1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. BAZI HEDEFLERE MİLİM MİLİM YÜRÜNEREK ULAŞILIR
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

BAZI HEDEFLERE MİLİM MİLİM YÜRÜNEREK ULAŞILIR

A+A-

         BAZI HEDEFLERE MİLİM MİLİM YÜRÜNEREK ULAŞILIR

               11 Eylül 2010 tarihi ile nihayete erecek olan Ramazan Bayram’ınızı, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olması temennilerimizle tebrik ediyoruz. Asırlardan beri yüreklerimizi sıcaklığı ile yoğuran bayramlarımızdan belki de en anlamlı olanına sadece günler kalmıştır.  

               Yüzyıllardır hayırlara vesile olmasını milyonlarca ağızdan hep birlikte tekrarladığımız bayramlarımızın sonuncusu olan bu bayramımızın son gününde, vesilesine ereceğimiz hayırları filen melekelerimizle kontrol etme imkânına belki ilk kez sahip olacağız. Bu bayramın son gününden hemen bir gün sonra, ülkemiz ve milletimiz adına ya “hayır” ile hayırlara vesile olacak bir iradeyi ortaya çıkartacağız ya da, şer’i “evet” diye yudumlayacağımız bir karanlık takvimin başlangıç gongunu vuracağız milletçe.  

               Memleketimizin, milletimizin ve devletimizin yıkım ve akamet günlerinin başlaması anlamına gelecek “evet” tercihini, hamiyetli Anadolu insanının kahir ekseriyetle kullanacağına bizler ihtimal vermiyoruz. Lakin bizleri bekleyen siyasal buhranların halkımız tarafından hissedilip bilinmekte olduğunu düşünmemize rağmen, hissedilenlerin bilgi olarak tekrar edilmesinde mahsurlar olmadığı ve aksine faydalar sağlayacağı bakış açısı ile bu referandumda “hayır” oyu kullanma gerekçelerimizi sizlerle bir defa daha paylaşıyoruz. 

NEDEN “HAYIR”? 

               8 yıl önce gerçekleşen genel seçimlerde tek başına hükümet kurma imkânını yakalayan AKP hükümetleri, ülkemizi büyük bir yıkımın, milletimizi derin bir bölünmenin ve sosyal yaşantımızı çok hazin bir çöküntünün eşiğine getirmiştir.

               AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı Başbakan adına icazetli olarak vermiş olduğu beyanatta; “Anayasayı değiştireceğiz ve vatandaşlıktaki Türklük tanımını kaldıracağız.” Demiştir. Aksi takdirde demokrasinin ve demokratik ilerlemelerin yapılamayacağını iddia etmiştir. AKP iktidarları dönemlerinde ABD’nin önerdiği her tavsiye, Ankara’da hükümetin “açılım” taslaklarına dönüşmüştür. ABD' de bulunan “Atlantik Düşünce Konseyi”nin hazırladığı Kürt raporlarının her satırını, “açılım” uygulamalarına konu eden AKP, tarihin hiçbir döneminde insanlığın bizar kalmadığı bir milleti, 1000 yıllık Anadolu yurdunda paryalaştırmak amacıyla yoğun bir gayretin içerisine girmiştir. Taraf gazetesinden Neşe Düzel'e konuşan AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı, PKK açılımının Anayasa değişikliğiyle sonuçlanacağını ifade etmiştir. Neşe DÜZEL’in “Yani Vatandaşlıktaki Türklük tanımı kalkacak öyle mi?” sorusuna; “Tabii, Yoksa demokratikleşmeyi yapamazsınız” diyerek karşılık vermiştir. Yani bu Anayasa Paketi’nin oylaması; birçok tariflerinin olduğu gibi aynı zamanda Türklüğü bitirme planıdır.

               Referandum mitinglerinin birçoğunda Sayın Başbakan, CHP, MHP ve BDP’yi “Ruh Üçüzleri” olarak kamuoyuna ilân etmiştir. Ne yazık ki Sayın Başbakan’ın bu değerlendirmelerinin hemen arkasından PKK’nın dağ kadrosunun doğru sözlü sorumlusu Murat KARAYILAN, görmeyen vicdanlara da gerçekleri göstermeyi nasip ederek malumun ilânını yapmıştır. Dağ kadrosunun doğru sözlü lideri aslında gerçekleri aylar öncesinde yine afişe etmişti.

               Yaklaşık bir yıl önce Tokat’ın Reşadiye ilçesindeki alçak pusunun hemen saatler sonrasında, devletin zirvesindeki en yetkili ağızlardan kargaşaya yol açan provokasyon iddiaları içeren yaylım bombardımanları başlamıştı o günlerde. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan’ın ilk aklına gelenler, PKK değil ama başka odaklar olmuştu. Hatta PKK hiç akıl edilmemiştir ve Ergenekon ve TSK iması yapılmıştır. Yine Bülent ARINÇ, Beşir ATALAY ve Nihat ERGÜN"e kadar devletin zirvesindeki çoğu isimler, katliama provokasyon yaftasını yapıştırmayı kendilerine ve makamlarına yakıştırmışlardı. Ancak PKK’nın doğru sözlü dağ önderi Murat KARAYILAN malumu ilan etmişti ve Reşadiye’deki katliamı kendilerinin yapmış olduğunu açıklayarak hepimize büyüklük göstermişti(!)  Bendeniz de, “demek ki namerde de zaman gelir hak verilirmiş ve hakkı teslim edilirmiş” diyerek bu köşeden ismini anmıştım.  

               Sayın cumhurbaşkanı uçakta ”Devlet teröre karşı her yolu dener” ifadesiyle aslında bir takım karineler sunmuştu. Yani İmralı kanalı ve Kandil kanalı ile bir görüşme ve anlaşma yapılmış olduğu izlenimini vermişti. Ancak PKK’nın dağ kadrosunun doğru sözlü lideri yine gündemimizi günlerdir işgal eden “AKP-PKK” işbirliği tartışmalarındaki çıkmazdan hepimizi kurtararak tekrar belirttiğimiz gibi yine malumu ilan ederek hükümetin kendileriyle ve İmralı ile irtibat içerisinde olduğunu beyan etmiştir.

               Türkiye Cumhuriyeti özü itibari ile bir milli üniter devlet olarak kurulmuştur. Onlarca farklı etnik kökene mensup olan Anadolu halkı; Bayrağı bir, Dini bir, Vatanı bir olan zengin ortak değer faktöriyelleriyle öz benlik ve kültürlerini mutlak değer addederek, sosyal topluluk bedenlerini tek millet olma şuuruna yüceltmiş ve adını “Türk Milleti” olarak isimlendirmiştir. Ne hazindir ki, olmayan bir sorunu bir mesele olarak ülke gündemine getiren AKP hükümetleri, 8 yıllık bir dönemin ardından Anadolu insanını farklı kutuplarda ayrıştırarak Türkiye cumhuriyeti’nin siyasi geleceğini tehlikeli bir sürece sürüklemiştir. İşte bu kötü giden sürece Anadolu insanı üstün ferasetiyle ya el koyacaktır, ya da bu meşum süreç geri dönülemez badirelerle milletimizin müstakbel tarihinde derin yaralar açacaktır.

               Beklentimiz ve bilgimiz şu dur ki; Türk Milleti, bitti ve tükendi denildiği zamanlarda bile ayağa kalkmasını bilen bir medeni kuvvetin adıdır. 12 Eylül 2010 tarihinde tarih yine yeniden bir daha tekerrür ederek, milletimizin bağımsızlığının, birliğinin, beraberliğinin ve bölünmez bütünlüğünün önündeki referandum tuzağına düşmeyerek ve bu kara deliğe kapaklanmayarak “hayır” iradesi ile kendisine oynanmak istenilen bu oyunları bozacaktır. Tarih boyunca böylesi büyük hain tuzak ve oyunlar ancak Türk Milleti’ne karşı kurulmuştur. Ancak buna karşılık hiçbir millet de böylesine büyük oyunlara karşı Türk Milleti kadar direnememiştir. Bu direnç ve kuvvet mili medeniyetimizin güç ve kuvvet iksirinde saklıdır.

               Ağustos 1922’nin sonunda Türk Milleti’nin medeniyeti, iradesi, imanı, kültür ve siyaseti başarının doruğuna çıkarak, Avrupa’nın haçlı ordularını 9 Eylül’de denize dökmüştür. O gün iki ordu çarpışmamıştır. İki medeniyet savaşmıştır ve medeniyetimiz, haçlı medeniyetini mağlup etmiştir.

               Türkiye’nin sürüklendiği bugünkü süreçte yine aynı haçlı medeniyeti, okyanus ötesinden de aldığı büyük destekle Türk Milletini yine bir Eylül ayında, masa başında ve üstelik kendisini kendisine boğdurtarak ezeli rövanşını almaya çalışmaktadır. AB, ABD ve BOP projesinin konsorsiyum birlikteliği ile Türk Milleti ve medeniyeti mezara gömülmek ve bu coğrafyadan sürgün edilmek istenilmektedir.

               Ancak milletimizin üzerinde oynanan bu hain emelleri, yine milletimiz kendi azim ve iradesiyle boşa çıkartacaktır. Bu bağlamda sivil- asker, millet-devlet bütünlüğü, bu güçlü iradenin hem bizatihi kendisidir ve hem de vazgeçilmez teminatıdır. Bir yüce medeniyetin bir büyük milleti; ülkemizi ABD, AB ve BOP bataklıklarına çekmeye çalışanlara karşı, üstlendiği vakarlı misyonu ile has bir sille atacaktır ve Anayasa Paketi'nin arasına gizlemeye çalıştıkları zehir tohumlarını haçlı güçlerinin yerli işbirlikçilerinin suratlarında patlatacaktır.

               Eğer tarih bu milletin ufkunda bir kez daha tekerrür edecekse, bu tekerrürün miladı muhakkak ki 12 Eylül 2010 tarihinde olacaktır. Ve kimsenin şüphesi olmasın ki, bu tekerrürden milletimizin yeniden bu coğrafyaya ve tarihe tutunma tutanakları, 12 Eylül 2010 seherinden itibaren bu coğrafyanın semalarına milletimizin “hayır” iradesi ile bir ampul şavklılığında değil, bir güneş parlaklığında yansıyacaktır. Esen kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar