1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. ÇANAKKALE ZAFERİNİN 96.YIL DÖNÜMÜNE DOĞRU
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

ÇANAKKALE ZAFERİNİN 96.YIL DÖNÜMÜNE DOĞRU

A+A-

                 

   ÇANAKKALE ZAFERİNİN 96.YIL DÖNÜMÜNE DOĞRU

 

               Çanakkale Savaşları; Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin kaydettiği en kanlı savaştır. 18 Mart 1915'te yaklaşık bir aydır sürekli olarak bombaladığı boğazın her iki tarafındaki Türk tabyalarının artık sustuğunu varsayan 12 zırhlı, 18 muhrip, 7 mayın tarama gemisi, çeşitli nakliye destek gemisi ve uçak    gemilerinden meydana gelen I. Dünya savaşının en büyük ve en modern donanması, boğazı nihayet geçmeye karar vermişlerdir.  

 

               Ancak ehliyetli ellerde sevk ve idare edilen kahraman Türk askerlerinin hayatını hiçe sayarak kanını fedakârca akıtması sayesinde dünyanın en modern silah ve teçhizatıyla donatılmış düşman donanmasını karanlık bir netice beklemiştir. Fransa ve İngiltere kendi modern  savaş gemilerinin, on binlerce asker ve teçhizatlarına ilaveten bizimle hiçbir alakası olmayan yerkürenin güçlerini de üstümüze salmışlardır.

 

               Gelibolu Yarımadasında çıkarma yapan düşman kuvvetlerini meydana getiren askerlerin milliyetleri son derece enteresandır. Cezayir Berberileri, Senegal zencileri, Avustralyalı, Kanadalı, Yeni Zelandalı ve Hintliler bu savaşın farklı saldırganları olmuşlardır. Şair Mehmet Akif Ersoy mısralarında,  "Eski dünya, yenidünya, bütün akvam-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mi hakikat mahşer.  Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Avustralya'yla beraber, bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk, sade bir hadise var  ortada, vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela" diyerek bu denizaşırı uç ülke insanların düveli muazzama ile birlikte hareket ettiklerini ifade etmiştir.

 

               Anadolu bozkırlarının o güne kadar deniz görmemiş çocukları, sanki kırk yıldır denizlerde savaşıp da pişmiş kişilere özgü beceriyle zırhlı düşman gemilerine geçiş  hakkı tanımayarak, İstanbul’da Ayasofya’nın kubbesinden hilalin indirilmesine müsaade etmemiştir.

 

               Çanakkale’de düşman; yalnızca birkaç devletten ibaret değildi. Anadolu insanının en zayıf ve fukara düştüğü bir dönemde, tüm olumsuzlukların üstüne bir de neredeyse tüm dünya milletimize karşı savaşmak için aynı safta ittifak etmişlerdi. Düşman donanması II. Dünya Savaşı'na kadar, dünyanın gördüğü en büyük ve en modern donanmayla zayıf ve hazırlıksız bir millet tüm güçleri ile saldırmışlardı. Hal böyle iken kazanılan zaferin   değerini anlayabilmek tarihimizin mirasçısı her insanımızın vefa ve haysiyet borcudur.

 

               Çanakkale'de tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savunma savaşları verilmiştir. Bu savaşlar Mustafa Kemal gibi bir askeri  dehanın Türk ve dünya kamuoyu tarafından tanınmasının sağlanması açısından son derece önem taşımaktadır. Düşman durmadan saldırmaktadır. Anafartalar ve Arı burnu cephelerinde emir komuta karmaşası vardır. Bu durum çok tehlikelidir. Yarbay Mustafa Kemal, Ordu komutanı Alman General liman Von Sandres'ten bütün  mevcut kuvvetlerin emrine verilmesini ve bundan başka çare kalmadığını bildirmiştir. Alman General "Çok gelmez mi?" diye sorduğunda Mustafa Kemal, "Az gelir" diye cevap vermiştir. Ertesi gün emir gelmiş ve bütün birliklerin  komutası Mustafa Kemal'e verilmiştir. Bir cephe komutanlığının çok gelip gelmeyeceğini Yarbay Mustafa Kemal'e soran ve "az gelir" cevabını alan Alman General karşısındaki Türk'ün "ATATÜRK" olduğunu yıllar sonra  öğrenecektir. 

 

               Çanakkale Savaşları’nın temel ağırlık noktasını, Mustafa Kemal oluşturmuştur. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları başlamadan kısa bir süre önce 2 Şubat 1915'te Tekirdağ'da yeni kurulacak olan 18'uncu  Tümen Komutanlığına atanmıştır. Derhal göreve başlayan Mustafa Kemal, o tümeni kısa bir zaman içinde savaşa hazır ve etkili bir tümen haline getirmiştir. Fakat kısa bir zaman sonra Mustafa Kemal bu bölgeden alınarak, tümeni ile birlikte Bigalı köyüne çekilmiştir. Mustafa Kemal, düşmanın Gelibolu çıkarmasına kadar, yani 25 Nisan  1915'e kadar orada yedek kuvvet olarak kalmış, fakat Arı burnu taarruzu başlar başlamaz, kendi inisiyatifi ve teşebbüsü ile emir beklemeden, Arı Burnu’na geçerek tarihi taarruzu başlatmıştır. Düşmanı Koca çimen tepe’de durdurarak, yarımadanın tahliyesine kadar düşmanın ilerlemek için yaptığı bütün taarruzları ve   şiddetli hücumları  erimeye mahkûm etmiş ve Mehmetçiğin Çanakkale'de etten ve kemikten bir kale olmasını temin etmiştir.

 

               Çanakkale savaşları; bir iman ve inanç savaşıdır. Topa, tüfeğe, tayyareye, üstün kuvvete, çeliğe  karşı etten bedenlerin dimdik kaleleştiği bir mukaddes destandır. Mustafa Kemal'in "size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerinize başka kuvvetler ve kumandanlar  kaim olabilir" dediği bu savaşlarda, vatanın uğruna ölünebileceği en az 250 bin kez ispatlanmıştır.

 
               Mustafa Kemal, bu savaşı  "bu öyle alelade bir taarruz değil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek arzusuyla harekete geçtiği bir taarruzdur" diye ifade etmiştir. 57'inci Alayımız, hiç kurtulmamacasına Mustafa Kemal'in emrine uyarak tamamen şehit olmuştur. Nitekim çeşitli milletlerden meydana gelmiş, düşman askerleri, yapışıp
, kaldıkları  Arı Burnu’nun yalçın yamaçlarından bir adım bile ileriye hareket edememişlerdir. 

DAVETLİSİNİZ!

               Yürekleri korkusuz yapan; verilen canlardır. Milletleri millet yapan ise; verilmeyen vatandır. Bir mühür basılmıştı dünyanın tarihine dün. Şehit düşmeyenler küsmüşlerdi talihlerine o gün. Bir destan yazmıştı o gün Mehmet, Çanakkale isminde. Hürriyete kavuşmuştu bir millet, tam da Mart’ın on sekizinde.

 

               O gün ne ser vardı akıllarda, ne de yârin hayali. Hedefler tekti o gün; can verip yükseltmekti hilâli. Gerek yoktu aslında onlara mezar, gerek yoktu gerçekte onlar için mezar taşına. Çanakkale’de bin bir Mehmet aslında, birer makberdir başlı başına.

 

               Korkusuzlar coğrafyasıdır Çanakkale. Onlar; bu toprakları kutsalları bildiler. “Bu topraklar; namert çizmesine çiğnetilmez” dediler. Gerektikçe tekrar tekrar yazılacak bir destanı tarif ederek, “Çanakkale Geçilmez” dediler. Onlar; hürriyet için her bedeli ödeyeceklerine imanımız tam dediler. Onlar; bu vatana bağımsızlığın yakışacağını tam kadro olarak haykırdılar ve bu söylemlerinin kaynağını da “İman” olarak işaret ettiler.

 

               Onlar; istiklâlsiz kalmayı ölüm bildiler. Ondandır ki onlar o gün; ateşten geçerek kan içinde, bir daha uyumamak, benliğini unutmamak, kandırılmamak, sömürülmemek, ezilmemek ve ölmemek üzere çığlık çığlığa Çanakkale’de ayağa kalkarak ve adeta ölürken yeniden dirildiler.

 

                  Şimdi sizler; bomba şimşeklerini göğüslerinin üzerinde söndürebilenleri, tepelerde düşmanı yıldırım adımlarıyla durdurabilenleri, yaralarını Al bayrakla pansuman ederek, durmadan yürüyebilenleri anmak gayretiyle bu geceye davetlisiniz! ŞİMDİDEN HOŞ GELDİNİZ… 

 

YER     :BÜYÜK SÜRMELİ OTELİ

TARİH:18 MART 2011

SAAT  :19:00                                                                                                         

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar