1. YAZARLAR

  2. İnci TULUNAY

  3. DAYANMAK VE SABRETMEKTE BİR YERE KADAR
İnci TULUNAY

İnci TULUNAY

Yazarın Tüm Yazıları >

DAYANMAK VE SABRETMEKTE BİR YERE KADAR

A+A-

İnsanlar nasıl bu kadar kör olabilmişler derdim Dünya Savaşlarını düşündükçe..Geri de kalan yıllarda dünya ülkelerinin neden bu kadar çok savaştığını , neden  üretim yapmak yerine üretileni yıkmak gibi bir çaba içine girdiklerini düşündükçe üzüntü duyardım, hala da duyarım.Savaşlar, kan, gözyaşı, yokluk , açlık babasız annesiz kalan çocuklar, sorunlu büyüyen bir nesil..

        Bir tarafta sürekli yakan yıkan kıran döken anlayış, diğer tarafta ise “sakin olun         provokasyonlara gelmeyin” şeklinde sükunet çağrıları...

Tabi ki provokasyonlara gelmeyeceğiz, tabi ki bu güzel ülkeyi üç-beş çapulcunun oyununa kurban etmeyeceğiz ama ısrarla kaos yaratma adına vatandaşın şahdamarına basanlar , herkesin bir dayanma ve sabretme noktası olduğunu bilmelidirler

      Her şeyin dozu önemli. Dozu kaçtığı zaman panzehirden zehire dönen ilaçları     bilirsiniz. Bu ayarı vatanın refahı için düşünmekte fayda var.

Sözün özü; tepki göstermek gerekli diye düşünenlerdenim. Artık herkes nerde olacağına karar vermelidir. Bu vatanın ekmeğini yiyenler bu vatana ihanet edemezler etmeye hakları yoktur.

Nasıl tarihsel kişiliğini ve liderliğini görmezden gelemezsek...
Atatürk'ü bir " insan " olarak algılamak ve anlamaktan kaçınacak kadar da ipin ucunu kaçıramayız.
Buna hakkımız yok!
Ama onu nasıl bir " insan " olarak tanıyacağız?
Atatürk'ün yakınında bulunmuş insanlar tarafından dile getirilen anekdotlar ve hatıra külliyatı bu konuda bize yardımcı olabilir mi?
Niye olmasın!
   

 Atatürk'ü anmak, anlamak ve anlatmak için artık klasik törenlerden farklı bir şeyler üretilmeli.. Genelde sahneye çıkıp konuşma yapanlar Atatürk 1881 yılında doğdu, Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Bey, çocukluğunda mısır tarlasında karga kovaladı, büyüyünce vatanı kurtardı gibi klasik cümlelerle anlatmaya devam ediyorlar. Oysa artık bu tür anlatımlardan farklı, çarpıcı başka cümleler kurmalı... Eğer salondaki kalabalığa ders anlatır gibi sunum yapılırsa sadece orada toplananlar sıkıcı dakikalar yaşar. Bu tip toplantılarda Atatürk'ün hayat hikayesinden ziyade, yaşamından ve yaptıklarından çarpıcı anektodlar aktarırsak daha iyi olur diye düşünüyorum. Örneğin;  Çankaya Köşkü'nün o zamanki bahçe mimarı Mevlut Baysal şöyle bir olay aktarıyor.
"Bahçeyi düzenliyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben, bahçeyi dolaşıyorduk. Çok yaşlı ve gövdesi geniş bir ağacın, Ata'nın geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dikçe bir yamaca, diğer yanı suyu çekilmiş havuza bakıyordu. Ata, ağacın havuza bakan yanına yaslanarak, karşıya geçti.
Hemen atıldım:
- Emrederseniz, hemen keselim Paşam!
Bir an yüzüme baktı,sonra: Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin ?"
Şimdi burada Atatürk'ün söylediği sözün doğruluğu ve güzelliği üzerinde durup heyecanlanabilirsiniz.
Haklı da olursunuz. Ama asıl üzerinde durulması gereken "emrederseniz, hemen keselim" tavrı değil mi?
Gerçekten insanlar liderler karşısında bir çırpıda koskoca ağaçları harcayacak kadar şakşakçı bir ezikliğe bürünüyorlar mı?
Eğer öyleyse, o liderlerin bir gün " Mustafa " filmindeki Atatürk gibi "gidelim buralardan"
duygusuna kapılacak kadar depresif bir ruh haline girmesi şaşırtıcı sayılır mı?

Bir başka örnekte ise,
"Türkiye'yi ziyarete gelen İngiltere veliahdı vapurdan inerken ayağı kayar ve düşer, elleri çamur içerisindedir. Atatürk hoş geldiniz diyerek tokalaşmak amacı ile elini uzatır. Veliaht elleri çamur olduğu için tokalaşmaktan çekinir. Bunun üzerine Atatürk misafirine üzülmeyiniz bu toprak Türk milletinin kanıyla yıkandı, temizdir diye veliahdın elini sıkar"
 Atatürk'ün yaşamında buna benzer bir çok olay mevcuttur ve hepsi de çok çarpıcı dersler içermektedir. Dolayısıyla Atatürk'ü ve Atatürkçü Düşünceyi anlamak ve sevdirmek istiyorsak klasik anlatımlardan ziyade bu tip incelikli ayrıntılara ağırlık verilmeli..
Başta Atatürk olmak üzere, düzenlenen tüm etkinliklerde bundan böyle mutlaka engelli öğrencilere de görev verilmeli. Böylelikle  engelli gençlerimizin kendilerine olan özgüveni gelişir ve topluma karışmalarında etkisi olur diye düşünüyorum.
Biraz daha duyarlılık ,biraz daha hassasiyet..Siz, Atatürkçü düşünceye sahip laik, çağdaş kadınlar sizler duyarsız kaldıkça ideolojilerine duyarlı olanlar hep sizden bir adım önde olacaklar..Düşünmeli , düşündürmelisiniz..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.