1. HABERLER

  2. MEDYA

  3. Akit yazarından +18'lik köşe yazısı!
Akit yazarından +18'lik köşe yazısı!

Akit yazarından +18'lik köşe yazısı!

Akit Gazetesi'nin yazarı Hasan Karakaya, yazısında 'kahpe, fahişe, köpek, sidikli' gibi ifadeler kullanarak +18'lik ibaresi bile az gelecek bir üslup kullandı.

A+A-

Hasan Karakaya'nın Akit'teki yazısı:

Aynen başlıktaki gibi;

“Kalem fahişeleri”nden de,

“Kelâm fahişeleri”nden de bıktık...

Hem bıktık, hem cevap vermekten yorulduk... O kadar “yalan” uyduruyorlar, o kadar “palavra” yumurtluyorlar ve olan-biteni o kadar “çarpıtıyorlar” ki, birine yetişsen, diğerine yetişemiyorsun!..

Yetişemediğimiz durumlarda da diyorlar ki; “Bak, cevap veremediler!.. Demek ki, yazdıklarımız doğruymuş!”

Dedim ya;

Hangi birine yetişeceksin!..

Dört bir yandan;

“Yalan fışkırtıyorlar!”

“Ağız”larından da, “mabad”larından da, cıvık cıvık yalan fışkırtıyorlar!..

Hadi, kendimize yönelik “çemkir-me”lerden vazgeçtik; ama bir yandan “Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzde 52 oyla seçilmiş Cumhurbaşkanı”na, bir yandan “Hükümet”e bir yandan da “AK Partili Milletvekilleri”ne öyle bir saldırıyorlar, öyle bir “bel altı vuruyorlar” ki, biz “doğru”ları anlatmaya fırsat bulamadan, onların “yalan”ları dünyayı dolaşıyor!.. 

SİDİKLİ VE DALAKSIZ!

Hele bir “yaratık familyası” var ki, sürekli “şekil” değiştiriyor!..

“Bukalemun” desen, Bukalemun’u da sollar!.. 

Öyle ya, “Bukalemun” dediğin, nihayetinde, duruma göre “renk” değiştirir!..

Ama bu “yaratık”lar, sürekli “gen” değiştiriyor, sürekli “yön” değiştiriyor ve bir türlü ele-avuca gelmiyor!..

“Civa” gibiler!..

Hangi “kaba” girerlerse, pardon “hangi kucağa otururlarsa”, hemen onun şeklini alıyorlar!..

Bu mahlûkat;

“Sidiklilik çağı”nda, yani 13-14 yaşlarında iken, “İmam Hatipli” idi... 

“Dalaksızlık” çağında ise, “jigolo” oldu, “annesi yaşındaki kadınlara bile sarkmaya” başladı!..

Bakmayın “annesi yaşındaki kadınlar” dediğime, “ninesi yaşındaki kadınlara” bile ağzının suyu aktı!..

Anlayacağınız;

Sadece “dalaksız” değildi!..

Aynı zamanda “midesiz”di!..

Sadece “gerdan”ları değil, ellerinin üstü bile “kaplumbağa derisi”ne dönmüş kadınlara bile sarktığına göre, “midesi hayli geniş” olmalı!..

Her neyse!..

Mide, onun midesi!..

İşte bu yaratık; “sidikli” ve “dalaksız” dönemlerini atlattı, şimdi de “omurgasızlık” dönemini yaşıyor!..

“İnsan” dediğin; “Çocukluk, Gençlik, Olgunluk ve Yaşlılık” dönemlerini yaşar, sonra da dünyaya veda eder!..

Ama bu yaratıklar;

Önce “Sidikli” idi!.. “Misafir oldukları evin yataklarını ıslatırlar” ve ev sahibi kadıncağıza zahmetler yaşatırlardı!..

Sonra, “İnfaz ederler” korkusuna kapıldı ve “askere gitmemek” için, hastaneye yatıp, “dalağını” aldırdı!..

Artık, “dalaksız”dı!..

Şimdi de “omurgasız!”

Yalnız, henüz küçük bir “lavra!”

“Lavra” olduğu için, bir “paçavra”ya sarılmış, o “paçavra”da kendini gizlemeye çalışıyor!..

“Sidikli” olduğu dönemde, her zaman olduğu gibi; “yatağını ıslattığı” için, yataktan kalkamamış, dolayısıyla “12 Eylül 1980” günü sabaha karşı bir “darbe” olduğunu da “İhsan Hoca ve oğlu”ndan öğrenmişti!..

Ne var ki;

“40 yaşına geldiğinde”, kendince bir “senaryo” uydurmuş ve bu darbenin “İhsan Hoca gibi Müslümanlara değil, kot pantolonlu sendikacının şahsında, solculara karşı yapıldığını” iddia etmişti!..

Diyordu ki;

“Askerler geliyordu eve doğru!.. Biz İhsan Hoca’yı götürecekler zannederken, evin üst katındaki kot pantolonlu sendikacıyı, yaka paça sürükleyerek götürdüler!..”

“Yalan”dı bu yazdıkları!..

Hem de “kuyruklu yalan!”

Çünkü, “İhsan Hoca’nın apartmanında, kot pantolonlu bir sendikacı” oturmuyordu!..

Dahası; bu “sidikli”nin olan-biteni görmesi de mümkün değildi!..

Çünkü o, her zaman yaptığı gibi, “yatağını yine ıslatmış”tı ve yataktan çıkamıyordu!..

Dolayısıyla; “asker”leri de, “sendika-cı”yı da görmesi mümkün değildi!..

Ama, kafasında bir “senaryo” uydurmuştu ve içine “yalan-yanlış” her şeyi doldurmuştu!..

Artık, “Karşı Mahalle”nin kucağına oturmuştu ya, “senaryo”ları da oraya uyduruyordu!..

Hepsi “yalan” olsa da!..

O mahalleye yutturuyordu!

DÜN SENDİKACI, BUGÜN ANNESİ!

Duydum ki; “Sidiklilik ve Dalaksızlık Çağı”ndan, “Omurgasızlık Çağı”na evrilince, bir “senaryo” daha uydurmuş!..

Bu defa “sendikacı”yı değil, “annesini” katmış senaryonun içine!..

Annesi, CHP Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzüne karşı, gözlerinin içine baka baka, hem de “dümdük” diyesiymiş, ki;

“Sizi seviyorum ve  destekliyorum!.. Size oy vermek istiyordum ama eşim izin vermedi!.. O da, sizin şahsınızdan dolayı değil, partinizden dolayı oy vermiyordu!”

Demek oluyordu ki;

Babası, “CHP karşıtı”ydı!..

Annesi de “AK Partili!”

İyi de;

Ne zaman yaşanmış bu olay?..

7 Haziran’dan önce mi, sonra mı?..

Çünkü, “7 Haziran seçimleri”nden önce böyle bir konuşma geçtiyse, “külliyen yalan”dır!..

Çünkü, bu yaratığın babası;

24 Ağustos 2013’te vefat etmiştir!.. O tarihte de; ne “seçim” vardı, ne de Kılıçdaroğlu adaydı!..

Uzun lâfın kısası;

Bu yaratık, “AK Parti-CHP koalisyonu” kurulsun diye, “annesi”ni bile “meze” yapmaktan çekinmeyen “aşağılık bir yaratık”tır!..

“Paçavralara sarılı” olduğu ve “Paçavralar tarafından kuşatıldığı” için, yazmayacağı “senaryo”, uydurmayacağı “yalan” ve kullanmayacağı “insan” yoktur!..

Sonunda, “annesini” bile “siyasi emelleri” için kullandı ya, pes doğrusu!..

Ama, nihayetinde “Sahibinin Sesi”dir!.

İllâ sahibine yaranacak!..

Yoksa, “yal” vermezler!..

Görevini yapmazsa, “yol” verirler!..

MUHSİN KIZILKAYA OLAYI

Bu “yaratık”ların sayısı o kadar çok ki!. Hani, bir-iki tane olsalar, “hoşt” der, geçersin!..

Ama sayıları çok fazla!..

Adeta, memleketi “işgal” etmişler!..

Hani; “Bu ne biçim köy!.. Taşları bağlamışlar, köpekleri salmışlar” diye bir söz vardır ya; aynen öyle!..

“Sahibinin Sesi” çok!..

“Memleketi sahiplenenler” için ise, maalesef taşlar bağlı!.. Sök sökebilirsen, fırlat, fırlatabilirsen!..

Taşlar bağlı olduğu içindir ki;

Ortalık “havlayanlar”dan geçilmiyor!..

Bakın, “karşı Taraf”ta bir “it” havlıyor yine: “Eşini bıçaklayan Muhsin Kızılkaya, Özgecan’ın kentinden AK Parti milletvekili oldu!”

Dedik ya;

“Köpek, köpekliğini yapacak!”

Onlara, bunun için “yal” veriyorlar, bunun için “besliyorlar!”

Ama, “havlama”nın da bir sınırı var!.. Muhsin Kızılkaya’nın eşi Gülsün Hanım; “Evde yaşanmış mutfak kazasından kaynaklanan bir hadiseyi, yıllar sonra kadına şiddetin bir örneği gibi göstermek; bana, eşime ve çocuklarıma atılmış bir iftiradır” derken, bu olayı hâlâ “kadına karşı şiddet” gibi göstermek, “kalem fahişeliği” değil de, nedir?..

Hadi, farz edelim ki; Kızılkaya’ların evinde, böyle bir nahoş olay yaşandı...

Peki, ne zaman yaşandı?..

“2002 yılında!”

Adama sormazlar mı;

“13 yıl sonra” bu olayı gündeme getirmenin âlemi ne?..

Ya da, şöyle soralım:

“Muhsin Kızılkaya, CHP veya HDP’den milletvekili olsaydı, yine de bu olayı gündeme getirir miydiniz?”

Elbette üstünü örterlerdi!..

Peki; 

“CHP ve HDP’ye öyle, AK Parti’ye böyle” bir tavır, “fahişelik” değil de, nedir?.

“Parayı verene göre pozisyon alma”nın bir tek izahı vardır: “Kalem fahişeliği!”

Ya da;

“Kahpelik!”

Sizi gidi “kahpenin dölleri” sizi!..

Hele söyleyin;

“AK Parti düşmanlığı” yapmanız için, size ne kadar “vizite ücreti” ödüyorlar?..

Pardon;

Ne kadar “kemik” atıyorlar?..

YA PARALELCİ FAHİŞELER?!?

Medya, “kalem fahişeliği”nden geçinenlerle, “siyaset” de “kelâm fahişeliği”nden geçinenlerle dolu!..

“IŞİD teröristleri”nin Kobani’ye Cerablus’tan, hem de “PYD kıyafetleri”yle geçtiği; hem “kamera kayıtları”ndan görüldüğü, hem de “PYD’li teröristler” tarafından açıklandığı halde, HDP’li sözcüler, hâlâ “Türkiye’den geçtiklerini” iddia ediyorlar ki; işte buna “kelâm fahişeliği” denir!..

Bu “fahişe”lerin amacı bellidir:

Türkiye’yi “terörist ülke” ya da “teröre yardım ve yataklık” eden bir ülke olarak göstermek istiyorlar ki, “Suriye’nin Kuzeyi’nde, Türkiye’nin Güneyi’nde” bir “PKK Devleti” kurulmasına sesini çıkarmasın!..

