• BIST 74.462
  • Altın 132,735
  • Dolar 3,5172
  • Euro 3,7848
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -8 °C
  • Konya -3 °C
  • İzmir 3 °C
  • Lefkoşa 11 °C

AYI

Gürhan GÜRSES

                         AYI

            “Çalı idi, çırpı idi, evim idi ya!
              Ayı idi, uyur idi, kocam idi ya!”
Bunu mutlaka duymuşsunuzdur bir yerlerden. Biz de duyduk ve naçizane hikâyesini yazalım dedik kendi üslubumuzca.

            Bu bir ayı hikâyesidir. Romantik bir şey beklemeyin.

            Gerçek hayatla alakası olmayıp tamamen hayal ürünüdür. Kahramanlar tanıdık gelebilir ama ciddiye almayın. Hiçbir iki ayaklı ile rabıta kurmayın bu yönde. Beş bölümden oluşmuştur.

YILDIRIM AŞKI

Ayının biri, adamın biri gibi oldu ya neyse! Günün birinde bir köyün etrafında, hangi köy olduğunu bilmiyorum, cirit atarken -ata sporumuzdur- köyün en güzel kızını görür ve onu çok beğenir. Ağzının tadını biliyor ayı oğlu ayı… Köyün en güzel kızı, “armudun iyisi” darbımeselinin ta kendisidir. Bunu da burada ilk defa açıklıyor, deşifre ediyorum.

Kız sahralarda gezinen ceylanlara teşbih edilse teşbih sanatı eksik kalır. Rüzgârda salınan servilere misal olarak gösterilse serviler utançlarından bir daha salınamazlar. Saçlarını ipek ile anlatmaya çalışsak ne yazık ki ipek ipekliğinden utanır. Bizim ayı ise tam ayı; kıllı mı kıllı, iri mi iri, uykucu mu uykucu, “yüz verirsen ayıya gelir eder ayıya” sözünün başkahramanı… Kader ağlarını örmüş, aşk kemendini dolamış boyunlarına. Hikâyede olsa, uyduruk da olsa AŞK, her yürekte cereyana sebep olur ve mantık dışı işler yaptırır mahlûkata.
            Kocaoğlan, hız mesafesine uygun olarak –bu da hızın yarısı kadar metre demektir- her canlının erkeğinin yaptığı gibi sırnaşır köyün en güzel kızının yanına arkadan ve “yanıma gel bal armudum!”diye seslenir aniden. Ve bir erkek bir bayana ilk kez; “bal armudum.” diye kur yapar böylece aşk âleminde. Bu söz bu hikâyecikten sonra yayılır kulaktan kulağa.
            Bizim ayı, kızın kaskatı kesilip olduğu yerde çakılıp kalığını görünce bal armudu görmüşçesine sevinir. Bunu yıldırım aşkı olarak idrak eder. Sevincinden eline geçirdiği koca koca taşları, kaya parçalarını atar uzaklara. Pençelerini açıp kıllı göğsüne vurur iki de bir. Homurtusu oradaki bütün canlıların kaçmasına sebep olur ya da korkudan hepsinin yerinde donakalmasına. Ayı ya! Nasıl sevineceğini bilemez. “Senden çocuğum olsun istiyorum gözleri senin gibi baksın istiyorum” diye haykırır kıza.

KADER
            Kızın nutku tutulmuştur bu olay karşısında. Eli kolu bağlanmıştır, dizlerinin bağı çözülmüştür ve donakalmıştır cansız bir kare gibi oysa. Bizim ayı, nutku tutulmuş olan köyün en güzel kızını ellerinden tutuğu gibi kendine çeker, kızcağız bir pelte gibi dökülür ayının kollarına, anlatı bu ya! Kızı kaçırır derken. Ayı gerçek ayı, mecazi olarak idrak etmeyin zinhar! Bayağı kıllı, kocaoğlan lakaplı, homurtulu ayı. Kız ise başına gelecek olanı anlar lakin elinden bir şey gelmez. Karşısındaki ayı oğlu ayı, ne yapsın ağlamayı. Bizim ayı, köyün en güzel kızını alıp dağların derinliklerinde gizli olan inine yok evine götürür. Hemencecik çıkar dışarı ve en yakındaki ağacın kovuğunda yuva yapmış olan yabani arıların peteklerini söküp getirir. Maksadı kıza hediye vermektir, maksadı köyün en güzel kızına olan sevgisini ona bu dünyadaki en tatlı şeyi vererek ifade etmektir. Lakin yaban arıları ayıdan önce gelip köyün en güzel kızını ısırır. Her gülün bir dikeni vardır, ayıyla yatan yaban arısına katlanır. Yaban arısı ayıya vız gelir tırıs gider ama kızcağıza hiç de öyle gelmez. Canı yanar, ruhu yanar köyün en güzel kızının. “Kader” der usulca, “kısmet!”der.

