1. HABERLER

  2. KÜLTÜR-SANAT-SİNEMA

  3. Asr-ı Seyda kitabının yazarı Sadiye Erol Aykaç ile röportaj
Asr-ı Seyda kitabının yazarı Sadiye Erol Aykaç ile röportaj

Asr-ı Seyda kitabının yazarı Sadiye Erol Aykaç ile röportaj

ASR-I SEYDA kitabının yazarı olan Sadiye Erol Aykaç ile yaptığımız röportaj.

A+A-

Sadiye Erol Aykaç tarafından kaleme alınan ve Sinan Yağmur'un destek verdiği Asr-ı Seyda kitabının yazarı ile sohbet ettik. İşte son günlerin en çok konuşulan kitaplarından biri olan Asr-ı Seyda'nın yazarı Sadiye Erol Aykaç.

Gazeteturka: Sadiye Hanım kendinizden bahsedermisiniz; Sadiye Erol Aykaç kimdir?

Sadiye Erol Aykaç: 1978 yılında Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde doğdum. Altı yaşına kadar orada yaşadım, daha sonra dedem Seyda Hz.'nin isteği üzerine, babamın işleri dolayısı ile Şanlıurfa’ya taşındık.

Güneydoğuda ve Doğu Anadolu'da halkın konuştuğu dil Kürtçedir. Ben de bir çok insan gibi hem köyden gelmem, hem de ana dilim Kürtçe olduğu için tek kelime dahi Türkçe bilmiyordum... Urfa'ya taşındığımızda babamın öğrettiği Türkçe kelimelerle bakkala, fırına gidiyordum daha sonra okula başladım.
Öğretmenim, idealist  bir öğretmendi ve okuldaki tek arkadaşımdı, diyebilirim. Türkçe bilmemem onun için hiç sorun olmadı, çok anlayış gösterdi. Fakat sınıfımızdaki öğrenciler ve  tüm okul bu  durumu öğrenince epey bir alay konusu olmuştu, o dönemler Türkiye çok çalkantılı olduğu için direkt etiketlenmiştim.
Bütün yıl, her gün okulda ağladım. Öğretmenim beni koruyup kolluyordu, fakat sınıf arkadaşlarım hiç öyle değildi. Kısa sürede Türkçe okumayı yazmayı öğrendim ama hala yeni dil öğrenen bir çok insan gibi konuşma güçlüğü çekiyordum. Sonra yaz tatili geldi ve biz o yazı Menzil'de geçirecektik. Onca zorluklardan sonra Menzil benim özgürlüğe açılan kapım olmuştu. Oyundan arta kalan zamanlarda Menzil'de Dergah'a gelen, özellikle İstanbullu sofileri seçiyor ve onlarla Türkçe konuşuyordum.
Üç ayın sonunda İstanbul Türkçesini öğrenmiştim, çünkü Urfa'da dile şive hakim olduğu için kitaplarda okuduğum Türkçe çok farklıydı ve ben İstanbul Türkçesi konuşmak istiyordum. İkinci sınıfa başladığımda artık bambaşka biriydim ve ilkokul bitene kadar okulda tüm etkinliklerde, ismim ilk sıralarda geçiyordu.
İlkokuldan sonra okumayı çok istedim ama Seyda Hz. okula gitmeme müsaade etmedi. Hem başörtüsü hem de bulunduğumuz konum buna müsait değildi. Seyda Hz. "Menzile gelsin" dedi. Dört yıl dedemin gözetiminde Menzil'de kaldım. Önce Kur'an dersleri ve talimle, ilim öğrendim. Eve döndükten bir yıl sonra Seyda Hz. vefat etti. Benim ilim aşkım ise onun boşluğunu dolduran yegane dayanağım oldu. Bu güne kadar bazen özel hocalar eşliğinde, bazen de kendi gayretlerimle hiç bir zaman okumaktan ve yazmaktan kopmadım. 

Gazeteturka: Doğuda yaşıyorsunuz; doğuda yasayan kadınların az çok yaşam standartlarını biliyoruz. Siz tabuları yıkmaya nasıl karar verdiniz?

Sadiye Erol Aykaç: Yirmi üç yaşıma kadar Güneydoğu'da, evlendikten sonra Doğu Anadolu'da yani Van'da yaşadım. Kırsal kesimlerde tabudan ziyade, gelenekler hakimdir ve geleneğine bağlı olmayanlar toplum tarafından dışlanır. Biraz boyun eğiş biraz da kabulleniş diyelim.
Benim yaşadığım çevrede de bu gelenekler vardı fakat geleneğe bağlılıktan önce bizim İslam'a bağlılığımız vardı.
Ailemin kadınlarından yaşları bizden büyük olanların çoğu okuma yazma dahi bilmezler. Fakat benim yaşıtlarım ve sonrası ilkokula kadar okuyorlar.  Sonrasında dini anlamda daha çok pratikten eğitimlerini alıyorlar. 
Yıllarca okula devam etmeyen insanları cahil olarak gördüler fakat tahsil görüp öğrendikleriyle amel etmeyen insanları gördüğümüzde, okul okumayıp kendini her anlamda yetiştiren kadınlarımız onların yanında çok daha makbul kimseler gibi duruyorlar.
İnsanlar çoğunlukla meslek sahibi olmak için ilkokuldan sonrasını okurlar fakat bizim kadınlarımız ev hanımlığını meslek olarak seçerler. Dünyada doktora, öğretmene ihtiyaç olduğu kadar ev hanımlığına da ihtiyaç var. Kimi başkaları için çalışmak ister, kimi kendi için, insanların tercihlerine saygı duymak gerekir.  işte burada ben fikir olarak birazcık  yetiştiğim 'kalıpsal toplum'dan ayrıldım, öğrendiğim bilgilerle asla yetinmedim, bilginin ruhunu merak ediyordum. Örneğin; namaz farz bunu hepimiz biliyoruz fakat ben namazlarda neden secde, rüku gibi hareketleri yapmamız gerektiğini, Kuran’ın sadece okumak için mi indirildiğini, manasını, özünü, ayetlerin indiriliş sebeplerini de merak ediyordum. Eğer merak  varsa, bütün tabular kendiliğinden yıkılıyor.
Kalbimde taşıdığım ilim aşkına babam çok destek oldu. Evlendikten sonra eşim ve kayınpederim, üçü de ilme aşık ve donanımlı olduğu için asla önümde durmadılar. Karşı dursalar bir şey değişir miydi diye çok düşündüm, sonra anladım ki 'kaderimizde olana yürürdük ve kaderde karar kılana', Allah çok yardım ediyordu.

Gazeteturka: Seyda Muhammed Raşid Hz kimdir?

Sadiye Erol Aykaç: Seyyid Muhammed Raşid Hz öncelikle nesep bakımından Hz Hüseyin'in soyundan gelmiş bir Seyyid'tir.  Allah aşkı ile yaşamış ve ömrünü bu yola vakıf etmiş, halk içinde bir Hak dostuydu. Yaşadığı zamanı değerlendirdiğimizde kitabımızda da belirttiğimiz gibi onun zamanı "Allah" dahi denmesinin yasak olduğu ve değil alim kendi halinde bir müslümanın bile bir çok zulme maruz kaldığı, darbe üstüne darbe yapılan, askeri yönetimin olduğu yıllardı gerek o zamanın yönetimi ve gerek bazı alimlerin kıskançlıkları sebebi ile hem zahiren, hem batınen çok eziyet gördü. Fakat o hiçbir zaman bundan şikayet etmedi.
"İmtihan" dedi sabretti ve Allah yoluna insanları davet etti. Üstelik söz ile değil "Hal" ile. O'nu bir çok veliden ayıran en belirgin özellik buydu. Çok az konuşur ama binleri, milyonları etrafına toplardı. 'Alim' dediğimiz kesim,askeri  darbenin etkileriyle sakalını kesip, sarığını çıkartarak gizlenirken, O en doğal haliyle, insanların içinde yaşıyordu. Seyda Hz. hakikaten merak edilecek, hayatı ibretlerle dolu bir zat. Onun için kitabımızı okuduktan sonra inşallah Seyda Hz.ni Menzil Şeyhi diyerek yaftalayan kesimler. O'nun bir 'gönül sultanı' olduğunu anlayacaklar. Çünkü kitapta her anlamda bir çok kritik ve yorum yaptık.

Gazeteturka: Araştırdığım kadarı ile hem siyaset, hem sanat camiasından, kitabınız Asr'ı Seyda'ya ilgi var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Sadiye Erol Aykaç: Kitap çıkalı henüz üç ay bile olmadı. Tepkiler elbettte çok güzel, Seyda Hz. vefat edeli yirmiki yıl gibi bir zaman oldu. Bu zaman zarfında onu ilmi, yahut kültürel açıdan ele alacak, tanıtacak her hangi bir faaliyet olmadı. Onun hayatını yazacak benden kat kat donanımlı insanlar var; belki çok daha fazlası ile layık olanlar var. Bir çok zaman bu soruyu kendime de sordum; sonra cevap kendiliğinden geldi. Layık olan her insan, bazen layığını bulamıyor. Evet ben layık değildim; fakat bana nasip oldu. Ben nasibe çok inanırım, kitabımın başında da yazdığım gibi "nasip bize gelmez biz nasibe gideriz." 
İlk, Seyda Hz. nin hayatını yazmak fikri aklıma geldiğinde 'çok haya' etmiştim. Fakat hemen her gece gördüğüm rüyalar ve yaşadığım hadiseler hep onun hayatını yazmaya yönlendirdi.
2002 yılında bir girişimde bulundum, o zamana göre orijinal bir fikir olan, fotoğraflar eşliğinde biyografik bir albüm hazırladım ve önemli bir yayınevinde yayınladım, fakat bazı koşullar ve özellikle ekonomik kriz Türkiye'yi her anlamda felç ettiği için maalesef kitabımı istediğim şekilde kitlelere ulaştıramadım. Aradan uzun yıllar geçti.  Fakat hiç unutmadım, "onu bütün dünya tanımalı" sesi içimde yankılanıyordu. Okuduğum, öğrendiğim her şeyi sanki Seyda Hz  için saklıyordum.
Geçen yıl zamanı geldiğini düşünerek, tekrar girişimlerde bulundum. Fakat doğru insanlar ve doğru yayınevi ile çalışmak istiyordum. Bir vesile ile Sinan Yağmur ile iletişime geçtim. Ben klasik bir biyografi tasarlıyordum, fakat bir yandan da "onu bütün dünya tanımalı" isteğimi Sinan Hocamıza ilettiğimde "Seyda Hz.ni her kesim tanısın istiyorsan bu kitabı roman olarak yazmalısın" dediğinde, benim için hem zor bir süreç, hem de yazım hayatım için bir dönüm noktası başladı.
Dört ay gibi bir sürede yazım aşaması bitti ve öncelikle Sinan Yağmur'un onayı ve Kapı Yayınlarının teveccühü ile kitap severlere sunuldu. Üç ay geçmesine rağmen fazla kitap okumayan bir ülkeye göre şu anda tepkiler oldukça iyi. Dediğiniz gibi sanat ve siyaset çevresi de teveccüh gösterip kitabı okudular beğenilerini dile getirdiler. Çünkü Seyda Hz.ni herkes merak ediyordu. Fakat ulaşacakları yazılı bir kaynak yoktu. İnanıyorum ki kitabımız bu boşluğu fazlası ile doldurdu. İnşallah bir çok insan benim gibi içinde yıllardır taşıdığı hasreti, aşkı ve Seyda Hz ile ilgili o güzel menkıbeleri gelecek nesillere de armağan eder. Çünkü Seyda Hz.nin sevgisi hiç bir sevgiye benzemiyor. Onun yüzüne bakıyorsunuz; canınız namaz kılmak, tesbih çekmek, Kur'an okumak istiyordu.  O bir Allah dostu değildi sadece, insanlarla bu dostluğu paylaşan Allaha da dost eden bir zattı.

Gazeteturka: Kitabınız ilgi gördü. Peki kitabınızın devamı olacak mı?

Sadiye Erol Aykaç: Bunu söylemek için çok erken, zaman gösterecek. Seyda Hz.nin ben anladığım kadarını yazdım. Fakat sonrasında nasip olursa çıkacak kitaplarımın da kaynağı tasavvuf olacak, fakat yozlaştırılmış bir tasavvuf değil. Son zamanlarda mistisizmden türeme fikirlerle örneğin; hayatını değiştirme kalbini değiştir gibi sözlerle tasavvuf çok farklı boyutlara geldi.
Tasavvuf aslında kalbin değişimini, hayatın değişimine götüren, İslam'ın manevi hali. Yani tasavvuf Allah'a dost olmayı, Allah'a aşık olmayı temel alır ve bu aşıklık sayesinde kulu ibadet etmeye yöneltir. Tasavvuf kendi alanında çok zengin imgelere sahip iken, edebi anlamda çok zayıf kalmış. Benim varmak istediğim yer Seyda Hz.nin hayatı üzerinden, tasavvufu günümüz edebiyatı ile buluşturmak ve doğru bir şekilde aktarmak.

Gazeteturka: Ben Asr'ı Seyda kitabını okudum. Kitapta insanı manevi anlamda harekete geçiren çok güzel tasvirler ve hikayeler var. Okuyucularınızdan ne tür tepkiler alıyorsunuz?

Sadiye Erol Aykaç: Kitabı okuyanlar sadece Seyda Hz.nin müritleri değildi.  Onu tanıyanlardan ziyade Seyda Hz.nin adını duymuş fakat onu doğru şekilde tanımamış insanları göz önünde bulundurarak yazmaya gayret ettim ve bunu hedefledim. Seyda Hz.ni görenler ve tanıyanlar için bu kitap hasretin tercümanı oldu. Gözyaşları ile okuduklarını dile getirdiler.

Seyda Hz.ni duyan ama tanımayanlardan gelen tepki ise insanların çoğu zaman, tuzağına düştüğü önyargı illetinden kurtulmaları oldu. Kitabı okuduktan sonra namaza başlayanlar, başını örtenler, bir Allah dostuna bağlanmak isteyenler çok oldu. Kısaca kalbin uyanışında, mahmurluğu üstünden atamayanlar için bir enerji, harekete geçme kaynağı oldu.

Kitabı çok güzel yazmışsınız gibi klasik söylemlere de hep şu cevabı verdim. "Anlatılan güzel olunca anlatana da o güzellik sirayet ediyor." Benim bu kitaba katkım; belki edebiyatın roman türünü anlatımda ön planda  tutmamdı. Malzemeler fazlasıyla elimde vardı ve ben o malzemelerle kendi tarifimle ve sunumumla o güzelliği yansıttım. Belki Seyda Hz.nin hayatından bir hisse kapmak, okuyanlardan da dua almaktı isteğim.

Gazeteturka: Kitabınızın tekrar hayırlı olmasını diliyoruz. Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Sadiye Erol Aykaç: Ben teşekkür ederim. Tüm dostlarımıza selamlar iletiyorum.

haber-resim2.jpg

 

Gazeteturka.com

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum