1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Başbakan'a saldırının mesajı
Başbakan'a saldırının mesajı

Başbakan'a saldırının mesajı

Tahmin edildiği gibi Kastamonu saldırısının arkasından PKK çıktı.

A+A-

Eylemi gerçekleştiren grupla Kandil arasındaki telsiz görüşmeleri GES Komutanlığı tarafından kaydedildi. Bu aşamada bir sürpriz yok. Kaldı ki PKK'nın Karadeniz açılımı çerçevesinde bölgeye timler gönderdiği istihbaratı alınmıştı.

Peki ama doğrudan Başbakan'a saldırının amacı ne?

Yaklaşık 30 yıllık terörle mücadele geçmişimize rağmen maalesef PKK çok az tanınıyor. O yüzden de zaman zaman yanlış, zaman zaman da cahilce yorumlar yapılıyor.

Öncelikle şunu not edelim ve altını çizelim; kendi teröristine sahip olamayana terör örgütü demezler. Yani sağda solda patlayan bombalar ya da eylemlerden sonra örgüte müzahir çevrelerden yükselen 'bağımsız gruplar yaptı' türü açıklamaların kalori değeri yok.

PKK en basit tabirle düz bir örgüt değil.

Yani ne yapıp ne yapmayacağını öngöremezsiniz. Duruma göre şekil alıyor. Bugüne kadar yaşadığımız örneklerden hareket edersek öne çıkan özellikler şunlar.

PKK bir eylemi gerçekleştirdiği zaman duruma bakar. Eğer itibar kazandıracak bir eylemse anında üstlenir ve onun propagandasını yapar.

Eğer kamuoyunda ve tabanında kendini sıkıntıya sokacak bir durum yaşanırsa 'içimizdeki bağımsız grupların işi' deyip tepkiyi 'kurumsal kimlikten' kim ya da ne olduğu belli olmayan meçhul kişilere yönlendirir.

Bununla birlikte eğer eylem hiç savunulamayacak türdense yani Taksim'deki canlı bomba, İstanbul Güngören, Diyarbakır dershane önü bombalaması ve Geçitli Köyü katliamı gibi, olayı 'içimizdeki derin uzantılar yaptı'ya getirip yine meçhule havale eder.

Fakat saydığım tüm örneklerle ilgili kriminal çalışmalar gösterdi ki tüm bu eylemler bizzat emir komuta içinde Kandil'in bilgisi dahilinde yapılıyor.

Zaten daha önce de dediğimiz gibi 'kendi teröristine sahip olamayana terör örgütü denmez.' O yüzden 'derin yapılar ya da bağımsız gruplar' efsanelerine itibar etmemek lazım. Doğrudur, PKK içinde derin uzantılar vardır, zaman zaman örgüte hükmedecek kadar etkili de olmuşlardır. Ama tecrübe edinilen şey şu ki örgüt içindeki derin yapılar inisiyatiflerini stratejik konularda yapıyor.

Yani sahada değiller.

Başbakan'a yönelik suikast girişimine gelince. Neden şimdi ve neden polis PKK'nın hedefine yerleşti?

Kastamonu saldırısının hedefi tartışmasız bir şekilde Başbakan'dı. Örgütün hedefi Başbakan'a mesaj vermekti ve onu da Kastamonu gibi 'ilgisiz' bir şehirde eylem koyarak yaptı.

Dikkatli gözlerden kaçmamıştır. Son dönemde Öcalan'ın İmralı notlarının satır aralarında ilginç ifadeler var. Mesela kendisiyle yapılan görüşmelerin 'alt seviyede bürokratlar' tarafından yapıldığını, asker ve MİT ile temas kurabildiğini ama polisle başbakanın kendisini anlamadığını iddia etmişti.

Bu arada istihbarat birimlerine yansıyan 'görüşme notları' ile kamuoyuna açıklanan 'görüşme notları' arasında farklar var. Yani İmralı'da 'nabza göre şerbet verme' konusunda oldukça mahir.

İmralı bizzat Başbakan tarafından muhatap alınmak istiyor. Hatta şunu da söylemek mümkün, seçim öncesi hükümeti masaya çekme, kendi durumu üzerinden pazarlık yapma niyeti de var.

Ancak Başbakan önceki gün saldırı sonrasında 'biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık' şeklindeki açıklaması PKK'nın restine rest olarak görülebilir. Yani Başbakan'ın tehditlere ve saldırılara göre geri adım atmak gibi bir niyeti yok.

PKK'nın son dönemde polisi hedef almasının ardında da açılıma olan tepki ve KCK operasyonları var. Örgütte ve konuya gerçekten Fransız kalmış bazı yazarlarda polisin, özellikle de polis akademisinin süreci yanlış yönlendirdiği gibi bir algı var. Oysa KCK operasyonu da açılım da bir devlet politikası.

Kastamonu saldırısının şifrelerine dönersek.

PKK bu saldırı ile öncelikle kendi tabanına mesaj vermiş oldu. Seçim öncesi 'güçlüyüm, Türkiye'nin istediğim yerinde istediğim kişiye eylem koyarım' dedi.

Aynı zamanda toplumda güvensizlik duygusu oluşturup bunun da faturasını AK Parti'ye çıkartmak gibi bir eğilim var. Teröre karşı milliyetçi muhafazakâr tepkiyi artırarak sonuçta siyasi dengeleri AK Parti aleyhine bozmak da hedefler arasında. Yani Başbakan'ın konvoyu kadar seçim sandığı da açık hedefti.

Kaldı ki askeri operasyonlar sıklaşır, şehitler gelir, büyük şehirlerde bombalar patlarsa istenilen atmosfer doğal olarak oluşacaktır.

Dolaylı da olsa bu tip eylemlerle Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarının güvenlik zafiyetine neden olduğunu iddia edenler de olacaktır.

Peki bunun karşısında hükümetin tavrı ne olacak? Ya da ne olmalı?

Açıkçası hükümet çevrelerinden 'mitingleri iptal edelim, azaltalım' tarzı bir 'sesli düşünce bile' çıkmadı. Aksine teröre prim vermeme konusunda ağız birliği var.

Zaten Başbakan'ın 'biz bu yola kefenimizi giyerek çıktık' açıklaması bu politikanın yansıması. Kaldı ki Erdoğan'ı ve çizgisini bilenler 'zora karşı gelmesiyle yükseldiğini' bilirler.

Şu aşamada yapılacak olan şey belli. Bir yandan özgürlüklerin önünü açan düzenlemeleri yapıp çetelerle mücadele ederken bir yandan da teröriste prim vermemek gerekiyor.

Adem Yavuz ARSLAN/ BUGÜN

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.