1. YAZARLAR

  2. Murat TEKİNALP

  3. BİR SORU BİR CEVAP…
Murat TEKİNALP

Murat TEKİNALP

Bir Garip Yolcu...
Yazarın Tüm Yazıları >

BİR SORU BİR CEVAP…

A+A-

BİR SORU BİR CEVAP…

Vesvese sebebiyle zihne gelen kötü sözlerden dolayı insan günahkâr olur mu? Bunlardan kurtulmanın çaresi nedir?

Fısıltı, söz, fiskos, kuruntu, işkil demek olan vesvese yaygın olarak; kötü bir işin yapılması, iyi bir işin terk edilmesi veya geciktirilmesi ya da eksik yapılması için şeytanın insanı kışkırtması, aklını çelmesi ve akla kötü düşünceleri getirmesi anlamında kullanılır.

Kur’an’da vesveseci şeytanın şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiş (Nas, 114/1-6); Hz. Peygamber de mü’minlere vesvese ile hareket etmemelerini tavsiye etmiş, vesvesenin dini-hukuki bir hüküm doğurmayacağını bildirmiş ve vesvese ile hareket edenin, örneğin; “acaba eşimi boşadım mı boşamadım mı; eşimi boşamış olabilir miyim” diye kuruntu yapan birisinin talakını (boşamasını) geçerli saymamıştır (Buhari, Talak, 11).

Şeytanın insanı küfre sürükleme yollarından birisi de, onu şüphe ve tereddüde sürükleyebilecek sorulardır. Kalpten geçen bu sorular, hiç şüphesiz şeytanın vesvesesi ile meydana gelmektedir. Bu istifhamların, desise olarak en şiddetli olanını, bizzat Allah Rasulü (s.a.s.) bize şöyle haber vermiştir: “Şeytan sizden birinize gelerek ‘filan ve filan şeyi kim yarattı? ‘ der. O kişi ‘Allah yarattı’ deyince peki, ‘Allah’ı kim yarattı? ‘ der. İş bu dereceye varınca o kimse hemen Allah’a sığınsın ve o düşünceden uzaklaşsın” (Buhari, Bedu’l-Halk 11; Müslim, İman, 214). Bazı rivayetlerde “Allah’a iman ettim, desin” ilavesi de vardır (Müslim, İman 212, 213; Ebu Davud, Sünne, 18).

 Bu itibarla vesveseye düşen kişilerin içinde bulundukları ve içlerinde bir sesin fısıldadığını söyledikleri küfür vb. ifadeleri, vesvese kapsamında olup sahiplerinin imanlarına ve dinlerine zarar vermez. Zira Allah Teala, kullarını güçleri ile orantılı olarak sorumlu tutmuştur. Yükümlülük güç oranındadır. “Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ashabı kiramdan bir kısmı gelerek şöyle demişlerdi: ‘Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağı kanaatindeyiz. ‘ Hz. Peygamber (s.a.s.) ‘Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz? ‘ diye sormuş, oradakiler de ‘Evet! ‘ deyince: ‘İşte bu (korku) imandandır (akla gelen vesvese de zarar vermez)” (Müslim, İman, 60) buyurmuştur. Konu ile ilgili başka bir hadis-i şerif de şöyledir: “Allah Teala, içlerinden geçen fena şeylerle amel etmedikçe veya onu konuşmadıkça, o şey yüzünden ümmetimi hesaba çekmeyecektir.” (Buhari, Eyman ve’n-Nüzur: 15).Kısaca, içinde bulunulan ortamdan kurtulmak için bu tür vesveselere itibar edilmemeli, hiçbir şey yokmuşçasına normal hayata devam edilmelidir. Zira vesvese, üzerinde durdukça yoğunlaşır.

Göz değmesine karşı nazar boncuğu takmak caiz midir?

Tüm tedavi ve korunma yöntem ve sebeplerine başvurduktan sonra sonucu yüce Allah’tan beklemek İslam inancının gereğidir. İslam inancında, nihai etkiyi Allah’tan başkasına atfeden tutum, davranış ve inanışlar yasaklanmıştır. Bu sebeple nazar boncuğu ve benzeri şeylerin, bunlardan medet ummak amacıyla boyuna veya herhangi bir yere takılması caiz değildir. Bu tür davranışlarda bulunanlar hakkında Rasulüllah (s.a.s.) “Kim nazarlık takarsa Allah onun işini tamama erdirmesin” (Ahmet b. Hanbel, Müsned, IV, 154) buyurmuştur. Diğer bir hadiste ise nazarlık takan ve nazarlığa koruyucu etki atfeden kimsenin Allah’a ortak koşmuş olacağını ifade edilmiştir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 156). Nazardan korunmak için böyle hurafeleri terk edip Hz. Peygamber (s.a.s.)’in öğrettiği duaları yapmak gerekir (Buhari, Tıb 37; Tirmizi, Tıb 16; İbn Mace, Tıb 32; bkz. Tecrid-i Sarih Tercemesi, 12/90). Bu çerçevede felak ve nas sureleri yanında Hz. Peygamber (s.a.s.)’in torunlarına yaptığı şu dua da okunabilir: “Her türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım” (İbn Mace, Tıb 36).

“İkindi vakti uyunmaz” sözünün dayanağı var mıdır?

Kur’an-ı Kerim’de uykunun bir dinlenme ve istirahat vasıtası olduğu “Sizin için geceyi örtü, uykuyu istirahat kılan, gündüzü de dağılıp çalışma (zamanı) yapan O’dur.” (Furkan, 25/47) “Uykunuzu bir dinlenme kıldık” (Nebe, 78/9) ayetlerinde ifade edilir.

 Bazı adap ve mev’iza kitaplarında, ikindiden sonra uyumanın hoş bir tutum olmadığına dair şu şekilde ifadelere rastlanmaktadır: “Gündüzün ilk kısmında uyumak ahmaklık, ortasında uyumak Peygamberlerin ahlakı, sonunda uyumak ise yıpranmaktır” (Muhammed b. Ebu Bekir, Şir’atü’l-İslam, 502). Ancak bunun ilmi bir değeri yoktur. Bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Kim ikindiden sonra uyur da aklına bir noksanlık arız olursa, ancak kendini kınasın” (Keşfu’l Hafa, Acluni, II, 284; Müsnedü Ebi Ya’la, VIII, 316). Ancak bu, rivayet meşhur hadis kaynaklarında yer almamaktadır.

 Günümüzde yapılan araştırmalarda, insanların geceleri uyumalarının, gündüz uykularına göre vücudun biyolojik ritmine (ciradien ritm) daha uygun olduğu ifade edilmektedir. Aynı zamanda örfen gündüzün iş ve çalışma zamanı kabul edildiği bilinen bir durumdur. Durum böyle olmakla birlikte, günümüzde çeşitli sebeplerle (iş, vardiya vb. ) geceleri çalışıp gündüzleri uyuyan kimseler vardır. Bu kişilerin günlük ibadetlerini aksatmadan ve sosyal görevlerini de ihmal etmeden gündüz uyumalarında bir sakınca yoktur.

Kaynak: Din İşleri Yüksek Kurulu

Derleyen:Murat TEKİNALP

 

Önceki ve Sonraki Yazılar