1. YAZARLAR

  2. Yüksel COŞKUN

  3. CENNET CEHENNEM
Yüksel COŞKUN

Yüksel COŞKUN

Yazarın Tüm Yazıları >

CENNET CEHENNEM

A+A-

      Saygıdeğer Okurlar,

 

      Adam ve ona yanlış yapmayan hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi.

      Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar.

      Adam çok susamıştı.

      Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında bulurlar.

      Rengârenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı ve onları karşılayan beyazlar içerisinde bir kadın,

      Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaşıp ve sorar,

      “Affedersiniz burası neresi?”

      Kadın ona gülümseyerek, “burası Cennet efendim”

      Adam bunun üzerine sevinçle haykırarak, 

      “Harika… Peki, bana biraz su verebilir misiniz? Gerçekten çok susadım..!!

      Kadın, “ tabii efendim içeri girin, içeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz” der.

      Adam köpeğine dönerek “hadi oğlum içeriye girelim” diyerek kapıya yürür.

      Ama kadın onu birden durdurur.

      “Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez hayvanları içeriye almıyoruz” der.

      Bunun üzerine adam bir an durur, düşünür ve geri dönüp köpeği ile birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyulurlar. 

      Bir süre geçtikten sonra bu kez kendilerini tozlu, çamurlu bir yolda bulurlar.

      Karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıkar.

      Adam “affedersiniz bana biraz su verebilir misiniz? Diye sorar.

      Dede “içeri gel kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var” der.

      Adam “ peki köpeğim de benle gelip oradan içebilir mi? 

      Dede “Tabii, çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kâse bulacaksın”

      Bunun üzerine adam içeriye girer biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi görür.

      Adam çeşmeden, köpek de oradaki kâseden doya doya su içerek susuzluklarını giderirler.

      Adam geriye giderek girişte bekleyen dedeye “su için çok teşekkür ederim, peki burası neresi? Diye sorar.

      Dede “burası Cennet” der.

      Bunu duyan adam şaşırır ve “ama nasıl olur? Az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orada bulunan bir kadın orasının Cennet olduğunu söyledi.”

      Dede “şu rengârenk çiçeklerle süslü, altın kapılı yer mi? 

      Adam “evet” der.

      Dede “orası Cehennem”

      Adam iyice şaşırarak “peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz?

      Dede gülümseyerek “hayır hiç kızmıyorum, 

      Çünkü onlar kendi çıkarları için, en iyi arkadaşlarını ve dostlarını yarı yolda bırakanları,

      “İYİ KARAKTERLİ, DÜRÜST VE NAMUSLULARIN MEKÂNI OLAN CENNET’TEN UZAK TUTUYORLAR”

      Evet, saygıdeğer okurlar,

      Bozulmuşluğun ve yozlaşmış olmanın en üst seviyelerde, yalakalığın en geçerli meslek olduğu şu zamanımızda Cennet’e ne kadar yakınız?

      Dünya kadar malı olsa öldüğünde yanında götüremeyeceğini düşünmeyen, mal ve mülkü en yakın arkadaş ve dostlarına tercih eden,

      Yıllardır din istismarlarının ve yaptığınız yardımlarla Cennet’e gideceksiniz diyenlere saf ve temiz duygularla kapılarak yaptıkları yanlışlara bilerek alet olanlar,

      Çocuklarının geleceğine ipotek konulduğunu düşünemeyen ve dinimizi suiistimal ederek onların arkasından gelmeleri için yalan söyleyen mutlu azınlıklar yaratan, 

      Kendi çıkarları için annesini, babasını, kardeşlerini, eşini, çocuğunu yok sayan ve bu yüzden gün geçtikçe Cennet’ten uzaklaşan Müslüman bir toplum olduk.

      Sanıyorum, Cehennem de, biz sözde Müslümanların zebanileri çok yorulacaktır.

      İçten pazarlıklı, gözü kaldırmayan, birbirinin kuyusunu kazan, başkalarının hak ve hukuklarına saygısı olmayan, adaletsizliğin, hukuksuzluğun en fazla olduğu ülkemizde, 

      Bizleri yönetenlerin de bu konuda yukarıda sayılanlara çanak tuttuğu sözde Müslüman bir ülkeyiz.

      Bu durumda sormak gerekirse; 

      Dinimizin gereğini ne kadar yapmaktayız?

      Şahsi fikrim çoğunluk olarak şekilci ve göstermelik bir Müslüman toplum olduk.

      Dinimizin gereğini yapmadığımız gibi kulaktan dolma bilgilerle kendi kendimize ve etrafımızdakilere zarar veriyoruz.

      Ama en üzüldüğüm nokta ise, 6 bakanlıktan daha büyük bütçesi ve bu konuda hepimizden daha fazla bilgisi olan Diyanet Başkanlığının ve yetkili olanların bu duruma göz yummasıdır.

      Bu yüzden dost ve arkadaşlarınızı yarı yolda bırakmayın.

      Bir dostun derdine herkes üzülebilir, bu çok kolaydır.

      Ama bir dostun başarısına sevinebilmek ise, sağlam bir karakter gerektirir.

      

      Saygılarımla,

 

      DOSTLUK, KAYBOLDUĞUN KARANLIK BİR ORMANDA,

      SANA AYDINLIK YOLU GÖSTEREN BİR IŞIK’TIR.

      BU YÜZDEN ÖNÜNÜZÜ AYDINLATAN O IŞIĞI SÖNDÜRMEYİN.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar