1. YAZARLAR

  2. Murat TEKİNALP

  3. Bindokuzyüzyetmişüç
Murat TEKİNALP

Murat TEKİNALP

Bir Garip Yolcu...
Yazarın Tüm Yazıları >

Bindokuzyüzyetmişüç

A+A-

BİNDOKUZYÜZYETMİŞÜÇ

 

     Anadolu’nun şirin bir o kadar da güzel beldesi. İnsanları ve komşulukları ile ün yapmış; diğer Anadolu beldelerini aratmayan, sanayi kenti… Aylardan mart. Hakikaten yürekleri donduran bir soğuğun içinde insanlar. Öyle bir soğuk ki yaşanan; tükürsen, yere düşmeden donuyor cinsinden. Köyden yeni göç etmiş, ellerinde hiçbir şeyi olmayan yaklaşık dört yıl önce evlenmiş bir aileye konuk oluyoruz bu yazımızda.

    Çekirdek aile cinsinden. Çift evleneli epey bir zaman geçmesine rağmen, çocuk özlemiyle yanıp tutuşuyorlar; yaratana çocuklarının olması için sonsuz dua ediyorlar. Alışık olmadıkları bir çevrenin kucağına atılmışken bir de yoksulluk kapılarında. Ne bir bardak ne de bir kaşıkları var ellerinde. Tek ellerinde olan sağlıkları, ona da sonsuz şükür ve tevekkül içindeler. Ana ve babalarının sitemkâr sözleri de olmasa, çocuk hasretini bağırlarına basacaklar; kendilerini çalışmaya verip, büyük bir şehrin içinde haysiyetiyle yaşama mücadelesine devam edecekler. Ama gel gör ki; ebeveynleri bu gençlerin köyden kente göçlerini içine sindirememişler ve:

 “-Siz buradan giderseniz bizim bacamızı kim tütütecek. Kim tarlalarımızı ekip biçecek, tırpan-sapan yerde mi kalacak? Bizim hane sönecek… Sönecek.” Serzenişleri arasında kalmışlar; bi çare hayatın içinde bulmuşlar kendilerini. Ancak şehirde onlara yardımcı olacak; dertlerine derman olup büyük şehrin sıkıntılarını bir nebzede olsa giderecek birileri var. Oda genç gelinin anne ve babası…

 Onlarda bu kente geleli epey zaman olmamasına rağmen, evin erkeği çalışmak için bir fabrikaya rica minnet girmiş, nafakasını bin bir zorluk ve güçlük içinde temin etmekteydi.

 

******

 

      Köy küçük, burası ise büyük bir şehir. Ekmek aslanın değil, yılanın ağzında. Evin erkeği; yorgun ve soğuk bir akşamın sabahında, çalışmak için ayrılır evinden. Kayınpederi ile bir iş için, bir önce ki gün sözleşmişler ve bu sözün neticesinde de o gün için buluşmaya gidecekti genç adam.

İşin ayrıntılarını merakla ve hızlı adımlarla öğrenmek için yolunu tutar kayın pederinin çalıştığı yere doğru. Oraya vardığında, büyük bir sanayi işletmesinin içinde bulur kendisini. Gürültüler, çatırtılar ve patırtılar. Hepsi birbirinin içine karışırken koşarak gelmekte olan kayın pederinin önüne doğru hareket eder genç adam. Birlikte o fabrikanın müdürü ile görüştükten sonra, kayınpederinin kendisinin çalışacağına dair kefilliği sayesinde o gün başlar yeni işine. İlk haftalığını aldığında bakkaliye masrafını ufaktan görüp, bir elinde erzak diğer elinde file içinde karpuzla yorgun bitkin döner evine. Çift karınlarını doyurduktan sonra, karpuza gelir sıra. Gelir ama kesecek bir bıçak bile yoktur evde. Yumruklarıyla parçalarlar, daha sonra şekilleri olmayan irili ufaklı karpuz dilimlerini yerler. Evde elektrikten başka hiçbir şey yoktur. Ne yatacak bir karyola, ne bir yorgan ne de bir yatak. Eski püskü bir kilim parçasının içinde odaklanan bir hayattan başka bir şey değil yaşanan…

      Günler ayları, ayları yılları kovalar gider. Evin hanımı müjdeli haberi vermek için sabırsızlanmaktadır. “-Bir an evvel gelse de şu haberi ağız tadıyla ulaştırsam.” Diye geçirir içinden. Genç adam yorgunluktan ayakları şişkin bir halde geldiği evinde, karyolanın üzerine uzanır. Yemek hazırlanana kadar televizyonun karşısına geçerek yemeğin gelmesini bekler. Ancak genç kadın yemeği filan düşünmez. Ve hızlıca mutfaktan odaya girer:”-Bey “der. “-Bugün öğrendim doktordan, bir çocuğumuz olacak.” Genç adam yorgunluk ve açlığını unutmuş, şaşkın şaşkın hanımına bakar ve:”-Söylediklerin doğrumu. Allaha şükür… Sonunda bizimde bir çocuğumuz olacak?” Diyerek sevincini hemen komşuları ile paylaşmak için dışarı çıkar.

      Hamileliği devam eden genç kadının günleri yanaşmış son günlere artık az kalmıştır. Bu arada annesini kaybeder. Ardından kardeşini. Bu acılarıın yüküyle boğuşurken, doğum sancılarının içinde bulur kendini. Alel acele bindirildiği 1963 model impalanın içinde hastanenin yolunu tutarlar.

Dünyaya yeni bir yüz gelmiştir artık. Uzun uğraşlardan sonra çocuğun ismini ömrünün de uzun olması adına YAŞAR koyarlar. Yaşamı yaşarın gözleriyle görmeye başlarlar. İki gözyaşının içinde kalan çift, farklı bakış açılarının perçeminde olan dünyaya, yaşarın da verdiği şevkle yaşamın kulpundan daha sıkı tutunarak bağlanmışlardır artık. Bu öyle bir bağ ki, kopmayan ve yıllar geçse de kopmayacak olan bir kulptur. Ve devam eder tevekkül içinde yaşanan özümsenesi ve ibretlenesi hayatları…

 

******

 

     Yoksulluk içinde yaşanan; az olan-elde olmayan veya olsa da kullanmaya yönelik amacı, tutumluluk olan bir hayatın başarı öyküsünü sergilemeye çalıştım bu yazımda. Şimdi evlenir evlenmez çocuk hasreti bile çekmeyen, emek sarf etmeden hazır bir hayatın ortasında kendilerini bulan insanların, nankörce davranışları bizleri hayretler içinde bırakmaktadır. Yukarıda sergilenen olayın daha nice katmerli acılarla yüklü olanını ya dinlemişsinizdir, ya da farklı boyutlarda olan hayat öykülerini yaşamışsınızdır. Önemli olan tek olgu; hayat sınavının engellerini aşarken tevekkül içinde, şükür elbisesini giyerek hareket etmeli ve bu düsturla yola devam edilmelidir. Ve dimağlarımızdan ilahi buyruk etkisini hiç kaybetmemelidir.

 “-Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”(İbrahim Suresi–7.ayet)

      Hayatın size daralmadığı; nimetlerin etrafınızı çevrelediği ve şükrün dilinizden düşmediği zaman dilimleri geçirmeniz dilek ve temennilerimle…

 

Yüzünüz Hep Gülsün…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar