1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Erdoğan'ın şovundaki yanlışı neydi?
Erdoğan'ın şovundaki yanlışı neydi?

Erdoğan'ın şovundaki yanlışı neydi?

Başbakan Erdoğan her zaman olduğu gibi diplomasi arenasını politik bir şov alanına dönüştürdü ve gündeme damgasını vurdu.

A+A-

Fransız parlamentere 'Türkiye'ye biraz Fransız kalmışsınız' diyerek uluslararası terminolojiye yaptığı katkıyı bir kenara bırakırsak(!),
Avrupa Konseyi Parlamentosu'na tabiri yerindeyse, böyle ayar çeken bir siyasi figürün varlığını sanırım dünya kamuoyu daha uzun süre tartışacaktır. Kimilerinin ikinci 'one minute' olarak tanımladığı bu yeni diplomasi hadisesini biraz analiz edelim.


1- Başbakan Erdoğan'ın üslubunun diplomatik ve nezaketli olduğunu iddia edemesek de, Sarkozy'nin Türkiye'de yaptığı konuşmalara paralel bir değerlendirme yaparsak çok da doz aşımı olduğu söylenemez. Dünya artık bu tip liderlere alışık durumda ve birçoğu da gittikleri yerlerde bu tip gövde gösterileri yapmayı bir imaj cilalama aracı olarak görüyor. Kaldı ki, bunu sadece bireysel imaj olarak değil, ülke imajı olarak da değerlendirmek gerekiyor. Başbakanımız Türkiye'yi temsil ettiğini düşündüğü yerlerde imajını biraz tepeden ve otoriter konumlandırmayı tercih ediyor gibi. Tavrı kimilerini çok sinirlendirse de, toplumsal kanaat hiç de olumsuz değil. Bu konuda toplumun elit kesimleriyle, geniş kamuoyu arasında belirgin bir görüş farkı var. Bu toplumsal ikilik, bir yanda utanma duygusu, diğer yanda ise yüksek bir özgüven arasında dalgalanarak şekilleniyor.

2- Başbakan Erdoğan'ın AKPM'deki tavrı, kanımca Davos'taki tavrından farklı olarak kontrolsüz bir kızgınlıkla şekillenmiş değil. Her şeyden önce Başbakan'ın üslubunda Sarkozy nedeniyle Fransızlara yönelen bir öfkenin yansımaları gözlense de, İsrail ile Fransa'yı aynı kefeye koyduğu söylenemez. Buna karşın Fransız parlamenter üzerinden bir haddini bildirme arayışının emareleri olduğundan söz edilebilir. Aradaki temel fark ise Başbakan Erdoğan'ın bu üslubu sinirlenerek değil, son derece kontrollü bir şekilde, stratejik bir alaycılıkla geliştirmiş olması. Kanımca gelecek sorulara ve vereceği cevaplara önceden hazırlanmış. Soruyu bir Fransız sorunca da ona 'Fransız kaldınız' diyerek taşı gediğine koymak kalmış.

3- AKPM, başkanlığını Mevlüt Çavuşoğlu'nun yaptığı bir kurum. Yıllardır üyesi olmamız hasebiyle de kendimizi Avrupa'nın bir parçası olarak kabul etmemizi sağlayan önemli bir araç. AB'ye olan kızgınlığımızın burada yansıtılması ne kadar doğru bilemiyorum ama Avrupa ile Türkiye arasındaki psikolojik kopuş net olarak gözlenebiliyor. Özellikle sorular ve eleştiriler yargılayıcı hale gelmeye başladığı andan itibaren, Başbakan'ın tavrı da sertleşiyor. Bu, Başbakan'ın genel tavrı aslında. Erdoğan Ortadoğu'ya gittiğinde ne kadar şefkatli ve babacan bir kimliğe bürünüyorsa, Batı'ya doğru gittikçe o kadar hırçın ve mesafeli hale geliyor. Bunda eleştiri sevmeyen bir kişi olmasının yanı sıra, Türkiye'ye yönelik birikmiş tarihsel adaletsizliklere karşı bir tepki de var. Soruların önyargılı ve amaçlı olduğu konusunda ise kesinlikle haklı.

4- Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde son dönemlerde iyice alevlenen İslamofobik tutumların modern demokrasi kriterlerine ne kadar uygun olduğu tartışmalı. Giysileri nedeniyle sokaklardan toplanan kadınlar, okullara sokulmayan kızlar, sürekli terörist muamelesine tabi tutulan sakallılar, minaresiz cami tasarımları gibi konular gündemdeyken, inanç özgürlüğü konusunda soru sormanın cesaret istediği de açık. Başbakan Erdoğan'ın Romanlar konusundaki hatırlatması ise kendisini 'en medeni' olarak konumlandıran bazı Batı ülkelerinde ırkçılığın hala sürdüğünü gösteriyor. Herkesin süpürmeye evinin önünden başlaması gerekiyor.

5- Başbakan Erdoğan'ın bir yandan yargının bağımsızlığını vurgularken, diğer yandan kitap yazmakla bomba yapmayı eşdeğer tutan yaklaşımı ise son derece yanlış. 'Yargıya karışmam' dese anlaşılabilir, ama bir yandan da tutuklamaları rasyonel hale getirmeye çalışan sözler söylediğinde resmen 'taraf' oluyor. Seçim barajının düşürülmesi gerekliliği konusunda gelen eleştiriler ise gayet yerinde ve kaldı ki herkesin beğenmediğini eleştirme hakkı var. 'Biz kimseye sormayız, kendimiz biliriz' yaklaşımı ise oldukça dışlayıcı. Oysa Başbakan Erdoğan 'ileri demokrasiyi gerçekten savunan' bir lider kimliğini benimsese, yalnızca Ortadoğu'da değil, Avrupa'da da posterleri taşınan bir siyasi profil haline gelebilir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.