1. YAZARLAR

  2. Fahrettin KORKMAZ

  3. ARAP BAHARI TÜRKİYE’NİN KIŞI OLMASIN…
Fahrettin KORKMAZ

Fahrettin KORKMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

ARAP BAHARI TÜRKİYE’NİN KIŞI OLMASIN…

A+A-

ARAP BAHARI TÜRKİYE’NİN KIŞI OLMASIN…


           
Bugün Libya için, Mısır için, Suriye için ve Basra Körfezinden Cebel-i Tarık Boğazı’na kadar harekete geçmiş emperyalist güçler, aslında yarınların provasındadırlar. Aslında Büyük Ortadoğu Projesi (BOP); zengin ve stratejik değerlere malik, Türkiye coğrafyasına çöreklenme niyetinin adıdır. BOP; karanlık bir projenin adıdır. Bu karanlık projenin omurgasına ise, bir daha Türklere karşı mağlup olmamak için tüm riskleri bertaraf etmenin aşama ve çalışmaları monte edilmiştir. 


            BOP; İran’ın batısını, Irak’ın kuzeyini, Suriye’nin kuzeyini ve Türkiye’nin Güneydoğusunu milyonların kanına mal olsa da, Irak ve Libya benzeri saldırganlıklarla ve güç kullanarak kopartarak, sözde Özgür Kürdistan’ı kurma hayalinin adıdır. BOP’ un son tekâmül safhası ise, bu muhayyel Kürt devleti’ni de Büyük İsrail’e savunma kalkanı yapma planlamasıdır. 

            Şimdi bütün bu gerçekler orta yerde dururken, bu tehlikelere dikkat çekecek yazarlar, mütefekkirler, çizerler, entelektüeller ve siyasiler nerede? Bu ülkenin geniş sivil inisiyatifleri, muhalefet liderleri, şairleri ve toplum önderleri neredeler? 


            Tehlike; 18 Mart 1915 tarihinde yakın ufkumuza kadar yani Çanakkale önlerine kadar demir atmış ve bir milleti kanla boğmaya yeminleşmiş Haçlı İttifakı’nın saldırgan armadaları kadar yaklaşmışken, BOP’ un tehdidinin ve tehlikesinin farkında olan kim var etrafımızda. 


            Tarih boyunca kendi meselelerini kendisi çözebilme yeteneği ile bilinen milletimizin pusulasının cıvasına su karıştırılmıştır ve direnç kimyası dumura uğratılmıştır. Artık Amerikan planlarının içerisinde pekâlâ yer alabiliyoruz. Fikir orijinalitesi yerli ve milli olmayan Kürt açılımı ile medeniyet değerlerimize çalım atabiliyoruz. Ermeni açılımı ile temiz tarihimiz ve cihanşümul değerlerimizi zan altına koyabiliyoruz. Kıta sahanlığı açılımlarıyla, siyasi ve savaş teknikleri açısından Osmanlının son dönemlerindeki dehasının bile çok gerilerine savrulabiliyoruz. Kıbrıs açılımıyla Preveze’nin ve 1974’ün ruhu ile tenakuza düşebiliyoruz. Türk Ordusu’na bir madalya gibi yakıştırdığımız “Peygamber Ocağı” payesini Ergenekon tertipleri ile ayaklarımızın altına alabiliyoruz. Ülke değerlerimizi özelleştirme oyunları ve oyalamalarıyla 9–10 yıl içerisinde eritebiliyoruz. Coğrafyamızın tüm zenginliklerini; çıkartılan 5177 sayılı maden yasasıyla Amerikan, İngiliz ve İsrailli 350 maden şirketine 50 yıllığına amade edebiliyoruz. Ancak bütün bunlardan kime ne? Ve bütün bunlardan kimler haberdar ki?


            Savaş neredeyse avlumuzun cümle kapısına kadar dayanmıştır. Yakın komşularımızın dağlarında emperyalizmin demirden yarasaları kol geziyor, şehir ve caddelerine alev topları yağdırıyor. Özgür sularına cehennem kusan haçlı donanmaları demir atmıştır. Medeniyet denilen bu vahşetin canavar kruvazörleri namlularını Müslüman bedenlere ayarlamakla meşguldür. Ancak bütün bunlardan kime ne? Ve bütün bunlardan kimler haberdar ki?


