Bakanı, bu başvuruda haklarında suç duyurusu yapılan bazı kişiler için 4483 sayılı Yasa uyarınca aynı zamanda izin verecek kişi konumundadır. Öte yandan o kişilerin sorumluluğu gündeme geldiğinde de, yukarıdaki yasalar uyarınca İçişleri Bakanı’nın cezai sorumluluğunun tartışılması gerektiği kaçınılmazdır.

 8. Her ne kadar İçişleri Bakanı güvenlik sorunu yok demiş olsa da, Cumhurbaşkanı istifa gerektirmez demiş olsa da, Davutoğlu’nun müfettiş incelemesi sonucu bekleniyor dediği ileri sürülmüş olsa da, İçişleri Bakanı için bağlı olunan yöntem Anayasa’nın 100 üncü maddesinde gösterilen yöntemdir. Anılan Bakanın Anayasa’nın 116 ncı maddesi yoluyla 114 üncü maddesi uyarınca mutlaka bağımsızlardan atanması karşısında, parti hukuku yönünden bir parti müfettişine tabi olması düşünülemez. Ayrıca görev sorumluluğu da Anayasa’nın 100 üncü maddesini gündeme taşıması nedeniyle kamuda müfettiş eliyle veya başka bir yöntemle soruşturmaya tabi olması da düşünülemez.

9. İçişleri Bakanı’nın olaydaki cezai sorumluluğunun irdelenmesi ve etkin soruşturulması gereği nedeniyle Bakan hakkında Anayasa’nın 100 üncü maddesi uyarınca TBMM’ne soruşturma önergesi verilmesi gerekmektedir. İçişleri Bakanı görevde olduğu sürece, aynı zamanda 4483 sayılı Yasa uyarınca haklarında bu olayda soruşturma söz konusu olan bazı kişiler yönünden izin merci konumunda olması, kendisinin de sorumluluğuna ilişkin makul ve hukuksal dayanak bulunması karşısında, bir taraftan bu sıfat ve görevini sürdürüp, diğer taraftan ise 4483 sayılı Yasa uyarınca yetki kullanma durumu, daha soruşturmanın en başında etkin soruşturma yapmamayı, yapamamayı, bu da kanıtların yeterince toplanamamasını gündeme getirecektir.

 10. Olayda, İçişleri Bakanı’nın sorumluluğu konusunda (Başsavcılığınız görevli merci olmamakla, yapılacak işlemden sonra), evrakın TBMM Başkanlığı’na iletilip ulaşılabilir kılınması,Bakan açısından gerekli imza koşulunun ortaya çıkıp çıkmaması durumunu açıklığa kavuşturacaktır. Bu yönüyle bilgi yönünden iletmek durumu hukuken zorunludur.

 11. Başbakan yönünden de, özellikle canlı bombalarla ilgili müdahale edilmemesi boyutuyla yaptığı açıklamalar da gözetildiğinde, Anayasa’nın 116 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen Başbakan’ın da yukarı da İçişleri Bakanı hakkında belirtildiği üzere sorumluluğu söz konusudur.

 12.  Başbakan, İçişleri Bakanı ve diğer kamu görevlileri için, eldeki bilgi ve belgeler, ileri sürülen tüm suçlardan soruşturma açılmasını haklı kılacak içerik ve niteliktedir.

 KANITLAR

 1.Yukarıda ifade edilen bilgi ve belgeler. 

 2.Elde edilen hukuka uygun her türlü kanıt

 SONUÇ

 Yukarıda belirtilen nedenler ve ayrıca gözetilecek veya ortaya çıkacak durumlar da dikkate alınarak;

 

1. Şüpheliler Hakan Fidan ve Mehmet Kılıçlar hakkında üzerine atılı suçlardan 4483 sayılı Yasa uyarınca işlem yapılması,

 

2. Adıyaman Valisi hakkında, üzerine atılı suçlardan 4483 sayılı Yasa uyarınca işlem yapılması,

 

3. Diğer şüpheliler hakkındaki evrakla ilgili de adil ve etkin bir soruşturma söz konusu olabilmesi için;

 

· Başsavcılığınızın görev nedeniyle öğrendiği durumu ve suçu yetkili mercie bildirme görevi de gözetilerek, 4483 sayılı Yasa hükümleri uyarınca ilgili işlemlerin yapılması gerekmektedir.

· Başbakan ve İçişleri Bakanı hakkında ise gerekli imza koşulunun ortaya çıkıp çıkmaması yönünden evrakın TBMM Başkanlığı’na iletilmesi gerekmektedir.

 Bilgi ve gereğini arz ve talep ederim.

 Saygılarımla.19.10.2015

 Ömer Faruk Eminağaoğlu

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.