MEYİT

            Kızın kaybolduğunu anlayan ve onu çevrede dolaşıp duran çapkın bir ayının kaçırdığına inanan avcılar peşin sıra takibe başlar bizim ayıyı. Günler günleri kovalar, haftalar haftaları. Bulamazlar bizim ayı ile kaçırdığı köyün en güzel kızını. Günlerin haftalara, haftaların aylara tekabül ettiği zamanda izlerini bulur avcılar bizim genç çiftin. Bir anda tedbirsiz ve tedariksiz olarak eli silahlı avcıları karşılarında gören kız ve artık kocası olan ayı mutlak sonun yaklaştığını anlar. Ayı son bir defa bakar muhterem eşine ve “Bal armudum buraya kadarmış.” der. Kızcağız tam bağırıp; “O benim kocam, dokunmayın ona, kıymayın lütfen.” diyecekken nutku tutulur. Kız bunları söyleyememenin sıkıntısı içinde avcıların kocasını kurşun yağmuru ile yere sermesini de canlı olarak görür.   Kızın gözleri büyür de büyür, beti benzi atar. Boş bir çuval gibi yere yığılır. Bağdan gelip dağdaki ayıyı öldüren ve büyük bir zafer kazanmış gibi böğüren avcılar, ayı tarafından kaçırılan ve nutku tutulup bayılan köyün en güzel kızını alıp baba evine götürürler hemen.

AĞIT
            Kızı evine getirirler getirmesine ama kız sabah akşam ağlayıp sızlar o günden sonra. Sel gibi yaş boşanır kızın göz kaynaklarından. Bu gözyaşları tabiatta bir dengesizlik yaratır mevsimsiz seller basar her bir yeri. Kimse bir mana veremez buna. Hatta bazıları kendi aralarında;

“Densize bak, ayıdan kurtardık ama güleceğine ağlıyor.” diye dedikodu yapar. Bir diğeri:  “Kim ayının ağız kokusunu çeker ki! Peh!” diye yere tükürük fırlatır. Bir başkası ise;  “Ömür boyu bir in de yaşasaydı aklı başına gelirdi.” diye tepkisini sert bir şekilde söyler.
            Kızcağız ise tüm bu söylenenlerin dışında başka bir âlemde ayının hayali ile sermest idi. “Çocuğumuz olacaktı” adlı şarkıyı dinler her daim. Müteveffa kocasının kendisine vermiş olduğu ilk balı hatırlar, ilk ve son “bal armudum” deyişindeki zarafeti…

 Ve birisinin bunu sormasına değin mütemadiyen ağlayıp durur. Günlerce ağlar haftalarca hem de… Kimse sormadı ama neden ağladığını? İçindekileri bir atabilse rahatlayacaktı kız. Herkes bir ayının arkasından ağlamanın akıl işi olmadığına inanıyor, bu kadar gözyaşının bir ayıya değmeyeceğini konuşuyordu. Oysa kız, uçurum dibinde biten eşsiz ve nadide çiçekleri kendisine getirip veren bir ayının bu şekilde düşünenlerden daha insancıl olduğunu, en bakir kayalıklarda yuva yapan arıların peteklerindeki en güzel balı alıp kendisine yediren ayının cömertliğinin kimsede olmadığını söyleyemiyor, şafak sökerken yapraklar üzerindeki çiğ damlalarını toplayıp kendisine içiren ayıdaki kadirbilirliğin başka hangi mahlûkta olduğunu soramıyordu. Ki söylese ya da sorsa ne olacaktı ki!

VEFA

Vefa sadece İstanbul"da bir semt adı değilmiş.

            Derken gün be güne eriyen ve tükenen kızın bu haline ninenin biri üzülür ve yanına sokularak;  “Hayırdır kızım, neden ağlıyorsun?” diye sorar. Bizim, ayının kaçırdığı köyün en güzel kızı ağlamasını keser ve ilk defa birisinin insan gibi yaklaşıp işten de olsa haybeden de olsa sormasına sevinerek taziyesini bitirir.

            Ve bunu fırsat bilerek döktürüverir aşağıdaki söz incilerini irticalen:
“Çalı idi, çırpı idi, evim idi ya!

Ayı idi, uyur idi, kocam idi ya!”
           
Ayı da olsa koca kocadır değil mi? Çerden çöpten de olsa insanın evi gibisi var mıdır?  Şimdi daha bir sarılın eşinize, daha bir ısının yuvanıza.

Yani ez cümle mutlu olun elinizdekilerle.

 

 

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Gazete Turka | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Haber Yazılımı: CM Bilişim