            1915 de olduğu gibi saldırı tamtamları kapımıza dayanmışken, Amerikan tertipleri ile 1.150 yıllık ordu teşkilatımızı imha etmek isteyenlere kirli vicdanlar çanak tutmaktadır. Bu uyku hali ve gaflet bu şekilde devam ederse, yakın gelecekte emperyalistlerin silahlı saldırılarına karşı koyacak ne ordu ne de halk direnci bulamayacağız. Böyle bir saldırı halinde halkın da, Ordu’nun da düşmana karşı koyma iradesi ayakta ve güçlü olması gerekirken, bu irade bir şekilde yok edilmektedir. Neredeyse bir zamanların bu iman coğrafyasında böyle bir saldırıyı bile demokratikleşememe beceriksizliğimize dayandırarak, haklı çıkartacak ılımlılaşmış, gevşemiş ve hamurlaşmış bir omurgasız irade hortlatılmıştır. Neredeyse insan haklarına riayet edemediğimizden dolayı NATO güçlerini kendimizi terbiye etmeye davet edecek dirayetsiz siyasilerin sivil mucitleri olacağız. Neredeyse ülkemizi savunmak için milli direnç ve güçlerimizi harekete geçirmek yerine, dişlerine haçlı kinini azıya almış medeniyet ve demokrasi havarilerine kucak açacağız. 

            Hiç, ama hiçbir zaman unutmamalıyız ki; bizler ellerimizi kardeşlik duygularımızla birleştirmediğimiz ve biri birimize olan güvenimizi bin yıldır olduğu gibi, yine aynı ruh ve inanç havuzunda perçinlemediğimiz takdirde, “Emperyalist güçler” ve “Kan emiciler” pis ellerini bu topraklar üzerinden çekmeyeceklerdir. Ölüm uykusuna yatmış milletlerin tarihleri yoktur. Bugün Orta doğuda, Kuzey Afrika’da, Irak’ta ve Suriye’de BOP adına sahnelenenler, nihai anlamda haçlı kininin Türkiye saldırganlığının provasından başka bir şey değildir. 1000’lerce yıllık emek ve tecrübelerimizin gurur abideleri olan tarım ve hayvancılığımız; medeniyet değerlerimizin yok edildiği bu süreç ile birlikte bağımsızlık karakterimiz can çekişir hale getirilmiştir. 


                Elimizden alınan ve milletimize hayat sağlayan bu melekelerimizin kaybedilişi ile birlikte, kimliğimizin sırrı olan özgüven elbisemiz de özümüzden sökülmüştür. Bu iki essahlı milli melekemiz; adeta altımızdan çekilen ölüm sehpalarımız olmuştur ve kocaman bir hafızaya ve muhteşem bir medeniyet bedenine şimdilerde çaresizlik gömleği giydirilmiştir. Çaresizlik gömleklerini; halkına lütfedilmiş bir ödül kaftanı olarak kabul eden kafalarla yönetilen yurdumuz, şimdilerde bir çilehaneye dönüştürülmüştür. Mazinin büyük bir devleti ve cihanşümul bir milleti, yardım ve iaşe serumlarıyla, makarna ve kömür paketleriyle damarından zehre müptela olmuş eroinmanlar gibi midelerinden hayat dermanına tutunmaya muhtaç edilmiştir. Üstelik bunu da ulvi sadaka müessesesini istismar ederek gerçekleştirmektedirler. 

 

            Sevabı olmayan bu sadaka ve yazılan bu ölüm reçetelerini bir peçete gibi buruşturup tarihin çöplüğüne atmak için şimdi ayağa kalmak zamanıdır. Ölüm uykusuna yatmış milletlerin tarihleri yoktur. Kahreden bu zelil sersemlikten kurtuluş için, bu mahmurluktan uyanmak için, başlarımızın bağlandığı bu boyunduruktan kurtulmak için, zincir ve tutsaklık kazıklarını köklerinden sökmek için başınıza buzlu su dökün, kafanıza akıl koyun, tabiri caizse kendinize çimdik atın ve hülasası kendinize gelin. Hoşça kalın. 

 

                                                                                                                 

Önceki ve Sonraki Yazılar