“Türkiye’nin eli-kolu ve ağzı bağlansın” ki, “Emperyalist ülkeler”in 1915’te yarım bıraktığı “gizli-plân” tıkır tıkır işlesin!.

PYD’nin, bir “terör örgütü” olduğu bilindiği hale, bu örgütün, bizim sınırlarımızda bir “PKK koridoru” açmasına başta “HDP’liler” olmak üzere, “Paralelci yayın organları”nın, bu “böl, parçala, yut” plânına destek vermesi, nasıl izah edilir?..

Burada bir “kalleşlik” yok mu?..

Bir “kahpelik” yok mu?..

Bunlara; “Kalem ve Kelâm fahişeleri” dersek, haksızlık mı etmiş oluruz?..

Şu hâle bakın;

PKK’ya, düne kadar “Bebek katilleri!.. 

Eli kanlı teröristler” diyen bir “Cemaat”(!) bugün kalkmış; “PKK devleti”ni savunuyor, “Türkiye’nin parçalanması”na destek veriyor!..

Bu “savrulma” niye?..

“Türkiye düşmanlığı” bunların “gen”lerinde mi vardı, “izin” almadan tuvalete bile gitmedikleri “Otorite”nin bayrağındaki “Altıgen”den mi kaynaklanıyor?..

Ya “gen”leri bozuktu,

Ya da “Altıgen” öyle istiyor!..

E-5’TEN, TEM’E!

Ama, yetti artık!..

Bu “kalem fahişeleri”nden de, “kelâm fahişeleri”nden de bıktık, usandık!..

Yetti be!..

“E-5 kenarındakiler” yetmedi, bir de “TEM kenarındakiler” çıktı karşımıza!..

Bu “Sidikli!.. Dalaksız!.. Omurgasızlar”la uğraşarak mı geçecek bizim ömrümüz!..

Hangi birine “hoşt” diyeceğiz?!?..

Şu “medya dünyası”nda, bir “adam evlâdı”na hasret kaldık!.. Karşımıza bir “insan” çıksa da, adam gibi konuşsak!..

İyice bıktık artık;

“Sidikli”lerle,

“Dalaksız”larla,

“Omurgasız”la uğraşmaktan!..

Topunuza birden, “Hoşt!”

*****************************************************************************

Tezcan Hanım, malı gözünden tanırmış!.. Ehh, biz de!

Ne diyordu Tezcan Hanım;

“Cumhurbaşkanlığı’ndaki o masa, 240 bin liradır!.. Koltuklar da 435 bin lira!.. 

İftar mönüsüyle birlikte, o yemek en az 1 milyon liraya malolmuştur!”

Oysa, “görkemli” olduğu iddia edilen masa, “sunta”dan yapılmıştı ve fiyatı da “4 bin 600 lira” idi!..

Tabiî, “sunta” olduğu ve “parçalar” birleştirilerek “yuvarlak masa” elde edildiği “masanın örtüsü kaldırıldıktan sonra” anlaşılmıştı!..

Ankara Mimarlar Odası Başkanı Tezcan Karakuş Candan, maskesi indirilip, gerçekler ortaya çıktıktan sonra demiş ki;

“Biz o masanın ihtişamlı çıkacağını zannettik!”

Bak seenn!..

Hanım ablamız “zan”lara göre hareket ediyor!.. Oysa, daha önce diyordu ki;

“Biz, malı gözünden tanırız!”

Biz de öyle... “Kimin ne mal olduğunu” biz de gözünden tanırız!..

Ama yine de yanılmış olabiliriz!.. Tezcan Hanım, nasıl ki “örtüsü” kalkınca anlamış masanın “ihtişamlı” olmadığını!.. fiimdi ben de merak ediyorum; Tezcan Hanım acaba “ihtişamlı” mıdır?..

Hayır, soyunmasına gerek yok!..

“Biz, malı gözünden tanırız!”

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.