1. HABERLER

  2. DÜNYA

  3. ‘Arap Baharı’nda Batı’nın rolü
‘Arap Baharı’nda Batı’nın rolü

‘Arap Baharı’nda Batı’nın rolü

ABD ve Batı olayların tek hâkimi değil. Olayları manipüle etmeye, belli bir yöne doğru çekmeye çalışıyorlar.

A+A-

‘Arap Baharı’nda Batı’nın rolü



Ortadoğu artık eskisi gibi olmayacak. Nasıl olacak bilen yok ve herkes kendi senaryosunu bölgede hayata geçirmeye çalışıyor, ancak bilinen bir şey var ki eski Ortadoğu tarihe karışıyor. Yemen’den Libya’ya ve Suriye’ye ayaklanma ateşinden nasibini almamış neredeyse bir tek ülke bile kalmadı. Peki, bu ayaklanmalarda ABD’nin ve Batı’nın rolü nedir? Ayaklanmalar gerçekten ‘Arap Baharı’ mı, yoksa dış kaynaklı istikrarsızlaştırma operasyonları mı?

Fren kalkınca

Daha ilk günden söyledim, “Ortada bir Arap Baharı değil, ‘ABD kontrollü isyanlar’ var” dedim. Bugün de kanaatim değişmiş değil. Evet, Arap ülkelerinde ayaklanmak için hemen her sebep vardı. Zulüm, baskı, her türlü adaletsizlik, işsizlik, kontrolsüz büyüme ve daha pek çoğu. Ancak bir ülkede ayaklanma olması için bu sebepler yeterli değildir. Hele hele bir rejim 40 yıl neredeyse sorunsuz yaşıyor ve 41. yılında halk ayaklanmaya karar veriyorsa bunu tetikleyen ve kolaylaştıran başka nedenler de olmalıdır. Ortadoğu örneğinde olayların aslında çok önce olması gerektiği, birilerinin bölgede bugünküne benzer olayların çıkmasını engellediği, baskıladığı anlaşılıyor. Bu güç büyük oranda dış kaynaklıdır. Başka bir deyişle Arap Baharı’nı bugüne kadar geciktiren, onu adeta frenleyen Batı’dır. Son olaylarda ise özellikle ABD, o ana kadar sıkı sıkıya basılı tuttuğu freni kaldırmıştır. Çünkü Soğuk Savaş boyunca Batı’ya hizmet eden diktatörlükler yeni dönemde Batı karşıtı ve şiddet yanlısı fikirlerin yeşermesine yol açmıştır. Öyle ki Hamas ve Hizbullah örneklerinde görüldüğü üzere içi boşalmış kof Arap rejimlerinin yerlerini radikal-dinci ve Batı karşıtı gruplara terk edeceği düşüncesi Amerikalıların korkulu rüyası haline gelmiştir. 11 Eylül’le bu korku kâbusa dönmüş, önce bölgeye doğrudan müdahale eden ABD, Irak bataklığından sonra bu işin böyle olmayacağını anlayarak yeni formüller aramıştır. Obama döneminde bulunan formül ise “İslamcılar tarafından kolayca yıkılacak rejimleri korumanın anlamı yok, bırakalım yıkılsınlar, yerlerine Batıcı ama seküler rejimleri biz kuralım” şeklinde olmuştur. Şu an uygulanan senaryo da budur.

Tabii bunu söylerken her şeyi ABD yaptırıyor, tüm kontrol onda demiyoruz. Herkesin bir planı vardır, ancak iş uygulamaya gelince sahada çeşitli zorluklar ortaya çıkar ve işler her zaman istediğiniz gibi gitmez. Örneğin Libya’da planlar Tunus ve Mısır’daki kadar kolay gitmedi. Çünkü bir süreci başlatınca çok farklı dinamikler devreye girer. Kısacası hayat mutlak anlamda kontrol edilebilir değildir, ancak senaryosu ve onu uygulamak için gerekli iradesi, imkânı ve insan gücü olan her zaman bir adım öndedir.

Kırk satır mı...

Ortadoğu’da dış güçler son olaylarla önce rejimler üzerindeki korumayı kaldırmıştır, diğer taraftan kendi seçtikleri muhaliflere tam destek vermişlerdir. Bazı yerlerde muhalifler parayla, bazısında ise silahla desteklenmiştir. Mısır’dan Libya’ya, Yemen’den Suriye’ye kadar hemen hemen tüm Arap dünyasında rejim karşıtları ABD tarafından destekleniyor. Bu iş için çok büyük bütçeler ayrılmış durumda. Bu bütçelerin bir kısmı gizli, bir kısmı ise aleni. Örneğin Libya’lı muhaliflerin siperlerinde iki bayrak göze çarpıyor, biri Kral İdris’in bir dönem kullandığı eski Libya bayrağı, diğer ise ABD bayrağı.

ABD ve Batı olayların tek hâkimi değil. Olayları manipüle etmeye, belli bir yöne doğru çekmeye çalışıyorlar. Bu nokta tüm Arap rejimlerini Batıcı, seküler ve belli oranda Demokrat yapmak. Bunun için ise Arapların önünde 2 yol var: Ya Tunus ve Mısır gibi silahsız bir devrimi kabul edecekler, ya da Kaddafi gibi direnecekler.
 

Sedat LAÇİNER/ STAR

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.