1. YAZARLAR

  2. Gürhan GÜRSES

  3. “BEN BİLMEZ MERKEZ BİLİR”
Gürhan GÜRSES

Gürhan GÜRSES

Yazarın Tüm Yazıları >

“BEN BİLMEZ MERKEZ BİLİR”

A+A-

                      “BEN BİLMEZ MERKEZ BİLİR”

                                                                    -Askerde inzibat olan ilçem insanından birisinin lafzı-

İlçem halkından birisi gider askere. Sonra bu ilçeme mal olan özdeyişi alır gelir tezkere ile. Zaman geçmişte bir an. Karakoçan"ı dondurduk bu karede; aklımız mizahta, biraz da gırgır geçmekte.

Okuma yazma ülkem insanları arasında yaygınlaşmamıştır daha. "Okuyup da ne olacaksın?" tarzı yaklaşımların ve lak lakaların yoğun olarak havayı ve beyinleri zehirlediği günler. Okulu; mecburi diye devletin zorla okuttuğu başka milletin çocuğu var mı diye de takılmak istiyorum biraz? Okul mecburi olmadığı için, analar babalar evlatlarını okutma gereği duymamışlar. Sırf erkeklerle okula gidiyor diye okumaktan alıkoyulan bir biçarenin gözlerindeki acziyeti, ruhundaki inkisarı ve tamiri mümkün olmayan mahcubiyeti kim silebilir ki? Bu ezikliği, bu eksikliği tam olarak burnumuzdan fitil fitil getirerek çekmiyor muyuz bugün? "Yok okumasın, okuyup da ne olacak ki, okumak karın doyurmuyor, memur olup da ne olacaksın" gibi garip ve ucube sesler bilmem kaç kişiyi alıkoymuştur eğitimden. Sonrası pişmanlık olmuştur bu terk edilişlerin. Sonrası malumunuz.

Sorarım ey ahali! Yoldan yürüyüşümüzden tutun da herhangi bir makamın huzurunda konuşana değin her hareket tarzımızda bunu aleni ifade etmiyor, ispatlamıyor muyuz?

Yoksa asriliği yakalamışız da uzayın yollarını makadam taşlarla mı süslüyoruz?

Yoksa allameyi cihan kesilmişiz de bizim dışımızda kimsenin haberi yok bu kıl ü kaldan.(dedikodu)

Her ne ise ne? Bizi alakadar eden kulağımıza bir şekilde çalınmış, gözümüze bir şekilde takılmış, ruhumuza bir şekilde sirayet etmiş olan unsurları dile getirmek âcizane. Bu sözlerden birisi de yazımızın serlevhası olan: "Ben bilmez, merkez bilir." sözü. İfade bozuk olmasına rağmen bunu yazmak gereği duydum. Hassas zatlar var yazılarımızı ince eleyip sık dokuyan. Ama burada yaşayan bir insan da; mutlaka ama mutlaka buraya ait olan kelimeleri, kelime gruplarını vb. unsurları dile getirmemizi yadırgamasın. Başkası için yazmıyoruz bilinsin. Bir tek Karakoçan için yazıyoruz. Karakoçanlı olanlar için. Karakoçanlı olamayanlar tabi ki anlayamazlar bizi. Yok eğer hoş karşılanmayacaksa lütfen ama lütfen bizim art niyetli olmadığımız bilinsin, dili yanlış kullanma bahsini de atladığımızı kimse zinhar düşünmesin. Kurduğumuz cümlelerin asaleti yeter bize, bu cümlelerin akıcılığı sanırsınız ki Özlüce Barajı"nın kapaklarını açmışlar da oradan gümbür gümbür akan su misali. Biraz daha gaza getirelim de kendimizi bir daha mevzu bahis olmasın bu husus. Baharda dağlardan kopup gelen kar sularının safiyetini ve berraklığını, Türkçe"min tadı damağımızda kalan telaffuzunu, bülbülün şakımasına benzeyen ahengini, iliğimize dek işleyen zemheri soğuğunun içimizi titreten heyecanına benzeyen sarsıcılığını vesaire vesaire.

            Başlığa mevzu bahis olan zatı muhterem Tepe"de oturuyor. Ben Orhan diyeyim siz Mustafa deyin ne fark eder. Maksat kimliği deşifre olmasın. Mahcubiyet insanı üzer. Amacımız herhangi bir Karakoçanlının üzülmesi, kırılması değil; bilakis şad olması, yad olmasıdır. Bu lütfen böyle bilinsin. Daha önceki yazılarımızda tek tük olumsuz tepki aldık eminim ki bu olumsuzlukları dile getirenlerde ya da yazıya konu olanlarda okumadığı için böyle düşünmüşlerdir. Ya da birilerinin gazına gelmişlerdir. Şunun altını çizerek söylüyorum: Burada kimseyi rencide etmek ya da zorda bırakmak amacında değiliz. Bunu hissettiğim an bu sayfayı bırakırım. Kimseyi küçümsemedik, kimsenin değerini düşürecek tarzda laf söylemedik. Herkes dört dörtlük değil, bunu bilin. Herkes aynı değil. Elbette baskın olan kişilikler burada belirginleşecek, burada ifade edilecek. Bundan da kimse rahatsız olmasın. Bilhassa övdük insanımızı, bazı adların Karakoçan"ın bir parçası olduğunu, Karakoçanla bütünleştiğini ifade etmeye çalıştık. Kimseye karşı su-i zannımız yok, herkese karşı Hüsnü zannımız var. Bu böyle bilinsin lütfen. Okumak istemeyen de okumasın. Burada kendimizi beğendirmek ya da meşhur etmek babında bir şeyler yapmıyoruz. Yarın için, yarına bir şeyleri bırakma adına uğraşıyoruz. Varsa daha farklı şeyleri ifade etmek isteyen, buyursun gelsin. Bu kapı herkese açık, emin olun. Karakoçan"ın yazarak, çizerek, okuyarak bir yerlere geleceğini; her ne olacaksa da olumsuzluk adına okumayan, yazmayan insanlardan geleceğini belirtmek isterim.(Bu okuma yazma olayını bilhassa okul olarak değerlendirmeyin.)Sorgulanacak insanlar, eleştirilecek, yeri geldi mi savunacak kendisini. "Sen yanmasan, Ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa." der şair. Başka söze ne hacet.

Her neyse sadede gelelim, başlığa mevzu bahis olan cümlenin hikâyesini noktalandıralım."Ben bilmez, merkez bilir." Eskiden askere gitmiş olan ilçem halkından birisinin ağzından çıkan ve o günlerde milletin ağzında sakız olan bir sözdür. İnzibat olarak seçilir hemşerimiz. O zaman inzibat adayları okuma yazma bilmeyenlerden seçilirdi ki; çarşıda pazarda asker ya da askere benzeyen kim olursa gördüler mi direk merkeze götürsünler diye. Mazeret kabul edilmezdi. Çünkü inzibatlar merkezin dışında başka bir şey bilmezler ve anlamazlardı. Esprisi bu. Yok izin kağıdıymış, bilmem neymiş boş laf. Tuttukları gibi yallah merkeze.

Bizim inzibat olan ağabeyimiz; çarşıda izinli dolaşan bir askerimizi gördüğü vakit elindeki izin kâğıdını hiçe sayarak bozuk ve sürekli tekrar eden teyp kaseti gibi:"Ben bilmez, merkez bilir." demiş. Askerimiz her ne kadar dil dökse de, yalvarsa da:"Ya kardeş bak, elimde izin kâğıdı var." gibi laflar etse de boşunaymış. Bizimki hiçbir şekilde dile getirilen onca sözü ciddiye almaz. "Nuh der, peygamber demez." Ve garibimi merkeze götürür.

O günden sonra onu gören herkes işaret ederek ve birbirine göstererek bak:"Ben bilmez, merkez bilir." "Bu işte!" der. Bizimki ise herkesin ağzında:"Ben bilmez merkez bilir." şeklinde hit bir söz bırakarak askerliğini tamama erdirir.

Bazen sözümüzü anlatamadığımız, kendimizi ifade edemediğimiz, taştan taş kayadan kaya insanlar çıkar karşımıza. Nuh der peygamber demez bu zat-ı nadideler. Halden anlamazlar, vaziyetten çakmazlar."Beni ilgilendirmez, Beni alakadar etmez, Beni enterese etmez." gibi sıkıcı ve dışlayıcı şekilde konuşur ve ruhumuza kıymık batırırlar. Biz de hali pür melalimizi anlatamamanın vermiş olduğu haleti ruhiye ile doğum sancıları geçiririz.

Ne dersiniz?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.