1. YAZARLAR

  2. Murat TEKİNALP

  3. BENİ AFFET ANNE…
Murat TEKİNALP

Murat TEKİNALP

Bir Garip Yolcu...
Yazarın Tüm Yazıları >

BENİ AFFET ANNE…

A+A-

BENİ AFFET ANNE…

    Sabahın erken saatlerinde yine puslu bir havada açmıştı gözlerini asiye nine. Namazını kılmış olmanın mutluluğu ile bakmaya çalışıyordu hayata ama nafile. Kendisinden ve yaşadığı ortamdan bir haber yaşayan evladı için açtı semaya ellerini. Yıllarca yalvarmıştı oğlunun bir baltaya sap olabilmesi için. Ama nafile… Bütün çabaları, nasihatleri bir kulağından girip öbüründen çıkıp gitmişti adeta. Bir buhar olup yok olmuştu. Daha babasının cenazesi toprağa yeni konmasına rağmen o gelip, evde ne var ne yok hepsini içki mezesine vermişti. Asiye nine yinede ahh etmemiş; olan biteni tek sırdaşı olan yaratanına iletmişti. Asiye nine atmışında bir kadındı. Çevresi onu dini değerlerine bağlı ve saygılı, sosyal ilişkileri kuvvetli, mümtaz bir Osmanlı kadını olarak tanırdı. Ne var ki oğlu Ferit, onun bütün iyi niyetini suiistimal ederek çevresine karşı yüzünü çok kızartmıştı.

    Yine bir sabah namazında çaldı telefon zili. Karşısındaki ses oğlu Ferit’in arkadaşı emin’di. Oğlu yine zil zurna sarhoş olmuş ve meyhaneden taşınması için kimseyi bulamadığı için aramıştı annesini. Yaşlı kadın kalktı ve bir hamle de pardösüsünü alarak meyhanenin yolunu tuttu. Kör kütük oğlu feriti emin’inin yardımıyla bir taksiye bindirerek evin yolunu tuttu. Kollarında yatağa yatırarak rabbe bir kez daha yakarıyor, bu kötü alışkanlıktan kurtulması için ağına gelen bütün yakarışlar dökülüyordu dudaklarından. Ama nafile, yolda gelirken eminin anlattıklarıyla bir kez daha sarsılmış beyninden vurulmuştu. Çok sevdiği biricik evladı içki müptelasından çekerken, birde kumar illetine bulaşmıştı. Üstüne üstlük cebinde annesinden arta kalan harçlığına bakmadan vurulmuştu komşu kızına. Oğlunun bu kadar densiz ve edepsizliğine göz yummuştu mahalleli. Ama bu kadarına da artık pes demişlerdi. Sevmeye çalıştığı kız Ferit’i istememek şöyle dursun kendine denk bile görmüyordu.

    Defalarca peşini bırakmasını söylememsine rağmen bırakmamış beklide bırakamamıştı Ferit aysunun peşini. Aysu üniversite mezunu, güzel bir kızdı. Bir fabrikada satış sorumlusu olarak çalışıyordu. Feritin kendisine beslediği duyguları biliyor ama kendisine asla denk göremiyordu. Çünkü Ferit, liseyi zar zor bitirmiş üniversite kapısına adımını bile atamamıştı. Bu halide bir tarafa, girdiği hiçbir işte bu güne kadar kendinden iyi diye söz ettirememişti. Bu halini bile bile nasıl gönül verebilirdi ki Aysu. Aklı başında insan gibi istemediğini yüzüne söylemesine rağmen kabullenemiyordu bir türlü Ferit. Başkalarımdan neyim eksik benim diyordu. Bütün bu olayların kafa ardı edilmez hale geldiği bir anda aysunun babası olanları duymuş ve kendisine bu işin olmayacağını efendilikle anlatmıştı.

Hem içki hem de kumarın cenderesinde kıvranan Ferit, çoğu zaman annesini kırmakla kalmıyor, harçlık vermesi için kendisini zorluyor bazen de annesini tartaklıyordu. Bazen öpmeye bile kıyamadığı annesi, şimdi oğlunun bu durumuna anlam veremiyor için için gözyaşı döküyordu. Ne nasihatler etmişti kim bilir. Kaç defa dillerinde tüyler salkım saçak olmuştu. Ağaran saç telleri, şimdi tutam tutam dökülür olmuştu bir bir yerlerinden. Aslında oğlunu ne özlemle büyütmüştü. Everecek ve torunlarını sevecekti. Bir ömür boyu bu hayalle geçirmişti ömrünü. Ama yaptığı serzeniş ve dualar semada yankılanacak ve kabule şayan olacak bir gün… Buna derinden inanıyordu çünkü asiye nine.

    Der zaman git zaman, oğlunun haylazlığı sınır alamayan bir düzeye ulaştı. Anasından utancına evde içemediği dünler hayal oldu. Artık mezesi ve masası evin ortasını doldurur oldu. Ne kadar güzelim dilleri varsa oğlunun yoluna söyledi asiye nine. Ama nafile.

Yalnızlığına sıkıldığı bir anda rabbine yalvarıyor, oğlunu doğruları görmesi için her anını ibadetle geçiriyordu.

Evin kapısı sanki yıkılacak kadar şiddetli çalıyordu. Gelen oğlu feriti. Ama bu gelişi her zamankiden değişik ve tedirgin görünüyordu. Üstü başı kan lekeleriyle doluydu. Kesin biriyle kavga etmiş, dövüş ve kargaşanı içine dalmıştı. Her ne kadar uslanmaz ve işe yaramaz bir insan ise de, aslında kavga etmesini bilmezdi Ferit. Ama bu kanlarda neyin nesiydi. Neden ve nereden gelmişti bu kandamlacıkları. Sormaya korkuyordu yaşlı kadın. Kim bilebilirdi kumar da kaybettikten sonra içki içip zil zurna sarhoş sevgilisini kaçırdığını. Ve kim bilebilirdi bağırmaya çalışırken onu cinnet geçirip bıçakladığını. Masum bir gözle baktı annesine ve:”- AFFET! AFFETT BENİ ANNE. SENİ ANLAYAMADIM. ESİRİ OLDUM İÇKİNİN. NASİHATLARINI TUTAMADIM.” Duydukları karşısında buz keşilmişti asiye nine. Kapı tekrar çaldı ve elinde kelepçeyle polis girdi içeri hiç soru bile sormadan. Evin kapısından dışarı çıkarken Ferit arkasına döndü anasına içli içli baktı ve :”AFFET. AFFET BENİ ANNECİĞİM.”

Bulgur bulgur terle kalktı yatağından Ferit. Anladı ki, bu korkunç bir kâbustu. Koşarak validesinin odasında dikildi ve kapıyı bile vurmadan girdi içeri. “-BEN AFFET ANNECİĞİM. BENİ AFFET. SENİ ÜZDÜM BİLİYORUM. ANNELER GÜNÜN VE DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN ANNECİĞİM.” Asiye nine duydukları karşısında şaşırmış bir durumda.”-HİÇ ÇOCUKLAR ÜZERMİ ANNELERİNİ. TABİ Kİ AFFETTİM BENİM CANIM OĞLUM… BENİM CANIM OĞLUM…

 

YÜZÜNÜZ HEP GÜLSÜN…

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar