1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. BAŞINIZA BUZLU SU DÖKÜN…
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

BAŞINIZA BUZLU SU DÖKÜN…

A+A-

Hindistan’da filleri tutsak kılabilmek, onları özgürlükten ebedi olarak mahrum kılmak, sahibinin emrinde bir ömür şikâyetsiz şekilde esir yapmak ve söylenen her şeyi filin hayrına olmasa bile kuzu kuzu yapması için onları daha küçükken bir kazığa bağlarlar. 

 

            Tabi ki yavru filin bu zinciri koparabilmesi, kırabilmesi ve bağlı olduğu kazığı söküp atabilmesi mümkün değildir. Küçük fil ilk önceleri özgürlüğünü yok eden bu kazıklı boyunduruktan ve tasmadan kurtulmak için tüm gücüyle mücadele eder, ancak bunu şartlar gereği başaramaz, bağlı olduğu esaret zincirini kıramaz ve özgürlüksüz kalmaya boyun eğer.

 

            Yıllar geçer yavru fil güçlü kuvvetli kocaman bir fil olur. Bağlı olduğu kazığın onlarca katını devirmeye, yerinden söküp atmaya ve tasmalısı olduğu zincirin en az on kat güçlüsünü bile paramparça edebilme gücüne çoktan sahiptir.

 

            Ancak fil asla böyle bir girişimde bulunmaz. Fil özgür olamayacağına, boynundan tasmasının ve burnundan zincirinin kendisini bırakmayacağına öylesine inandırılmıştır ki, buna ömrünün sonuna kadar yeltenmeyecektir bile. Çünkü zincirleri kırabilme iradesine sahip olması gereken filin zihin dünyasında merakı, gayreti ve inancı kırılmıştır. Artık fil pamuk ipliği ile de bağlı olsa o kazığa, tutsaklık cenderesi kaderidir filin.

 

            8.000 yıldan beri varlık melekesi bağımsızlık tutkusu olan bir milletin istiklal ruhu, inanç hücreleri ve tüm müstakbel umutları, kazığa bağlanmış yavru fil misali emperyalizmin karanlık dehlizlerinde, hipnoz laboratuarlarının terbiye mengenelerinde 10 yıldan beri amansız ameliyatlara tabi tutularak, yarınlara dair  gayret, inanç ve umutları tel tel beden ve yüreğinden kazınmaktadır.

 

 

            İspanya’nın en çok satan gazetelerinden “Costa News” gazetesinin manşetine düştüğü gibi, Türkiye’mizde Cumhuriyetimiz, Devletimiz ve 1000 yıllık sürdüre geldiğimiz millet barışımız tehlikededir ve fil terbiyecisinin vicdanına kalmıştır. Ne var ki fil terbiyecisinin fillere vicdan mahfilinden baktığı görülmemiştir.

 

Hulasası;

 

            1000’lerce yıllık emek ve tecrübelerimizin gurur abideleri olan tarım ve hayvancılığımız; medeniyet değerlerimizin yok edildiği bu süreç ile birlikte bağımsızlık karakterimiz can çekişir hale getirilmiştir. 


                Elimizden alınan ve milletimize hayat sağlayan bu melekelerimizin kaybedilişi ile birlikte, kimliğimizin sırrı olan özgüven elbisemiz de özümüzden sökülmüştür. Bu iki essahlı milli melekemiz; adeta altımızdan çekilen ölüm sehpalarımız olmuştur ve kocaman bir hafızaya ve muhteşem bir medeniyet bedenine şimdilerde çaresizlik gömleği giydirilmiştir. 


               Çaresizlik gömleklerini; halkına lütfedilmiş bir ödül kaftanı olarak kabul eden kafalarla yönetilen yurdumuz, şimdilerde bir çilehaneye dönüştürülmüştür. Mazinin büyük bir devleti ve cihanşümul bir milleti, yardım ve iaşe serumlarıyla, makarna ve kömür paketleriyle damarından zehre müptela olmuş eroinmanlar gibi midelerinden hayat dermanına tutunmaya muhtaç edilmiştir. Üstelik bunu da ulvi sadaka müessesesini istismar ederek gerçekleştirmektedirler.   


               Sevabı olmayan bu sadaka ve yazılan bu ölüm reçetelerini bir peçete gibi buruşturup tarihin çöplüğüne atmak için şimdi ayağa kalmak zamanıdır. Ölüm uykusuna yatmış milletlerin tarihleri yoktur. Kahreden bu zelil sersemlikten kurtuluş için, bu mahmurluktan uyanmak için, başlarımızın bağlandığı boyunduruktan kurtulmak için, zincir ve tutsaklık kazıklarını köklerinden sökmek için başınıza buzlu su dökün, kafanıza akıl koyun, tabiri caizse kendinize çimdik atın ve hülasası kendinize gelin. Hoşça kalın. 

Önceki ve Sonraki Yazılar