1. YAZARLAR

  2. İnci TULUNAY

  3. Ağlayarak değil, anlayarak...
İnci TULUNAY

İnci TULUNAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Ağlayarak değil, anlayarak...

A+A-

Halkına, vatanına canından fazla değer veren insanlar..

Kadınları ve çocuklarının yaşayabilecekleri bir toprak  parçası bırakmak için..

Çanakkale" de yaşananları anlamak..

Çocuklarımıza doğru dürüst anlatmak..

Öleceklerini bile bile inançları, vatanları, namusları uğruna savaşa giden, aç , açık kalarak savaşan  insanlarımızı anmak..

Hep ama hep hatırlamak zorundayız..

Bu onlara minnet borcumuz..

Onların çocukları vardı, yetim kaldı, karıları vardı ersiz  kaldı..

Anaları babaları vardı, evlatsız kaldı..

Daha bıyıkları yeni terlemiş olanlar vardı, yeni sevdalanmışlardı..

Kavuşamayacaklarını  biliyorlardı..

Onların hiç çocukları olmayacaktı.

Gelecekleri olmadığını bile bile , gelecek nesiller için öldüler.

Vatan için barış için kan ve gözyaşı dökülmeden bir gelecek isterdik değil mi?

İstemekle olmuyor işte..Bırakmıyorlar..

Yaşayabileceğimiz topraklar olmadan biz biz olmayız, biz biz olarak kalamayız!!!

*****************************************************************

 

“Yazar, AHMET Hikmet Müftüoğlu"nun Çağlayanlar"ında “Sümbül Kokusu” adlı güzel bir hikâyesi vardır: Budapeşte Üniversitesi"nde okuyan Hüseyin Ârif, müttefiklerin büyük bir donanmayla Çanakkale"ye saldırdıklarını duyunca üzüntüye ve ümitsizliğe kapılarak intihara karar verir. Şakağına dayadığı rövelverin tetiğini çekeceği sırada, penceresinin önünde dört gündür duran saksıdaki sümbülleri görür, yaklaşır, koklayınca birden irkilir, geri çekilip bir süre düşündükten sonra ağlayarak saksının üzerine kapanır, çiçeği yüzüne gözüne sürer, koklar, koklar, koklar. Dimağına tuhaf bir baygınlık gelirken, gönlü aşkla ve “secde istiğrakı” ile dolar.

Tam o sırada kapı çalınır. Bitkin bir sesle “Gel!” diye seslenen Hüseyin Ârif, karşısında arkadaşı Mehmet Siyavuş"u görünce hemen saksıyı kavrayıp “Şunu kokla, kokla Mehmed!” diyerek uzatır. Arkadaşının perişan halinden ve heyecanından ürken Mehmed Siyavuş çiçeğe yaklaşıp kokusunu yavaşça içine çeker. Hüseyin Ârif, saksıyı Mehmet"in yüzüne iyice yaklaştırarak “Hayır” diye haykırır, “İyi kokla! Derin kokla! Gözlerini kapayarak kokla! Koklarken gözlerinin önüne ne geliyor! Neresi geliyor? Söyle. Allah aşkına bütün ruhunla, bütün nefesinle kokla!”

“İstanbul kokusu!”

MEHMET Siyavuş, arkadaşının ısrarı üzerine sümbüllerin kokusunu derin bir nefesle içine çekince, büyük bir keşif heyecanıyla “İstanbul kokusu!” deyiverir.

İki arkadaş, vecd halinde, İstanbul"dan, bahar aylarında Köprü başında kurulan işportalardan ve “Bahariye kokuları!” diye bağıran kara yağız satıcıların kollarına taktıkları ince uzun sepetlerdeki demet demet lâle, zerrin, şebboy ve menekşelerin etrafa yaydıkları baygın kokulardan söz ederler; Beşiktaş"ın, Eyüb"ün fulya tarlalarını hayal edip “Âh! Vatan! Misk gibi kokusu canlarda tüter” diye inlerler: “Güneşi böyle, göğü böyle kokar değil mi? Viranesi böyle, mamuresi böyle kokar. Sarayı böyle, kulübesi böyle kokar değil mi?”

Sümbülleri kokladıkça, İstanbul"un ve bütün vatanın güzellikleri iki gencin gözlerinde canlanır. Bu güzellikler kirli düşman çizmeleri altında çiğnenirken yaşamak alçaklıktır. Mehmed Siyavuş, rövelverini kapıp tekrar intihara kalkışan Hüseyin Ârif"i engeller. Gidip vatan için dövüşmek varken intihar anlamsızdır!

Sonuç mu? Hüseyin Ârif ve Mehmet Siyavuş ülkelerine dönüp Çanakkale"de düşmanla savaşarak şehit olmaya karar verirler.

Çimentepe

BİR hikâye de Süleyman Nazif"ten: Yaşları yirmi ile yirmi beş asında altı arkadaş. Vatanın tehlikede olduğunu görünce okullarını terk ederek orduya katılır ve yedek subay eğitimi gördükten sonra Çanakkale"ye giderler. Ve bir gün Çimentepe önünde yirmi İngiliz zırhlısı belirip ateş kusmaya başlar. Ortalık cehenneme dönmüştür. Çok geçmeden karaya asker de çıkaran İngilizler, Çimentepe"yi ele geçirmeye kararlı görünmektedirler. Tepe düşmek üzeredir ki, bölgenin kumandanı, en tehlikeli noktada mevzilenmiş alayın siperlerine doğru ilerleyerek “Bu alayı yerinden oynatıp düşmanın üzerine atacak subaylarınız yok mu?” diye haykırır. Şehit olmak niyetiyle cepheye koşmuş olan altı genç, ansızın, bir gün önce yazıp besteledikleri şarkıyı bir ağızdan okuyarak siperlerinden fırlarlar:

Bu toprağı Türk"ün kanı yoğurdu

Annem beni bugün için doğurdu

Onların bu cesurca atılışı alayı heyecanlandırır ve hep birden hücum kalkar, siperlerinden fırlar fırlamaz şehit olan altı gencin mübarek naaşlarının üzerinden geçerek İngilizleri püskürtürler.

Süleyman Nazif, “Çimentepe” yazısında, inanılmaz gibi görünen bu hikâyeyi kendisine hadiseye bizzat şahit olan Muallim Siraceddin"in ağlayarak anlattığını belirttikten sonra bu müthiş kahramanlık hikâyesini dinlerken idrakinin, muhakemesinin, hissinin, hayalinin titrediğini söylüyor.

Çanakkale"de şehit düşmüş Hüseyin Arif"ler, Mehmet Siyavuş"lar, tarihimize böyle iç yakıcı binlerce hikâye armağan etmişlerdir. Ne yazık ki bu hikâyeleri çocuklarımıza doğru dürüst anlatamıyoruz.

Çanakkale"deki muharebe alanların hiç değilse bir defa gezmek ve kahramanların ruhlarıyla hemhal olmak gerekir. Emin olun, şehitlerimizin cisimsiz varlıklarıyla vatanı hâlâ korumaya devam ettiklerini derinden derine hissedeceksiniz.

Oralarda yüreği titremeyen ve gözleri yaşarmayan biri Türk olamaz. (Beşir Ayvazoğlu 16 Mart 2006 Tercüman.)

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar